hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Ağustos 2008
21 ツ

çaktırmama sanatı



Ünlü bir bilim adamı, özel otomobiliyle
konferans vermeye giderken,
uzun yıllardır onunla çalışan şoförü
bir teklifte bulunmuş:

"Sizin konferanslarınızı dinleye dinleye virgülüne
kadar ezberledim efendim," demiş.

" Ne olur izin verin, bu konferansı da
sizin yerinize ben vereyim."

Bilim adamı, bu cüret karşısında şaşkınlığa düşse de
teklifi kabul etmiş.

Şoför arka koltuğa geçmiş.
Bilim adamı şoförün şapkasını giyip öne oturmuş.

Konferansın verileceği salona varmışlar.

Şoför kürsüye çıkmış,
hiç teklemeden çok güzel bir konuşma yapmış.

Ve sormuş:

" Sorusu olan var mı?

Ülkenin ciddi bilim adamlarından biri "Var" demiş
ve oldukça zor bir soru sormuş.

Şoför hiç tereddüt etmeden,gülümseyerek:

" Çok kolay bir soru bu, şoförüm bile bilir " demiş.

" Gidip çağırayım, sizin sorunuzu o cevaplasın."





yazının tamamı

fakat neden böyle şaşıyız



Gel, gel, daha yakın gel!
Bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek?

Madem ki sen, bensin, ben de senim.
Artık bu senlik ve benlik nedir?

Biz Hakk'ın nuruyuz, Hakk'ın aynasıyız.
Şu halde kendi kendimizle,
birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?

Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor?

Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde
olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz.

Fakat neden böyle şaşıyız?

Aynı vücudun birer uvzu olduğumuz halde
neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler?

Aynı vücutta bulunan sağ el,
ne diye sol elini hor görür?

Her ikisi de madem senin elindir,
aynı tende uğurlu ne demek,
uğursuz ne demek?


Mevlana
Divan-ı Kebir



mevlana divan-ı kebir




yazının tamamı
21 ツ

geniş spektrumlu antibiyotik



Başkalarina karşı iyi olunuz,

Çünkü;

Z a m a n herşeyi degiştirebilir !


fotoğrafın üzerine tıklayın lütfen


yazının tamamı
21 ツ

inatçısın, ne hoşsun bu huyunla




" Benim için yazarlığın sırrı, nereden geleceği hiç belli olmayan
ilhamda değil, inat ve sabırdadır "
diyor yazar Orhan Pamuk.

İnat kimine göre ruhsal bir hastalık,kimine göre sabrın diğer adı.

İnat, sabırla birlikte aynı bünyede toplandığında zorlu bir
kombinasyon oluşturuyor. Bir konuda direten kişi, sabırlı da
olduğundan,uzun zaman fikrinden dönmüyor,olana dek bekliyor.

Milliyet'de Enzo Ferrari nin geçilmez siniri ve aksiliği sayesinde
pek çok kişiyi firma patronu, üretici ve model sahibi yapması
ile ilgili bir yazı okudum.
özet

Traktör imalatçısı olan Ferruccio Lamborghini, spor otomobillere
ve mekaniğe aşırı düşkündür. Garajında pek çok spor otomobil vardır.
Elbette Ferrari de.
Ancak kullandığı Ferrari´ler de hoşuna gitmeyen bir yön vardır.

Debriyaj parçalarının bazıları, kendi traktörlerindekilerle
benzeşmekte ve dayanıklılık sorunu yaratmaktadır.

"Bu, Ferrari´ye yakışmıyor" der.

Bay Enzo Ferrari cevabını patlatır:
"Ferrari´yi eleştirmek bir traktör üreticisine düşmez!"

Buna bozulan Ferruccio Lamborghini,
"Ferrari´den daha iyi bir Ferrari" yapmak için kolları sıvar.
Hemen çalışmalara başlar. Ferrari´nin eski mühendisleri
Gianpaolo Dallara ve Bob Wallace´ı yanına alır.
Lamborghini markasının doğuşu da böyle başlar.

Lamborghini ile birlikte ilk modelin yani 350 GT´nin
geliştirilmesinde rol oynayan Giotto Bizzarrini de
eski bir Ferrari mühendisidir.
Hem de patronuyla tartışıp ayrılan ve kendi otomobilini
üretmeye çalışan biridir.
"Bizzarrini" markasıyla az sayıda ancak ses getiren otomobiller
imal eder.

inatçısın ne hoşsun bu huyunla

Ortadan motorlu ilk İtalyan spor otomobili "ATS 2500GT",
Ferrari´nin 1961´de kovduğu Girolamo Gardini ve arkadaşları
tarafından imal edildi.
Bayan Ferrari´nin şirket işlerine karışmasından dolayı durumu
Enzo´ya bildiren ve azar işiten Gardini ve beş arkadaşı,
patrona istifalarını verir.
"Saray ayaklanması" diye anılan bu olay sonucu hepsi kovulur.
Onlar da gidip kendi araçlarını üretmeye başlar.

Ferrari kaynaklı bir başka inatlaşma hikayesi de,
Amerikan devi Ford ile ilgilidir.
O dönemlerde mali zorluklar yaşayan Ferrari´ye Ford´tan teklif gider.
Enzo Ferrari, hemen hemen her konuda Ford ile anlaşır,
ancak imza aşamasına gelmişken cayar.
Ford bunun üzerine Ferrari´ye inat "GT40" üretir.

Enzo Ferrari´nin tetiklediği bir başka isim de Peter Monteverdi´dir.
Ferrari, Lancia, BMW ve Rolls Royce dağıtımı yapan bir şirketi vardır.
Bay Enzo ile anlaşmazlığa düşen Monteverdi, 33 yaşındayken
kendi spor otomobilini tasarlayıp üretmeye soyunur.Monteverdi.

İnat uğruna firma kuranlardan biri de, Amerikalı mühendis
John Zachary DeLorean´dır.
"Geleceğe Dönüş" filmlerinin unutulmaz yıldızı olan otomobilin
üreticisi DeLorean, General Motor´da başarılı işlere imza atmıştır.
Geleceğin GM yöneticisi olarak takdim edilen DeLorean, şirkete
yeni bir spor otomobil projesi götürür. Ancak proje çok uçuk bulunur.

Bunun üzerine istifa eden DeLorean, kendi şirketini kurup
paslanmaz çelik gövdeli, İtalyan Giorgetto Giugiaro imzalı
D M C´yi üretir.

İngiliz lüks spor otomobil üreticisi ve "Bond´un otomobilleri"nin
imalatçısı diye tanınan Aston Martin´in eski tasarımcısı
Henrik Fisker´ de inadına ünlü olanlardandır.

Aston Martin DB9, Vantage V8 ve hatta BMW Z8´in yaratıcısı,
kendi otomobil şirketini, Fisker´ı kurdu.
McLaren takımının eski tasarımcısı ve McLaren F1 efsanesinin
yaratıcısı Gordon Murray de şirketini kurdu.

Otokar´ın ilk kurucusu olan İzzet Ünver, Magirus Deutz lisansıyla
otobüs üretirken, elinde kalan motorları değerlendirmek amacıyla
küçük bir minibüs imal eder.
Prototip ana firma tarafından kesinlikle reddedilir ve
"Üretilemez" cevabı gelir.
Ancak Ünver, onay gelmesini beklemeden satışa bile başlamıştır.
Şimdi yollarda gördüğünüz Magirus minibüsler,
işte böyle yaratıldı.

yazının tamamı
20 ツ

dal rüzgarı affeder/mi



Dal rüzgarı affeder
Ama kırılmıştır bir kere
Her gün yeni bir keder bulur
Yakıştırır göğsüne
Günler uzar, yıl olur
Aslında hepsi aynı hikaye
Dal rüzgarı affetse bile
Kırılmıştır bir kere
Cam yapışır, kalp yapışmaz
Sen unutsan, ruhun unutmaz
Zaten unutmak bize yakışmaz
Aşk acısı olsa bile...


dal rüzgarı affeder - mi ?


Bu şiir Tuna Kiremitçi nin albümünden bir şarkının sözleri.

Klibi de b u r a d a ...


Dal rüzgarı affeder diyor ya,
Peki,
Affeder mi gerçekten ?
Yoksa bu bir oyun mudur?
Onu affedersen kendini mi affedemezsin. Ya da tersi mi ?
Aptalı sık sık affetmek onu ahlaksız mı yapar ?
Biriktirmek midir yoksa affetmek ?
Eşşeklik midir ?
Beyin yorulunca kalp affeder lafı gibi birşey mi ?
Affedilen bir daha yapsın diye şans mı vermektir ?
Kıyak yapmak mıdır ?
Dal rüzgarı affeder mi gerçekten ?


yazının tamamı

siz, önce kendi hayatınızın CEO'su olun



Sevgili Dr.Firma' nın genç girişimciler ile ilgili yazdığı
bu yazıyı okuduktan sonra , aklıma takılan başka bir konuyu
web de araştırırken Milliyet'de çok ilginç bir haber okudum.

Umut Y.Kıyıkçı ismindeki arkadaş,
"müthiş elaman" ismini verdiği bir site kurmuş.

Milliyet'de yazan bu habere göre;

özet
"Genç yaşıma rağmen bugüne kadar o kadar çok ödül aldım ki,
kendime 'müthiş eleman' yakıştırması yaptım.
Şu an master yapıyorum.
İki ay önce kendimi işadamları ve kurum yöneticilerine
tanıtmak için 'www.muthiseleman.com' adlı siteyi kurdum.

Bu site aracılığıyla kendime iş arıyorum.
Çok becerikli ve yetenekliyim.
Büyük bir firmada patron danışmanı, CEO'luk yapabilirim.
Başarılarımı sitemde belgelerle birlikte paylaşıyorum.

Benim gibi elemanlar çok az bulunuyor ülkemizde.
Büyük patronlar, benim gibilerini arıyor ama bulamıyor.
Ben de, işadamlarına kendimi tanıtmak için bu siteyi kurdum.
Bankacılık, finans sektörü gibi alanlarda uzmanım.
Büyük bir iş düşündüğüm için, böyle bir site kurdum."

haberin tamamı

Müthiş Elemanın sitesi

Umut K.'nın site dizaynını görünce cidden afalladım
ancak zevkler ve renkler tartışılmaz ,
bir bildiği vardır diyerek geçiyorum
ama bu iletişim bölümünde ki tarz ve
ana sayfada C E O olabilirim,
yönetici olabilirim veya şirketinizde
ne iş olsa yapabilirim şeklinde kendini ifade etmesi
bana ilginç geldi!

Umut K.'nın bugüne kadar akademik anlamda aldığı
eğitim ve başarılar taktire şayan ve ispatları olduğu için
(yazdığına göre) aksi iddia edilemeyecek bir gerçek.

Ayrıca böyle bir site kurup kartları açık oynayıp
ben buradayım ben böyleyim ben şöyleyim diye
meyan okumak da her baba yiğidin harcı değildir.
Donanım olabilir ama bu kadar cesurca beyan edilemeyebilir.
"Bu anlamda" tebrik etmek gerekli kendisini.

Öte yandan adını tam koyamadığım birşey eksik
yada birşey fazla bu işte !

Kişinin özgeçmişinin ilk etapta oldukça önemli olduğu
fikrine katılıyorum. İş başvurularındaki ilk değerlendirme
bu bilgilere göre yapıldığı için,
CV'niz önce sizi pazarlamalı hatta ...

Geçmişte iş ile ilgili başarıları
(başarısızlık yazılmaz çünkü),
tecrübeleri (tecrübesizlik yazılmaz çünkü)
ve buna benzer bilgilerini aktardığı o kağıt
ilk anda göz boyayabilir ama
bence kişinin geçmişte yaptıkları
gelecekte yapacaklarının garantisi olamaz.

Özgeçmiş okey ama
özgelecek nanay olabilir :)



"Ceo olacaksan ceo gibi düşünmelisin "

Microsoft un CEO su olmak kolay değil izleyiniz.

Çeşit çeşit CEO var okuyunuz.




yazının tamamı
20 ツ

ah Osman Efendi ah



Osman Efendi bir sabah müthiş bir başağrısıyla uyanır.
İlaç alır geçmez. Bikaç gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır.Muayene eder,ağrı kesiciler verir, gider.

Lakin Osman Efendi'nin başağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük başağrısı yanısıra gözleri de yaşarmaya başlar.
Başka doktorlar çağrılır...

Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir,
ağrıyı kesene servet vaad eder.

Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, başağrısından geceleri
uyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul'a götürmeye karar verirler.

İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur.
Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır...
Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir.

Oysa dayanması gittikçe zorlaşan başağrısı ve gözyaşları,
hayatı çekilmez hale getirmiştir.

Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi
bu defa da apar topar yurtdışına götürülür.
O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih'e gidilir.
Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör
konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.

Sonuç:
Osman Efendi'ye teşhis konulamaz.
Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi'ye ağrı kesici
iğneler verilir, altmışlarını süren adamın ülkesine dönüp
"dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini evinde
geçirmesi tavsiye edilir.

Osman Efendi bitkin, aile perişan.
"Kader" denilir, Uşak'a dönülür.
Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve
ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.

Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi'nin
eski berberi "Berber Mehmet" çağrılır.
Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi'yi tıraş ederken,
adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.

Berber Mehmet bir an düşünür.

"Beyim" der,
"Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?”

Bir bakar, "Hah işte" der. "Kıl dönmüş.“

Osman Efendi'nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın
çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker.

Ev halkı Osman Efendi'nin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla
odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi'nin elinden zor
alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla
kapı dışarı edilir.
 
Osman Efendi'nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır,
kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır.

Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan
uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir.
Başağrısından ise eser kalmamıştır.



Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz
ızdıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder.

Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir.
Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır
ve ona bir servet bağışlar.

Ehh bu hikayeyi bir yere bağlamak gerekli dimi?
Diyeceğim şudur ki;

1. Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.

2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.

3. Burnundan kıl aldırtmayanların! başı çok ağrıyabilir.


yazının tamamı

your ego is my lego




Bir gün koca bir inek
Pek çakıllı pek yokuş
Bir yoldan gidiyormuş
Sıska bir sivrisinek
Boynuzuna konarak,
Demiş ki alayla karışık

"kuzum bana bak
Yolumuz çok uzun
Yorulursa boynuzun
Haber ver de ineyim
Sana ağır gelmiyeyim "

Bunu üzerine demiş inek,

"Budala sivrisinek
O kadar hafifsin ki
Farketmedim bile seni!





yazının tamamı

yok deve!



deve ile fare hikayesi

Çok eskiden, kendini beğenmiş şımarık bir fare ile,
akıllı ve alçak gönüllü bir deve yaşardı.

Bir gün karşılaşıp arkadaş oldular.

Fare:
-Sana kılavuzluk etmeliyim! dedi.
Yularından çekip istediğim yere götürmeliyim!

Deve arkadaşının küstahça teklifine razı oldu.
Bir süre gittikten sonra küçük bir dere kenarına ulaştılar.
Devenin diz kapaklarına bile ulaşmayan su,
fare için uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi...

-Ben buradan geçemem diye fısıldadı korkuyla.

Deve:
-Ne bekliyorsun? diye çıkıştı.
Kılavuz önden gider, dal bakalım suya!

-Ama... diye kekeledi Fare, görmüyor musun su çok derin?

Fare mahcup olmuş, boyundan büyük işlere giriştiği için
kıpkırmızı kesilmişti.

-Sizin için küçük ama, bana göre çok büyük bir su....diye inledi.

Ben artık kılavuz olmaktan vazgeçiyorum.
Keşke daha önceden düşünseydim de boyumdan büyük işlere girişmeseydim.

-Evet, dedi Deve, yumuşak bir sesle,
herkes kendi haddini bilmeli ve asla aldatıcı gurura kapılmamalı!

Mevlana C.Rumi / Mesnevi






yazının tamamı