"
1934 yılında soyadı kanunu çıktı,
her türk kendine bir soyadı alacaktı.
Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için
insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.

Dünyanın en cimrileri 'eli açık',
dünyanın en korkakları 'yürekli',
dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar.
Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen
bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadının almıştı.
Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan,
özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan
soyadlarını kapışıyorlardı.
Her türlü yağmada hep sona kaldığım için
güzel soyadı yağmasında da sona kaldım.
Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından,
kendime 'nesin' soyadını aldım.
Herkes 'nesin' diye çağırdıkça
ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.
"
Aziz Nesin
Okuduğum zaman beni çok etkileyen bu yazıyı Aziz Nesin' in
siyasi dünya görüşünden bağımsız olarak paylaşıyorum.
Ve aklımdan sadece
İnsanın ne olduğunu bilmesi
+
kelimeleri ustaca kullanmanın bir sanat olduğu
geçti .
Hülya
Bu anıya rastladığım yer
Aziz Nesin hakkında
Oğlu matematik bilimcisi Ali Nesin
Nesin Matematik Köyü
Can Dündar' dan "Aziz Nesin'in aşk mektupları nasıl yakıldı"
Aziz Nesin Sözleri
güncelleme / 21.10.08
yorum yapan arkadaşlarımdan sevgili
STICKMAN ve BETUL ,
Aziz Nesin'in "şimdiki çocuklar harika"
isimli kitabından bahsetmişler.
merak ettim.okumamıştım.
konusu ilgimi çekti.
belki (tekrar) okumak isteyebilirsiniz düşüncesi ile
143 sayfa olduğu için pdf formatında sizinle de paylaşıyorum.
ekteki dosyaya bana ait linkden ulaşabilirsiniz...
"şimdiki çocuklar harika" pdf dosya / hülya
not:
pdf formatında görüntüleyemiyorsanız,
adobe reader yüklemelisiniz.
isterseniz bu adresden programı indirip kurabilirsiniz.
/ free /











36 yorum yapıldı:
Ablacım yine süper bir yazıyla bizi düşünmeye sevkettin. Ne diyeyim ben sana! Hah buldum, daha sık güncellen. Lüfen! :)
Bu yazıdan hareketle soyadımıza karar veren büyükbüyükbabam epey yılgın bir insanmış.Taci Bey'e katılıyor ve bu sayfanın 4 saatte bir güncellenmesini istiyorum:)
Rumuz:Blogu sahiplenmiş okuyucu:)
Çok güzel, gerçekten de üzerine hiç düşünmemiştim neden Nesin diye. Yine güzel, kıyıda köşede kalmış ilginç bir konu :)
Hımm güzel yazı olmu..Benim soyadım ben paşa torunu olduğum için ordan geliyor o yüzden çok gurur duyarım..İyi ki eli açık çalışkan veya Türk olmamışş.Şimdi bu yazıayı okuyup böle soyadlar olanlar ne haller içindeler bilemiyorum:P:p
Evet bir de daha sık güncelleme istiyoruz:P:p
şimdi ki çocuklar harika isimli kitabını okumuştum yıllaaaar yılllaaar önce. bu yazıyı görünce bi umut kitaplığa baktım duruyo mu diye. hakkaten duruyomuş.
bu yazıyı sevdim ama hafiften soyadımdan kıllanmama sebep oldu :) neyse fikrimi paylaştım, hakkaten ne kadar da güzelmiş.
(sevgili hülya, sevgili hülya ne güzel blogun var ne güzel)
Güçlüyol benim soyadım.Gerçekten dedemin babası o dönemde soyadı alırken çok uğraşmş.Herkes hep paşa,ağa,öz,güçlü gibi kuvvet çağrıştıran soyadlarını almaya uğraşıyorlarmış.Büyükdedemde çok zorluklar çektiği için,"güçlü" istiyormuş ama alınmış,bir yol bulamazmıyım acaba derken ozaman "güçlüyol" olsun demiş o dönemin memuru adam.Yani kaderimizi memur çizmiş soyadında.Versiyonları olsada "güçlüyol"olarak pek rastlamadm.Genelde güçlüol diye yazıyorlar ona sinir oluyorum.Başka derdim yok bukonuda.Amma düşündürdün geçmişe götürdün beni Hülya.Büyükdedemin anlattığı birsürü şey geçti aklımdan.Hayatta değil artık ama olsun.İyikide yok belkide,memleketin bu halini görseydi zaten kahrından ölürdü,savaş gazisiydi.Vatan için hem sağ bacağını hem sol elinin 4 parmağını kaybetmiş.Çcuklarına "çocuklarınızı okutun vatana yarayan birisi olsunlar"diye vasiyet etmişti.Ben öğretmen oldum,abim hava harp okulunda asker eğitimci,eşi çocuk doktoru,kız kardeşim Marmara Ün.de asistan.Yani biz tuttuk sözümüzü.Vatana millete hizmet edecek vazifelerdeyiz.İçimiz rahat.
En sevdiğim şiirini ekliyorum Aziz Nesin'in.
Yazınızı okuyunca aklıma geldi.
İçimi ürperten bir şiirdir.
uyumaya değil
ruyalarıma gidiyorum
orada yaşayacağım isteğimce
uyanıkken hiç yaşayamadığım
hepsi de gençti güzeldi
sevdim sevildim diye aldanarak
son gördüğüm onlar olacak
bunca yıldır sevgiye dayanamadığım
ölüme değil
sonsuzluğa gidiyorum
orda dinleneceğim gönlümce
yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim
kalemim yine elimde
kağıtlarım da önümde
son uykusunda düşecek başım
sağlığımda hiç eğmediğim .
"Şimdiki çocuklar harika" kitabını çocuken okumuştum, nasılda gülmüştüm, şimdi tekrar okumak istiyorum aslında eminim daha farklı algılarım. çok düşündürücü bir anı hülyacım."nesin" gerçekten insanı acaba gerçekten "neyim" diye düşüncelere gark edebilecek bir soyadı. böyle orijinal ve gözlerden uzak konular bulabilmene ve en güzel biçimde paylaşmana bayılıyorum. sevgilerimle.
Hülya Hn;
Yine güzel bir araştırmacı-gazetecilik çalışması olmuş.Benim anladığım,
Aziz Nesin'in tespiti çok doğru.Aynı mesajı veren güzel deyimler de mevcut.
Kraldan çok kralcı olmak gibi.
Kaynak yazıdaki eleştiri de iyiydi.
Son çevrecinin yeşili sevdiğini biliyoruz ama onun sevdiği yeşil bizimkinden farklı.($)
Sevgili Hulya Hanım,
Her zamanki gibi güzel ve düşündürücü bir yazı yazmışsınız.Özellikle ekte verdiğiniz dosyayı okuduğumda oğlumla (kendisi henuz 7 yaşında olur)olan ilişkilerimi,kendimi içsel anlamda gözden geçirme,sorgulama gereği hissettim.Paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
Dostça kalın.
Adını çoğu ülkede duyuran ünlü üstad
Cumhuriyetten önce doğduğundan o zmanki ismi Mehmet Nustetti Soyadı Kanunu çıkıncada ailesinin isteği üzerine seninde yazdığın gibi düşüncelerinden dolayı NESİN soyismini aldığını biliyorum
Bir gazete de vasiyetini okumuştum elinde olan bazı dosyalarının yakılmasını, bazılarınında adres verilerek postalanmasını istemiş vasiyetinde
Taci,teşekkürler ilgin için.
Odtü'de işletme okumak kolay değil biliyorum,yoğunsundur ama bana diyorsun sen en son 17.sinde yazmışsın :)
Godsyndrome,soyadın konusunda yorum yapamıyorum ama kullanıcı adın "godsyndrome" oldukça güçlü...açığı kapattığını düşünüyorum.
Ukturk,her nekadar seni şuan blog editörü olara tanısak da,birgün senin de "paşa" olduğunu duyarım/z umarım.
Sezen,evet belki de bir babanın evladı için isteyebileceği en önemli değerlerden bir tanesi vatana millete hayırlı evlat olması.
Beyaz Tavşan,teşekkür ederim.
kendi sitenizde yazılarınızı yoruma kapatmayı tercih etseniz de sizi/yazılarınızı takip ettiğimi bilmenizi isterim.
Stickman , parantez içindeki yazıya güldüm...
Senin ve sevgili Betül'ün tavsiyesi ile bende bahsettiğiniz kitabı okumak istedim.
enazından elimin altında dursun:)
yazıda sizden ilham alarak güncelleme yaptım.
son bölümde görebilirsiniz.
şu sıralar internetteki bilgilerde ücretli olmuş.ben bu insanları anlamıyorum.
ne garip bir dünyadır,ne kolay para kazanma durumudur gerçekten anlayamıyorum ...
hikayeyi ararken pekçok e-book buldum ancak herkes ücret istiyor.öğrenciler ödevlerini araştırıp kendileri yapmak yerine böyle hazır yapan sitelere dadandıkları,ne uğraşıcam internette var deyip para hesabı yapmadıkları için bunu ticarete dökmüş bazı siteler.
üye oluyorsunuz dosyayı indirmek için,dosya ücretsiz ama üyelik ücretli:)
neyse,ücretsiz bulduk başka bir kanaldan:)
Betülcüm,sevgiler.
Çok garip. İnsanlar kendilerini tatmin etmek için cafcalı soyadları alıyorlar ama hepsi mezara kadar işte :)
Mr.Orpen,araştırmacı kısmını kabul ediyorum ama gazetecilik kısmı size ait.siz tam bir gazeteci ve köşe yazarı gibi yani o edayla yazıyorsunuz.bilmiyorum belki gerçek mesleğinizde o dur...
ben ençok asıl kaynaktaki yazarın yazıda kullandığı "...çevreciler seni yesin" başlığına vuruldum.
Katya Güler,hoşgeldiniz.
yorumunuzda kullandığınız "içsel gözden geçirme" ve "sorgulama" kelimeleri ilgi alanıma girdiği için belki de hemen dikkatimi çekti.birazdan sizdeyim...oğlunuza ve size iyi pazarlar.
Dost,
"son uykusunda düşecek başım
sağlığımda hiç eğmediğim . "
mısralarına bayıldım...
bilmediğim bir şiiriydi yazarın,katkın için teşekkür ederim.
Yasemincim,evet bahsi geçen yakılmasını istediği mektuplarla ilgili Can Dündar'ın güzel bir yazısı vardı o makaleyi de eklemiştim zaten yazıya.sevgilerimle,iyi pazarlar erva ve afraya da.
Çok güzel bir anı! Teşekkür ederiz Hülyacım bizimle paylaştığın için! Bak bend e benim soy adımın öyküsünü anlatayım :)
Biz Yugoslavya göçmeniyiz! Savaş zamanı dedemler Türkiye'ye dönmüşler. Sıyadı kanunu çıktığı zaman, nifus müdürlüğüne gitmişler. Dedem çok saf insan yani aklına gelmiyor bir türlü soyadı ne olsun diye düşünemiyor bile! O sırada nifus memuruyla konuşuyorlar;
-Babacım demek Yugoslavyadan geldiniz he?
-Evet evlat! Savaş çıktı ve bizde ana vatana dönmek zorunda kaldık! Çk zor günlerdi ve herşeyimiz aldılar.
-Ne yani herşeyinizi aldılar mı?
-Evet!
-Babacım o zaman sizin soy adınız ALMIŞLAR olsun...
Nacizane bizimde soyadı hikayemiz böyle işte :)
:) Benim senin kadar sıkı takipçilerim olmadığı için kafama göre yazabiliyorum aslında, pek sorun olmuyor :) Ama daha sık güncellemeye çalışacağım bundan sonra valla.
:)) Selamlar.. Seçtiğiniz konu muhteşem valla.. Aziz misin NESİN:)) Ayrıca işin enteresan tarafı yorumları okumakta çok büyük bir zevk.. Yazıyla yorumu birleştirmek, su serpmek konusunda, inanın üzerinize bir daha yok, ayrıca çok zevkli, keyifli.. Bu arada üstadları bu şekilde tanıtmak ayrıca bir incelik.. Formatını oldum olası seviyordum ama sanırım demleniyorsunuz Hülya Hanım..Yoksa sizde mi gazetecisiniz?:)) Çoğu gazetecilere buradan duyurulur ayrıca.!.
Soyadı yasası da kendi içinde komik mi desem yoksa bu dönemleri anlatanlarla buluştuğumuz için şanlımıyız desek.. Sistematikde ikili adlandırma vardır hani ilk adı cins sonraki tür:)) Osmanlı döneminde zadeler, oğullar derken yeni dönemde cins adımızı aldık.. Aslında merak ettim şimdi bu uygulama(evrensel) ne zaman çıktı? diye:))
Bizimkilerde aile meclisini toplamışlar "sargın" olsun demişler.. Kuyrukta ne olması gerekir sorusunu çözememiş biri bizimkilerin düşük çeneliliğinden soyadını çalmış..Memura söylediklerinde olmaz demiş..Bir önceki bu soyadı aldı demiş. Aileyi temsilen bulunan amcam demirci olduğundan demirel soyadını uygun bulmuş bu memur..:)) İkinci yaşca büyük amcam iyiki bizi temsil etmiyormuş lakabı ufaklık anlamına gelen 45'lik miş:)) Ne olurdu bu durumda bilmiyorum tabii:)) Ama kırkbeşliği hep çok sevmişimdir çünki yaşça ve düşünceleri ile ve hatta adıyla Nesin sen'e çok benziyordu:)) Güzel çağrışımlar aldım çok teşekkürler yeniden..
Çok güzel çok dokunaklı ellerine sağlık..
Bir şeyin daha farkında olduk sayende...
Senin için bir resim var canım bugünkü postumuzda belki bakmak istersin ;)
hülyacım, çok ince düşüncelisin, hemen indirdim, ilk fırsatta tamamını okuyacağım, çok teşekkürler, sanalda bile hediye vermeyi, insanları mutlu etmeyi çok seviyorsun, canım benim, tekrar teşekkürler.
gerçekten çok güzel bir davranş... aziz nesin'in bıtbıt kitabı var bulun okuyun demektense.... 10 numara paylaşım olmuş bilgi bağbında :)
hülya hanım dükkanı taşıdık hiç gelmediniz :)
bu arada gece gece bu yazı çok güzel oldu. soyadlarının hiç böyle olduğunu düşünmemiştim. geenelde herkes pek övünür zaten.
Bu size 2.yorumum Hülya Hnm.Yayınlanmayınca heralde gitmedi dye düşündüm.Tekrar yazıyorum.Googleda bişeyi ararken gittigim sitede sizin yazdığınız yazı çok ilgimi çekti.Yaşam koçluğu konusunda yaşamkoçu olduğunu söyleyen birisine giydirmişsiniz:p Öyle guzel yazmissinizki kullandığınız kelimelerin hepsi tektek çok olumlu kelimeler fakat cümleye dönünce çok başarılı bir giydirme olmuş:p
Mail adresinizi göremiyorum eğer sakıncası yoksa bana mail adresinizi yazabilirseniz size birşey sormak istiyorum.Benim mail adrsm:denturkan1979@gmail.com
bu olayı ilk defa duydum ve çok etkilendim, vay anasını !!
ben de etkilendim, halbukisi soyadım olan "uzunkavakaltındayataruyumazoğulları" ndan çok memnundun demekki, uyurlarmış !
yahu benim yorumumda yok???
ilginç bir yaklaşımdı....
soyadları seçilirken , memurun önüne gelen kişi düşünmüştür ne seçeceğim diye ve muhtemelen aklına ilk geleni söylemiştir.
Benim soyadımın ne düşünülerek seçildiğini de merak etmişimdir hep ama dedem nenem sağken aklıma gelip te sormadım ..Artık biraz geç bunun için değil mi?
Bu arada , buralarda sık kullanılanlar ile ilgili bir yazı olacaktı :))
Yanılıyor muyum ..
Burak Bey, sanırım bu linki arıyorsunuz ...
sık kullanılanlara eklenin
umarım faydalı olur.
sevgilerimle.
Blogundaki sık kullanılanlarla ilgili yorumumu bir türlü kabul etmedi blogun :( Napiym ,ben de buraya bıraktım.. Neşeli senlik dolu günler dilerim Teşekkürler Hülya ..... Benim gibi teknoloji fukaralarına yararlı olacak püf noktalarına değinmen , işe yarıyor gerçekten.... Sık kullananlara eklemeye teşvik edici oluyor tabii ki ... tabii ya , zaman zaman aklımıza takılanları soralım di mi , Güzin abla misali :)) Burraakk sevgiler
sorulması gereken tek soru bu galiba
NESİN
paylaşımın için teşekürler
sevgilerimle
Fıkra Sevenlere,Ahmet Hocam,kırkbeşlik ismi aslında güzel bir blog/site ismi olabilir.
Zehirli,gerçekten ilginç bir soyisim "almışlar"...ayrıca bu tarz isim-soyisim anılarında mutlaka "çok bilmiş" bir nüfus memurunun fikri geçiyor :)
Siminya,evet vay anasını :)
Dide,öss stresini üzerinden attığından çok belli:)yeni blogunda çok keyifli olmanı diliyorum.noktasına kadar baktım ve okudum...
Beenmaya,yaklaşık 10 gündür özellikle yorumlarda genel bir sorun var sanırım.firefox kullananlar bu sıkıntıyı daha çok yaşıyormuş.
Dikkatsiz,sizin gibi "uyanık" birisine o soyisim olmadı ...
Türkan Hnm,mail adresinize boş mail gönderdim,adres için.ancak sağ tarafta mail adresim var,belki sistemsel bir görüntülenememe durumu olmuş olabilir.
hulya@hulyakonar.com
ayrıca bahsettiğiniz konuda "giydirme " :)demeyelim de fikir beyan etme diyelim.
benim fikrim size daha yakın geldiği için benim haklı ve daha gerçeğe yakın yorumladığımı düşünmüş olabilirsiniz.
selam canım, akşam ziyaretine geldim, öpüyorum.
Bir uğrayayım blogunuza demiştim :) İyi geceler diliyorum :)
Bu iletiyi okuyunca yazınız aklıma geldi.. Ben de neden olmasın diyerek buraya getirdim..İyi geceler Hülya Hanım..
DUR BAKALIM NE OLACAK
Boğaziçi'nin Karadeniz Boğazına yakın Anadolu yakasında, deniz kıyısı üstünde bir çayevi... O çay evinin hemen bütün müşterileri, hep o semtin insanları olduklarından ve oraya sık sık geldiklerinden birbirlerini tanırlar. Çoğu da emeklidir. Emekli olunca konuşmaları doğal olarak geçim sıkıntısı, pahalılık, sürekli zamlar vb konular üstüne oluyor.
O sabah da yine her zamanki gibi önce ev dertlerinden başlayıp ülkenin sorunlarından konuşmaya geçtiler. Hükümet enflasyonu yüzde otuzda tutacağına söz vermişti, oysa yüzde sekseni buldu. Yüzde seksen, ha? Peki ne olacak? Almanya ya, Fransa'ya, İsveç'e işçi gönderdik, yine yetmedi; ta Arabistan'lara, Avustralya’lara işçi gönderdik, yine yetmedi. Şimdi de Sovyetler Birliğine işçi gönderilecekmiş. Gitmeye istekli işçiler öyle yığılmışlar ki, sıra kapmak için birbirlerini ezmişler. Allah Allah!... Yahu, komünist Rusya ya bile işçi gönderecekler ha? Paranın komünisti, faşisti, dini imanı olur mu arkadaş, para paradır, gelsin de nereden gelirse gelsin. Ben komünistin parasını alıp cami yaptırdıktan, kuran kursu açtıktan sonra bir günahı yok ki... Üstelik sevabı bile var.
Peki bunun sonu nereye varacak birader? Allah sonumuzu hayır eylesin!
Efendim, memleketin bütün gelirleri, aldığımız dış borçların yıllık faizini ödemeye bile yetmiyormuş. Deme yahu... Amerika’dan aldığımız borçlarla, salt eski borçların faizini bile zor ödüyormuşuz. Allah Allah... Bu gidişin sonu nereye varır dostum?
Ayemef diye uluslararası bir kuruluş var ya hani... Evet, işte o uluslar arası para fonu mu ne... Uluslararası demek, ne demek?
Amerika demek... İşte bizim kendi memleketimizde nereye ne yapacağımıza, neyi nasıl yapacağımıza, neyin nasıl yapılacağına, fabrikamıza, yolumuza, her şeyimize, her şeyimize o karar verirmiş... Yok yahu... Bak bunu bilmiyordum... Peki, böyle giderse ne olur...
Her gün, her akşam hep bu konular konuşulur... Her konuşmada aynı sözlerle şaşarlar! Yok yahu!... Allah Allah!...
Çayevindeki emekliler birbirlerine hep yanıtsız kalacak aynı soruyu sorarlar:
-Peki, ne olacak böyle? Bekleyelim görelim. Bakalım, ne olacak?
-Bunun sonu nereye varır böyle? Hep merak ediyoruz. Dur bakalım, ne olacak?
O sabah yine hiç bıkıp usanmadan aynı konular konuşuldu ve çayevindeki herkes birbirine 'Dur bakalım, ne olacak?' dedi.
Gün görmüş, dönem geçirmiş, eski Tophane Askeri Sanayi Mektebi'nden yetmişe, yetmişini çok aşkın bir eski işçi emeklisi,
-Dur bakalım, ne olacak deyip duruyorsunuz da, bana bir akrabamızın başına gelenleri anımsattınız.. dedi.
Başlar ona yöneldi. Akrabasının başına geleni merakla sordular. Bu ilgiyi bekleyen işçi emeklisi de olayı şöyle anlattı.
Hani hükümetimiz darda kalıp dünya cenneti Boğaziçi'nin en güzel tepelerini, korularını, yerlerini, petrol zengini Araplara satıyordu ya... İşte o sıra bir Arap zengini çıktı ortaya, Şeyh mi Prens mi, yoksa hepsi birden mi, öyle bir şey. Adı Ebul-Fatık El-Mışki. Boğaziçi’nin seyrine doyum olmaz tepelerden birini satın almış. Oraya artık köşk mü, konak mı, saray mı, işte öyle bir şey yaptıracak. Derken bu Ebul Fatık, bir Türk kızıyla evlenme sevdasına düşmüş. Hangi Türk kızı olduğu belli değil, yeter ki Türk kızı olsun... Elbet Arap ölçülerinde güzel de olacak.
Ebul-Fatık için satın alacağı tepeyi arayıp bulan komisyoncular, bu kez de ona kız aramaya başlamışlar. Ebul-Fatık’ın aradığı kızda aradığı koşullar var: Genç olacak, kız oğlan kız eline erkek eli değmemiş olacak ve gayette saf olacak. Bu zamanda İstanbul’da böyle kız bulmak kolay mı? Ebul-Fatık da zaman da para da çok, ille de aradığını bulacak. Aracılar, ısmarlanan kızı araya dursunlar, Ebul-Fatık da bir yandan çat pat Türkçe öğreniyor ki, evleneceği kızla 'yat, kalk, uzan, dön' falan filan gibi kendisine gerekli olan bir kaç söz konuşabilsin.
Ebul-Fatık’a çok kız göstermişler. Arap hinoğluhin, öyle her kızı da beğenmiyor. Süt beyaz tenli, lahmacun bedenli, kalçaları enli bir lokum olacak. Sonunda bulunan kızlardan birini çok beğenmiş. İşte biz Ebul-Fatık'ı bu ilişkiyle tanıdık. Çünkü, Ebul-Fatık’ın ayılıp bayılarak beğendiği kız, bizim hanımın uzak bir akrabasının kızı... Kız tam da Ebul-Fatık’ın istediği gibi, on yedi yaşında, kuran kursunda yetişmiş, akça pakça, yandan çarklı kalçalar... Saflığına gelince, aptaldan bir parmak yukarıda saf... Ebul Fatık’ı da bir görseniz, korkudan dudağınız uçuklar. Kızın babasından yaşlı. İnsan kılığındaki bu çirkinlik anıtını gören biri öyle şaşmış ki, iki elini gökyüzüne kaldırıp 'Hey kurban olduğum Allah, sen nelere kadir değilsin..' diye şaşkınlığını belirtmiş. Üstelik memleketinde üç mü, beş mi - kesin sayısı saptanamadı- karısı olduğundan bu kızı hükümet nikahıyla değil, imam nikahıyla alacak. Her neyse efendim, bu Ebul-Fatık, kızla evlendi.
Saf kız, çok yoksul bir ailenin çocuğu olduğundan, evlenip de o lükse, o görkeme kavuşunca çok mutlu oldu. Kocasının adı Ebul Fatık el-Mışkı çok uzun olduğundan, kızın ailesi ana kısaca Fıtık amca diyor. Hem de Fatık Bey deyince, Arabın adı azbuçuk Türkçeleşmiş oluyor. Kızın kendinden altı yaş küçük bir oğlan kardeşi var, kızın tersine cin mi cin. O, Fatık Amca diyemediğinden Fıtık Amca demeye başladı. Fıtık Amca aşağı, Fıtık Amca yukarı...
Biz de hanımla iki kez evlerine gittik. Boğazın tepesindeki o köşk yapılana dek, Nişantaşı’nda lüks daire satın almış, daireyi de kızın üstüne yapmış. Biz Fıtık Amca’yı orada tanıdık.
Gel zaman git zaman... Bundan sonra olanları bana hanım anlattı. O da, Fıtık amcanın genç karısından duymuş. Çünkü kadın olup biteni her önüne gelene anlatıyormuş.
Fıtık Amcanın güzel ve küçük karısı sokakta hep çarşafla geziyor. Fıtık Amca çok kıskanç olduğundan, gencecik karısının kadın akrabalarıyla bile sık görüşmesini istemiyor. İyi ama, Fıtık Amcanın evde olmadığı zamanlar kızın canı sıkılıyor. Kıskanç Amca, bir yandan da karısını eve hapseden koca izlenimi vermek istemiyor çevresine. Karısına güvenen bir koca görünümünde... İşte bu yüzden, kendisinin evde bulunmayacağı iki gün karısına alışveriş için, çok uzaklara gitmemek koşuluyla, sokağa çıkabileceğini söylüyor. Genç kadın buna çok seviniyor, ama sokakta ne yapsın tek başına? Sinemaya gidip gidemeyeceğini soruyor. Fıtık Amca uzun uzun düşünüyor. Karar vermek kolay değil. Gitme dese, karısına baskı yapmış olacak. Git demeye de içi elvermiyor. Birlikte gitmeleri hiç uygun değil. Sonun da şöyle diyor:
-Avet... Müsade var... Velakin avvalden ben görecek, bilahara sen...
Fıtık Amca, o dolaylardaki sinamalarda oynanan bütün flimleri seyredip 'Hazreti Ömer’in Adaleti' adlı yerli filimi görebileceğini söylüyor. Necmiye... Genç kadının adı. Gidiyor sinemaya... Fıtık Amcanın içi pırpır... Ertesi akşam eve dönüyor. Oh, şükür Necmiye evde.
-Necmiyaa?
-Efendim.
-Ne yaptın ben yokken?
Necmiye yanayakıla anlatmaya girişiyor!
-Ah,sorma...
Nasıl sormasın, meraktan çatlıyor.
-Ne oldu Necmiya?
--Öyle bir şey geldi ki başıma, şaştım şaştım kaldım.
-Ne geldi başına?
Necmiya saf saf anlatıyor!
-Senin söylediğin sinemaya gitmek üzere çarşaflandım.
-Şok güzel.
-Çıktım sokağa
-Avet?
-Yolda giderken bir herif sokuldu yanıma?
-Bir harif?
-Evet... Ben gidiyorum, o da yanımda gidiyor. Ben gidiyorum o da gidiyor. Dur bakalım, ne olacak, diye merak ettim.
Fıtık Amca çok bozulur ama, karısına belli etmemeye çalışarak o da şaşmış görünür!
-Allah allah.. Ban da şok merak ettim. Du bakalim n'olecak?
-Ben gidiyorum, o gidiyor... Böööyle yanımda. Dibimden ayrılmıyor. Dur bakalım n'olacak diyorum içimden...
-Fasuphanellah... Du bakali n'olecak?
-Bileti alıyorum, o senin dediğin sinemaya girdim,adam da girmez mi?
Bu kez Fıtık Amca atik davranıp karısından önce sordu:
-Ve minelgaraip.. Du bakali n'olecak? Sonra?
-Sonra ben oturdum. O da yanımdaki boş koltuğa oturmaz mı?
-Hayret! Du bakali n'olecak?
-Işıklar söndü, filim başladı.
-Eeee anlat Necmiyaa?
-O herif elini bacağıma atmaz mı?
-Ne diyorsun, velacaip...
-Çarşafımın eteğinin altından elini sokmaz mı? Aaa! Şaştım kaldım...
-Ne yapacak?
--Bilmem ben de onu merak ediyorum ya... Dur bakalım, n'olacak diye bekliyorum.
-Vallahi ban da merak ettim yahu... Du bakali n'olecak, diye bekliyorum.
-Sonra o herif oramı buramı karıştırmaya başladı. Doğrusu çok merak ettim. Sen olsan
merak etmez misin?
Fıtık Amcanın gözlerinden ateşler saçılıyor ama, karısı o denli saf ki, kızsa, hiç yakışık almayacağı için o da karısına uyup soruyor!
-Nacmiya, du bakali n'olecak?
-Sonra 'Hazreti Ömer in Adaleti' bitti. Lambalar yandı. Ben kalktım, o da kalkmaz mı?
-Sonra, harif da?
-Evet.
-Velacaip ve minelgarip... Du balali n'olecak?
-Çıktım sinemadan, o da çıktı. Ben yürüyorum, o da yanımda yürüyor.
-Aman Necmiya, vallahi şok merak ettim. Du bakali n'olecak?
-Ben de merak ediyorum. Ben köşeyi saptım.
-Harif da saptı mı?
-Saptı.
-Anlat şabuk Nacmiya, şok meraklı.
-Bizim apartmanın kapısından girdim, herif de girdi. Dur bakalım, n'olecak diye merak
içindeyim.
Fıtık Amca ter içinde...
-Sonra?
-Bizim kata çıktım, herif de çıktı.
-Vay harif vay!...
-Çantamdan anahtarı çıkarıp bizim dairenin kapısını açtım, girdim içeri, o da girmez mi?
-Harif da yallah içeri?
-Evet
-Du bakali n'olecak... Aman anlat şabuk Nacmiya...
-Eve gelince yatak odasına girip elbet soyundum. O da soyunmaz mı?
-Ne diyorsun Nacmiyaa... Du bakalı n'olecak?
-Soyununca yatağa girdim. Olur şey değil, o da benimle yatağa girmez mi?
Fıtık Amca kızgın demirle dağlanmış gibi haykırır:
-Ayvaaaaah! Du bakali n'olecak?
-Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.
--Aman Nacmiyaa, vallahi meraktan şatlayacak ban... Söyle şabuk, ne oldu Nacmiya?
-Hiiç canım... Bir şey değilmiş, ben de boşu boşuna merak etmişim.
Boncuk boncuk ter döküyordu Fıtık Amca.
-Yok yahu... Peki, ne oldu Nacmiyaa? Ne yaptı?
-Aynen senin her gece yaptığını...
Beyninden vurulmuşa dönen Fıtık Amca ne yapsın şimdi? Karısı o denli saf ki, başına kötü bir şeyin geldiğinden bile haberi yok ki... Döğse olmaz. Kovsa olmaz.
Erkekliğe toz kondurmamak , yiğitliğe krem sürdürmemek için Fıtık Amca şöyle der:
-Amaaaaan Nacmiya, ban da muhim bişey zannediyordum. Du bakali n'olecak diye boşuna merak etmişim. Velakin hiç möhim değil.
Olayı anlatan yaşlı işçi emekçisi,
-İşte böyle arkadaşlar, diye sözü bağladı, bütün bu olup biteni kadın saf saf her önüne gelene anlatıyormuş. Bizim hanım da kendisinden duymuş.
Titreyen elindeki kahve fincanını masaya koyan bir memur emeklisi,
-Yahu, hiç anlayamadım, dedi, sen şimdi bu olayı ne diye anlattın? Kel mana?
İşçi emeklisi,
-Her gün burada laflayıp laflayıp da sonunda 'Dur bakalım, n'olacak?' diye merak edip soruyorsunuz ya, işte sizi meraktan kurtarmak için ne olacağını anlattım.
Çayevindekilerden bir kahkaha koptu.
İşçi emeklisi ekledi:
-Velakin hiç mühim değil.
AZİZ NESİN
selam
Yorum Gönder
fikrinizi paylaşmanız nekadar güzel.