Formula 1 ve iş dersleri

"Üst düzey performans: F1’den İş Dersleri
(Performance at the Limit: Business Lessons from F1 Motor Racing)"


isimli kitabın yazarlarından Pasternak'ın
bir röportajını okudum azönce.

İnovasyon, iş dünyası yada kişisel gelişim konularıyla
ilgilenenler için paylaşmak istiyorum bu röportajı...




Strateji, performans, rekabet, inovasyon ve teknoloji.

İş dünyasının bu muhteşem beşlisinin, en az iş dünyası
kadar hayati önem taşıdığı bir spor var: Formula 1 .

Belki de bu özellikleri nedeniyle F1, iş dünyasının
birçok önemli ismini kendine çekiyor.
Bu kişiler, kendi yaşamlarındaki zorlu rekabet şartlarını
F1 pistinde görmekten zevk alıyor.

30 yılı aşkın süredir, dünyanın çeşitli ülkelerinde
danışman olarak çalışan Ken Pasternak da bu sporla
iş dünyası arasındaki benzerliği ve işadamlarının
F1 tutkusunu fark etmiş, dahası kitap haline getirmiş.

Pasternak’ın, F1 ile iş dünyası arasındaki benzerlik üzerine
yoğunlaşması uluslararası bir hukuk firması sayesinde olmuş.
Bu hukuk firması, Pasternak ile kitabın diğer iki yazarından,
avukatları için F1 üzerine kurulmuş bir eğitim programı
hazırlamalarını istemiş.

Avukatlarının tavsiye verdikleri işadamlarının içinde
bulundukları şartları deneyimlemesini isteyen firma sayesinde
eğitimciler, bunun eğlenceli ve ilginç bir yöntem olduğunu,
ayrıca F1’de ve iş dünyasında iyi kararlar vermek arasında
birçok paralellik bulunduğunu fark etmiş.

Böylece tüm bu dinamikleri bir araya getirerek F1’den
İş Dersleri
kitabını ortaya çıkarmışlar.

Pasternak, “İş dünyasıyla tüm sporlar arasında birçok benzerlik
var ancak F1,uluslararası doğası nedeniyle diğerlerinden ayrılıyor.
Bu spor dünyanın çok farklı ülkelerinde yapılıyor,
ayrıca hiper rekabetçi” diyor ve bir takımın yarış sezonu boyunca
her hafta aynı performansı sergilemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Pasternak,iş dünyasındaki en önemli problematiklerden
biri olan takım ruhu konusunda F1 ile iş dünyası arasında
büyük fark olduğunu söylüyor:

“F1’in artı bir yönü var;
bu çocukların çalıştığı kadar uzun saatler boyunca çalışan
herkes çok tutkulu olur.
İş dünyasında bu tür tutkuyu ve özveriyi yaratamamak anlaşılır bir şey.

Bu soruyu yanıtlayacak çok temel bir felsefem var:
İnsanlar yaptıkları işte eğlenmiyor.
Bu nedenle tutku duymak onlar için çok zor.”

Tutkunun, organizasyon kültürünün nasıl yaratılacağı,
insanların her gün işe gelmeleri ve en iyi performanslarını
göstermeleri için nasıl motive edileceğiyle doğrudan bağlantılı
olduğuna dikkat çeken Pasternak,
Eğer bunun için bir cevabım olsaydı
varlıklı bir insan olurdum ve o kitabı yazmazdım.
Ama bu, bildiğiniz her şeyin bir kombinasyonu.
Güçlü insanların gerçekten inanacağı
ve parçası olmak isteceği bir vizyon yaratacak,
insanları karar vermeye ve aksiyon almaya yöneltecek
liderlere ihtiyaç var
” diyor.

İnsanların izole edildiklerini ve kendi küçük alanlarında
çalıştıklarını hissettiklerinde diğer çalışanlarla bağlı olduklarını
göremediklerini söyleyen Pasternak,
takım ruhu konusundaki problematikte temel bir noktayı işaret ediyor:

“Aslında çalışanlar takım değil.
Onlar, bir çalışma grubundaki bireyler.
Ortak amaçları ve hedefleri paylaşmıyorlar.
Bir araya geldiklerinde şirketin hedeflerini gerçekleştirmek için
ortak risk almaya hazır değiller.
Ama bunu gerçekleştirmek gerekiyor ve bu konuda bir problem varsa,
ben bunu yöneticiye yüklerim.



Uygun ortamı yaratmak için işini yapmıyor demektir.

Yönetici de ‘Patronuma bakıyorum, o da bunu yapmıyor’ diyebilir.

Demek ki her şey en tepeden başlıyor.

Liderler yalnızca iyi takım çalışması ve motivasyondan bahsetmemeli.

Onlar birer rol modeldir ve o şekilde davranmalıdırlar.

Çünkü eğer liderseniz, sevseniz de sevmeseniz de
her zaman sahnedesinizdir.

Söylediğiniz, yaptığınız her şey çalışanlar tarafından gözlemlenir.

Eğer liderler söylediklerini yapmazsa,
sözleri daha az güvenilir oluyor.”