hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Ocak 2008

havanız nasıl olursa olsun,kalbiniz sağlam olsun



Bir kalbin nasıl çalıştığını gördünüzmü daha önce ?


BURAYA TIKLAYARAK
gerçek bir kalbin nasıl çalıştığını görebilirsiniz?


ayrıca ;

merdiven çıkarken yada koşarken kaç kez kalbinizin attığını

görmek isterseniz,

sayfanın üste doğru kısmındaki noktayı merkez alıp,

mause-u aşağı yukarı oynatarak inceleyebilirsiniz...


İyi seyirler ...




kalbim



yazının tamamı

iletişim kurmak insan olmaktır



"İletişim kurmak insan olmaktır"
isimli kitabı okuyorum.

Kişisel gelişim,psikoloji yada insan ilişkileri
konuları ile ilgiliyseniz bu kitabı tavsiye ederim.

Kitabın arka kapak yazısını,konusu hakkında
bilgi edinmeniz için aynen aktarıyorum ;

"İnsan olmak, insana yakışır bir uygarlık kurduktan
sonra gelecek kuşaklara, hatta binlerce yıl sonrasına,
insanların yararlanabileceği yapıtlar bırakmayı gerektirir.

Bir tek tümce de olsa, dağlar yüksekliğinde bir yapı da
olsa insanın bütün çabalarının başlangıcında
iletişim vardır.

Dört dizelik bir şiir de, karmaşık bir kimya formülü de,
200 katlı bir gökdelen de insanca bir iletişim
sürecinin sonunda ortaya çıkmaktadır.
İnsanın ve insanlığın gereksinimi olan bütün gerekler
insanlar arasındaki iletişim süreçlerinin ürünüdür.

Bu nedenle, bizzat insanların neden olduğu
iletişimsizlik örneklerine karşın;
insan olmak iletişim kurmaktır.

İletişimden bahsedince,aklıma birde sevdiğim
bu hikaye geldi,
yorumu size bırakıyorum :)


gelin kaynana


gelin kaynana karşı karşıya oturmuşlar .

kaynana ;
- gelin sen daha yenisin,
birbirimizin huyunu suyunu
oturup konuşarak anlayalım demiş.

gelinde ;
- tabi anne konuşalım demiş.

kaynana başlamış anlatmaya.
- aman kızım benim üç halim vardır,dikkat et.

saçıma gül takmışsam;
neşeli olurum.her yola gelirim.
kulağımın arkasına gül takmışsam,
havamda olmam.çok ısrarcı olma.
eğer ki yakama gül takmışsam,
sakın etrafımda dolaşma çok sinirli olurum.

kaynana lafını bitirince,
busefer gelin başlamış lafa ;

- anne benim halim malim yoktur.
ben bacak bacak üstüne atarım,
sigaramı yakarım
sen gülü nerene takarsan tak ,
ben keyfime bakarım !


yazının tamamı

gördüğüm en güzel tebrik kartı



Belçika'dan gelen bir yeni yıl tebrik kartını sizinle de paylaşmak istiyorum...

Bu kartı buraya taşımama sebep olan şey üstünde yazılı olan mesaj...

Fransızca TURQUIE,TU DOIS ATATÜRK
A DIEU ET LE RESTE A ATATÜRK!
(Daniel Dumoulin)

Türkçesi ise,

''
Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun,
geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...
''





Bukadar güzel bir söz / mesaj olabilirmi?

Bayıldım,kendi arşivimde sakladım ve
belki görmeyenler vardır diye buradanda
bu güzelliği göstermek istedim.

''
Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun,
geriye kalan her şeyi de Atatürk'e...
''


Atatürktoday



yazının tamamı

dilli düdüklere itafen



Dağ başındaki bir kulübede yalnız yaşayan bir yaşlı kadın,
Konfüçyus’a dert yanıyormuş:

- Vahşi bir kaplan var buralarda.
Neyi görse saldırıp parçalıyor.
Onun korkusundan kulübemden çıkamıyorum.
Sonunda açlıktan öleceğim.

Konfüçyus yaşlı kadına çıkışmış:

- Bu ıssız dağ başında tek başına yaşayacağına kentte yaşa.
Karşına ne kaplan ne kurt çıkar.

Kadın başını sallayıp, Konfüçyus’a itiraz etmiş,

- Ama kentte çok zalim bir hükümdar var, demiş.


yani ;

Hukuku yok sayan zalim yönetimler,
yırtıcı kaplanlardan daha ürkütücü ve ortamdan kaçırtıcıdır...




dağ başında...


yazının tamamı

insan, idealleri ile yaşar



İnsanlar idealleri ve ümitleri ile yaşarlar.

Büyük ve önemli işler basarma düsüncesi, bir hedefe ulaşma azmi
insani yaşatir ve yüceltir.

Ümidi ve hedefi olmayan insan ölüdür.

Elbert Hubert der ki:

“Dünya ister kazanç, ister şeref olsun;
bütün ödüllerini ancak bir şeye verir. O da kisisel atilimdir.
Bunun ne anlama geldigini biliyor musunuz? Hemen anlatayim...
Baska birinden ihtar veya uyari beklemeden yapilmasi gereken işi
derhal yapmak için harekete geçmektir.”


Bir insanin hayatta basarili olabilmesi için yüksek bir hedef
belirlemesi ve o hedefe dogru yürümesi gerekir.

Rotasi olmayan yelkenliye, hiçbir rüzgar yardim etmez.
Ne yazik ki kahveleri, meyhaneleri, barlari dolduran milyonlarca
amaçsiz insan var.Kahvehane, meyhane, bar gibi yerlere insanligin
çöplügü demek lazim.

Insanlar oralara kendilerini atiyorlar.
Böyle yerlerde yapilmis bir icat, çözülmüs bir problem,
halledilmis bir proje yoktur.
Çöplükte vakit öldüren insanlar, hiçbir basariya imza atamaz.

Kütüphane, laboratuvar, atölyeler önemlidir.
Asıl üretim yeri buralardir.

İngiliz düsünür Bernard Shaw:
“İnsan, ne zaman ölür bilir misiniz?”
diye soruyor ve şu cevabi veriyor:
“Tembellikten, inançsizliktan ve hayati yasamaya deger kılmayi
becerememekten...”

Insani yaşatan istekleri, ümitleri ve projeleridir.

Namik Kemal:
“Yüksel ki yerin bu yer degildir;
Dünyaya gelmek hüner degildir.” der.

Çogu insan, yükselmeyi ve ilerlemeyi baskalarindan bekler.
Yüksek mevki ve makamlarda oturanlarin önemli seyler yapmasini ister.
Yüksek mevki ve makamlar elbette önemlidir,ama her sey demek degildir.
Asıl olan herkesin ilerlemesidir.
Herkes bulundugu yeri önemli görmeli ve işini en iyi yapmalidir.
Herkes işini en iyi yaparsa her iş mükemmel
olacaktir ve birçok sikayet konusu ortadan kalkacaktir.

Bernard Shaw:
“Ilerleme, hepimiz ne isek onun en iyisini saglamaktan
başka bir şey degildir.” der.

Pek çok insan, yapamadigi isler için mazeret uydurur.
Hiçbir mazeret, yapilmayan işin yerini tutmaz.
Önemli olan görevimizi ve isimizi basarmaktir.
Mazeret bularak baskalarini ikna edebiliriz.
Insan, baskalarini ara sıra,ama kendini sıkça kandirir.
Hatta bazi insanlar hep akil verir ve neden
bir işin olamayacagini izah eder dururlar.

Bernand Shaw
, böylelerinden nefret eder.
“Mantikli kisilerden biktim artik. Tembellik, çalismadan oturmak
için ne yapip edip mantikli bir sebep buluyorlar.” der.

25 sene ögretmenlik yaptim.
Her gün dersini yapmayan ögrencilerimin söyledigi binlerce mazeret dinledim.
Hiçbir mazerete önem vermedim.
Önemli olan ödevin yapilmasidir.
Ödevini yapmayan ögrenciye eksi verdim ve bu eksiyi düzeltmesi için
kendisine zaman tanidim.
Eksileri çoğalani uyardim. Mutlaka eksiklerini tamamlamasini istedim.
Çünkü mazeretin bir degeri yoktur.

Birçok ögrencim, o gün yapamadigi ödevini sonra yapti ve eksiyi kurtardi.
Az sayida olsa da hiç ödev yapmayip hem sözlüden
hem de yazılıdan zayif alan çikti.

Önemli olan mazeret degil, işin ve ödevin yapilmasidir.
Basariya giden yol zahmetler, sıkıntılarla doludur.

Büyük sair Mehmet Akif Ersoy şöyle der:
“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parasi;
dostunun yüz karasi, düşmanin maskarasi.”

Ümitsizlik başarının kanseridir...

Ümit, aşk ve şevk, insanlara ilerleme azmi verir.
Bir hedefi olan, ümidi olan, çaliskan ve gayretli insanlar,
yükselmek için durmadan didinir.

Allah, çalisana verir ve çalisani sever.

Dünyada kalkinmis ülkelerin insanlari,en fazla çalisan insanlardir.
Tembellik, bir milleti geri birakan en tehlikeli hastaliktir.
Ülkemizde tembellerin sayisi çalisanlardan hala çok fazla.

Her 95 kisiye bir kahvehane, 650 bin kisiye bir kütüphane düşmektedir.
Sigaraya verilen para, kitaptan esirgenmektedir.
Içki tüketimi artarken , okunan gazete ve kitap sayisi yerinde saymaktadir.

Kalkinmis ülkelerde her insan senede en az 10 kitap okurken,
ülkemizde on kisi bir kitap okumaktadir.
Bilgi ve kültürümüz artirmaz, daha fazla çalismazsak ülkemizin
kalkinmasi ve ileri ülkeler seviyesine gelmesi hayal olur.

Hayat, faydali bir is yaparsak anlam kazanir.
İnsanlarin faydalanacagi bir eser birakmak;
ögrenci veya hayirli evlat yetistirmek; yol,
köprü, okul, çesme yapmak gibi iyilikler hayatimiza anlam katar.

Peygamberimiz(sav) ;
“Insanlarin en hayirlisi, insanlara hayirli olandir.”
buyurur.

İnsanlara faydali olabilmek için kendimizi becerilerle donatmak,
önce kendimizi kurtarmak zorundayiz.

Ali Erkan Kavaklı





yazının tamamı

Başarısızlık, aptallaştım demek değildir



Başarısızlık, ben bir başarısızım demek değildir;
Henüz başaramadım demektir.

Başarısızlık, ben hiçbir şey gerçekleştiremedim demek değildir;
Bir şeyler öğrendim demektir.

Başarısızlık, aptallaştım demek değildir;
Deneyerek yaşamak için gerekli inanca sahibim demektir.

Başarısızlık, ümitsizliğe kapıldım demek değildir;
Deneme cesaretini gösterdim demektir.

Başarısızlık, istediklerime sahip olamayacağım demek değildir;
Değişik tarzda bir şeyler yapmalıyım demektir.

Başarısızlık, ben aşağılığım demek değildir;
Mükemmel değilim demektir.

Başarısızlık, zamanımı boşa harcadım demek değildir;
Yeniden başlamak için bir nedenim var demektir.

Başarısızlık, vazgeçmeliyim demek değildir;
Daha sıkı çalışmalıyım demektir.

Başarısızlık, asla başaramayacağım demek değildir;
Daha sabırlı olmalıyım demektir.

Başarısızlık, benden ümidini kestin demek değildir;
Bir bildiğin var demektir.

John C. Maxwell





yazının tamamı

farklılığa odaklanmalıyız!




farklılık







yazının tamamı

sessiz dua



"Sessiz Dua, Tüm Olan'ın bir onayı, kabulüdür.
Bu duada, şimdiye kadar etmiş olduğum tüm duaların ruh tarafından
duyulduğunu ve istediğim her şeyin ruh tarafından bana sunulduğunu biliyorum.
Bu, Tanrı'nın lütfu ve sevgisinde Ruhumun tamlığının bir kabulüdür.
Benim oluşumun ve mükemmelliğimin bir kabulüdür.
Arzu ettiğim, birlikte yaratmak istediğim her şey halihazırda gerçekliğimin içindedir.
Buna Sessiz Dua diyorum çünkü varlığımın zaten tamam
ve bütün olduğunu biliyorum.
Ruhtan herhangi bir şey istememe gerek yok çünkü hepsinin
zaten verilmiş olduğunu biliyorum.

Varlığımın mükemmelliğini, kalbimde kabul ediyorum.
Niyet etmiş olduğum neşenin zaten yaşamımda olduğunu kabul ediyorum.
Dua ile arzuladığım sevginin zaten içimde olduğunu kabul ediyorum.
Aramış olduğum huzurun zaten gerçekliğim olduğunu kabul ediyorum.
Aradığım bolluğun zaten yaşamımı doldurduğunu kabul ediyorum.
Varlığımın mükemmelliğini, tüm gerçekliğimde kabul ediyorum.
Kendi yaratımlarım ve yaşamımdaki her şey için sorumluluğumu alıyorum,
Ruh'un içimdeki gücünü onaylıyorum,
Ve her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum.
Varlığımın mükemmelliğini, tüm bilgeliğimde kabul ediyorum.
Yaşam derslerim kendim tarafından dikkatle seçilmiştir,
Ve şimdi onların içinden tüm deneyimiyle geçiyorum.
Hayat yolum, ilahi bir amaçla beni kutsal bir yolculuğa götürüyor.
Deneyimlerim Tüm Olan'ın parçası haline geliyor.
Varlığımın mükemmelliğini, tüm bilişimde kabul ediyorum.
Bu anda, ışığın bir meleği olduğum bilişiyle altın koltuğumda oturuyorum.

Altın tepsiye – Ruh'un armağanı - bakıyorum ve tüm arzularımın şimdiden
yerine getirilmiş olduğunu biliyorum.
Varlığımın mükemmelliğini, kendime olan sevgimde kabul ediyorum.
Kendime hiçbir yargı veya yükümlülük bindirmiyorum.
Geçmişimdeki her şeyin bana sevgi ile sunulmuş olduğunu kabul ediyorum.
Şu an olmakta olan her şeyin sevgiden geldiğini kabul ediyorum.
Geleceğimdeki her şeyin daha büyük bir sevgi ile sonuçlanacağını kabul ediyorum.
Varlığımda, mükemmelliğimi kabul ediyorum.
Ve öyledir."





yazının tamamı

Vanity, definitely my favorite sin !



John Milton:
"Vanity, definitely my favorite sin."
"Kibir, kesinlikle en sevdiğim günahtır."

Bir önceki yazımda geçen ŞEYTANIN AVUKATI isimli
filmin konusundan bahsetmek istiyorum...

Yönetmen Taylor Hackford, 1997’de yaptığı “The Devil’s Advocate-Şeytanın Avukatı” filminde insan doğasını ve Amerikan değer yargılarını irdeliyor.

Başrolleri Keanu Reeves (Kevin Lomax), Al Pacino (John Milton),
Charlize Theron (Mary Ann Lomax) paylaşmış.

Florida’da yaşayan Kevin Lomax babasız büyümüş genç ve hırslı
bir savunma avukatıdır.
Müvekkillerinin suçları ne kadar ağır olursa olsun
aklı ve karizması sayesinde jürileri etkileyerek,
suçluları beraat ettirir.

Film, öğrencisine tacizde bulunmuş bir öğretmenin duruşması ile başlar.

Lomax suçlu olduğunu bildiği müvekkilini savunmak konusunda tereddüt geçirir.
Önünde iki seçenek vardır :
Etik kurallara uyup müvekkilinin suçlu olduğunu kabul ederek
duruşmadan çekilmek veya başarılı,dava kaybetmeyen avukat kimliğini
korumak için suçluyu beraat ettirmek...

Kararını verir ve herşeye rağmen tacizci öğretmenin aklanmasını sağlar.
Başarısını kutlarken New York’taki uluslararası bir hukuk şirketinden
kendisine teklif gelir ve Lomax teklifi kabul edip New York'a gider...



Yaşanan oldukça karışık,gergin olaylardan sonra,
çok enteresan bir şekilde film bir anda başa,
tacizci öğretmenin duruşmasındaki kararsızlık anına döner.
Lomax'ın yine karar vermesi gerekmektedir ve ne yazık ki
ikinci kez zaaflarının kurbanı olur ve gazeteci kılığına girmiş
şeytanın kendisini televizyona çıkarıp star yapma teklifine hayır diyemez.

Hırsının açtığı sonuçları gören Lomax ikinci bir şans verildiğinde de
zaaflarından dolayı aynı hataya düşmekten kendini kurtaramaz.

"Şeytanın avukatı" filmi gelişmiş toplumlardaki, etik değerlerden
uzaklaşıp güç ve para elde etmek için başarıya odaklanmış
bencil insanın çağdaş trajedisidir.

Başarıyı hedef olmaktan çıkarıp tutku haline getirmiş bireyler
yaptıkları seçimlerin yanlışlığını anlasalar bile zaafları yüzünden
başka bir yanlışa düşmekten kurtulamazlar.

Var olabilmek yerine varlıklı olmayı seçen bireyler
yaptıklarına doğru veya yanlış olarak baktıklarında
Faustvari* seçimlere ne kadar yakın olduklarını görebilirler.

Ahlak kurallarını, insani değer yargılarını egolarından üstün tutabilenler,
kendi kaderlerini en doğru biçimde çizebilen ender bireylerdir.

İzlemelisiniz...

şeytan, ayrıntılarda saklıdır...


*Faust'un 1960 da Y.W.Van GOETHE tarafından yazılmış insan karakterini oldukça detaylı anlatan çok önemli bir eser olduğunu hatırlatmak isterim...




yazının tamamı

eleştiri yaparken ezmeyin



Çoğumuzun mükemmeli kovalayan bir dünyası var.
Bu, başarızlığa karşı toleransı olmayan ve bu tip durumlarda
ağır eleştiriler yapan bir yaklaşımıda peşinden getiriyor.

Evde çocuklarımızın,iş yerinde de performansımızın
kusursuz olmasını isteriz. İşyerinde, evde, takımlarda ve
hatta trafikte bile insanların küçük hatalarına tahammül edemiyoruz.

Eleştiriyle ödenen bedel oldukça büyüktür.
Eleştiri olan bir ortamda, takım üyeleri savunmaya geçer,
fikir belirtmeye ve risk almaya gelincede sessiz kalırlar.
Aile bireyleri isteksiz olur, sevgi ve güven bağları zayıflar ve
bir süre sonra kopar.

Eleştiri kabul etmeyen bir yöneticiyle bir süre sonra
kimse konuşmak istemez ve bir süre sonra bu yönetici ,
bir grup hasta ve korkak insanı yönetmeye başlar.

Eleştirmekle hata bulup dırdır etmek arasında fark vardır.
İnsanlara tavsiyede bulunmalı ve onlara vizyon vermeli.
Hataların, hatta kimi zaman bedeli ağır olan hataların,
yapılabileceğini kabul etmeli ve hataları düzeltmenin yolları
gösterilmeli ve tavsiyelerde bulunulmalı...

Performanslarının artması için onları teşvik etmeli.

Beklentileri karşılamayan davranışları tespit edilmeli ve
açık bir şekilde bunlar hakkında konuşulmalı.
Onları hemen yargılamamalı,yargılamadan önce mutlaka dinlemeli.

Kendi değer yargılarınıza göre yargılamadan önce gerçeği
tam olarak anladığınızdan ve bildiğinizden emin olmalısınız...

Karşınızdaki kişinin durumu hakkında, kısmen bilgi sahibiyken,
performansını ve mevcut durumu yargılamak çok kolaydır.

Acımasızca yada alaycı olan öneriler istediğiniz performans
artışını sağlamaz hatta ilişkinize zarar verebilir...







yapıcı eleştirinin 5+1 kuralı



yazının tamamı