hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Kasım 2008
10 ツ

gözümüzün önünde olanlar



Jack, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.

Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi
şüphelenir ve çantaların içinde ne olduğunu sorar .

Jack,
“ Sadece kum var ”
diye yanıt verince polis,
“ Aç şu çantaları,bakıcam ” der.

Jack çantaları açar, polis didik didik kontrol
etmesine rağmen gerçekten kumdan başka birşey bulamaz çantalarda.





Fakat ikna olmayan polis bununla yetinmez.
Gece yarısına kadar kumu birsürü tahlilden geçirtir
ancak sonuçlarda saf kumdan başka birşey yoktur .

Polis, çantalarını Jack'e iade eder ve
sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Jack motosikletinin arkasında
iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir.
Polis Jack’ ı yine durdurur,
yine çantaları didik didik arar,
ve yine birşey bulamaz ve Jack’ı serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder .

Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken
Jack’ın içeri girdiğini görür ve hemen yakasına yapışır;

“ Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim.
Çıldıracağım.
Geceleri senin yüzünden uyku uyuyamıyordum .
Lütfen anlat bana ne kaçırdığını.
Aramızda kalacağından emin olabilirsin.
Zaten ben artık emekliyim. ”

Jack gülümseyerek yanıtlar,

“ Motorsiklet ”

...


Bütüne bakmak yerine ayrıntılara,
detaylara takılırsak
sonumuzun böyle olması kuvvetle muhtemeldir!



yazının tamamı

denge



Kaybedilmeden önce "sahip olunduğu" pek farkedilmeyen şeydir denge.
Hele bir dansçı için hayat memat meselesi
olan şeylerden biridir.

Üzerinde hakimiyet kazanıldığında ise,
sınırlarında gezinmesi pek keyifli olandır aynı zamanda.

Bunu nasıl bir durumda kaybedeceğinizi çok iyi biliyorsanız,
ve tam kaybetmek üzereyken nasıl kazanacağınızı
ezberlediyseniz artık;
O tam aradaki bir-iki saniye acayip destanlar yazdıracak
kadar zevkli olabilir.

Ve videodaki gösteriyi izleyin lütfen...

Kişi bir konuya odaklanırsa ve
elbette başarmak için çok çalışırsa,
bakınız nasıl dengede kalıyor...

Mükemmel bir denge gösterisi .






yazının tamamı
7 ツ

en iyisi olmak için



Genç bir adam, değerli taşlara ilgi duyarmış
ve mücevher ustası olmaya karar vermiş.

" Bu mesleği yapacaksam, iyi bir mücevher ustası
olmalıyım " diye düşünmüş ve
ülkedeki en iyi mücevher ustasını aramaya başlamış.
Sonunda bulmuş, yanına gitmiş, bir süre bekledikten sonra
usta tarafından kabul edilmiş.

" Anlat, dinliyorum " demiş usta.

Genç adam taşlara ilgi duyduğunu ve iyi bir mücevher
ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.

Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş,
sözleri bitince de ona bir taş uzatmış,
" Bu bir yeşim taşıdır " dedikten sonra
genç adamın avcuna taşı bırakmış ve avcunu kapatmış.

" Avcunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma.
Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle " demiş
ve şaşkın genç adamı öylece bırakıp, odadan çıkmış.

Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen
annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış.
Anlattıkça kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi
ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi
artıyormuş.
Günler geçmeye başlamış.
Genç adam sürekli söyleniyor ama avcunu hiç açmıyormuş.

" Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister?
Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak.
Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım ?
Bu ne biçim ustalık? " diye devamlı söyleniyor,
her önüne gelene ustadan yakınıyor ama avcunu hiç açmıyormuş.



Avcu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş.
Bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat
kullanmaya başlamış.
Uyurken de yanlışlıkla avcu açılıp
yeşim taşı düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş.

Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu,
her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yıl ...

Genç adam, büyük ustanın karşısına çıkmış.
Usta yanına gelince, genç adam ne kadar saçma
bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın
verdiği gururla elini uzatmış, avcunu açmış.

" İşte taşın " demiş,
" Bir yıl boyunca avcumda taşıdım,
şimdi ne yapacağım ? "

Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:
" Şimdi sana bir başka taş vereceğim, onu da aynı şekilde
bir yıl boyunca avcunda taşıyacaksın."

Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş,
bağırıp çağırmaya başlamış.

Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış,
mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana
böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş.

Genç adam bağırıp çağırırken, yaşlı usta
ona hissettirmeden bir taşı avucuna sıkıştırmış.

Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan genç adam,
bir yandan bağırıp çağırırken avucundaki taşı hissetmiş.

durmuş,

taşı biraz daha sıkmış ve

heyecanla bağırmış :

" BU TAŞ, YEŞiM TAŞI DEĞİL Kİ USTA!"


yazının tamamı

işte benim senfonim



Ufak şeylerden zevk alabilmek,
Lüks yerine zarafet aramak,
Saygı istemek yerine değerli olmak,
Zengin olmak yerine kimseye muhtaç olmamak,
Sıkı çalışmak,
sessizce düşünmek
ve
dürüst konuşmak,
Yıldızları,
kuşları,
bebekleri
ve
bilgeleri
açık kalple dinlemek,

işte benim senfonim!

William Ellery Channing





yazının tamamı
19 ツ

bize neler oluyor böyle



Güleriz ağlanacak halimize,

Ağlarız gülünecek halimize...








Eğitim şart!


yazının tamamı
9 ツ

gücü gücüne yetene var !



Asla sessiz ve tepkisiz olma!
Haksızsan özür dilemeli, haklıysan da mutlaka
bir tepki vermelisin.

Sinirlenmek de bir tepkidir şüphesiz
ama yanlış bir tepki olduğu kesin.

Amacın her zaman sorunu çözmek olmalı, büyütmek değil.
Sonuçta pişman olmayı istemiyorsan, haklı olduğunda
beş saniye durmalı ve sadece neden diye sormalısın.
Hepsi bu!

Git, herhangi bir gazete al ve katliam sayfasını oku!
Pişman olan binlerce insan var.
Hepsinin gerekçesi aynı: Bir anlık öfke.

Acaba bütün bu insanlar sadece beş saniye dayanabilselerdi,
gazetelerde ve televizyonlarda bu kadar çok katliam haberi
izleyebilir miydik?
Asla!
Evet dostum kendine gel!

Hayatını düşün!
Anneni, babanı, kardeşlerini,eşini, çocuğunu düşün.
Bir anlık öfkeyle, herkesin hayatını karartabilirsin...

Bunları sadece beş saniye düşün ve bildiğini yap!
Asla pişman olmayacaksın.

Adam evde karısına, çocuğuna, anasına,
babasına bağırır da, dışarıda kuzu kesilir.
Çünkü ancak onlara gücü yetiyor da onun için.
Cinnet durumları dışında kimse karşısındakini
tartmadan sinirlenmez.

Cinnet geçiren bir insanı da,
o an için normal kabul edemeyeceğimize göre,
normal insanlar için tekrar ediyorum:
Sinirlilik diye bir şey yok;
gücü gücü yetene var.

Sanıyorum 1986 yılıydı, anneme inanılmaz bir gürültüyle
bağırmaya başladım.
Canım anam bir an durdu ve:
"Yapma oğlum, ben senin ananım.
Bana böyle bağırma!" dedi.

Sonra dışarı çıktım, arkadaşlarla buluştuk.
Nasıl oldu bilinmez veya bilinir de söylenmez,
bir anda bir başka grupla kavga etmeye başladık.
Adamlar bizden güçlüydü.
Dayak yiyeceğimizi anlayınca şirinlik yapmaya başladık.
Adamlar espriden anlamadıkları ve
çok ciddi oldukları için bizi yamulttular.

Eve geldiğimde mor gözümü gören anam ağlamaya başladı.
O gün düşündüm.
Gerçekti bu.
Anama gücüm yettiği için bağırıyor, dışarıda dayak yiyordum.
Bu utanç verici bir şeydi.
O günden sonra bir daha da asla
gücüm yeten insanları ezmeye kalkmadım.

Simdi düşünmeni istiyorum:

Sinirlendiğin zamanları hatırla!
Kaç defa bir başkomiserin ya da baş savcının yanında,
ya da gücünün yetmediği birilerinin
yanında sinirlendin?
Hıı?

hıı? cevap ver!


*E.Demirkıran'ın kitabından


farklı bir bakış açısı
öfke kontrolü , hemen şimdi !

yazının tamamı

bu yazıyı yaşı 85 den küçükler okusun



Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama.
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz,
sırtüstü yatardım.

Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı, asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim, daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.

Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.

Gerçek sorunlarım olurdu.
Hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer,
yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Yaşam budur zaten:
Anlar sadece anlar
Sizde anı yaşayın.

Eğer yeniden başlayabilseydim.
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır.
Çocuklarla oynardım.
Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama işte seksen beşindeyim

ve biliyorum

Ölüyorum!


Jorge Luis Borges





yazının tamamı
19 ツ

gönenç / yeniye yer açın





video


Düşünün...

Bir gün kim bilir ne zaman gereksiniminiz olacağını
düşünerek gereksiz eşyaları biriktirme alışkanlığınız var mı?

Para biriktirme ve gelecekte isteyebileceğinizi
düşündüğünüzden para harcamama alışkanlığınız var mı?

Bir süredir kullanmadığınız elbise, ayakkabı, mobilya,
kap kacak ve diğer ev malzemelerini depolama alışkanlığınız var mı?

Ya içinizde ?

Suçlamaları, kızgınlıkları, üzüntüleri, korkuları
ve diğerlerini saklama alışkanlığınız var mı?

Yapmayın!

Gönençinize karşı çıkıyorsunuz!

Yaşamınıza yeni şeylerin ulaşmasına izin vermek için
yer açmak, boş bir alan yaratmak gereklidir.

Gönençin ulaşabilmesi için, kendi içinizdeki ve yaşamınızdaki
bütün işe yaramayan şeylerden kurtulmanız gereklidir.

Bu boşluğun gücü, bütün dilediklerinizi
emecek ve çekecek bir güçtür.

Maddi veya duygusal olarak eski ve işe yaramayan
duyguları tuttukça,yeni fırsatlar için yeriniz olmayacaktır.

Eşyalar dolaşımda olmalıdır…
Çekmecelerinizi, elbise dolaplarınızı,
çalışma odanızı, garajınızı…

Artık kullanmadıklarınızı armağan edin…

Bir yığın işe yaramayan eşyayı saklama tutumu,
yaşamınızı kısıtlar.

Yaşamınızı durgunlaştıran sakladığınız eşyalar değildir…

ancak, saklama tutumudur…

Depoda sakladığımızda, eksiklik, aşırı yoksulluk
olasılığını göz önünde bulunduruyoruz…

Yarın yoksun kalabileceğimize,
bu gereksinimleri karşılayamayacağımıza inanıyoruz.

Bu düşünceyle, beyninize ve yaşamınıza
iki mesaj gönderiyorsunuz;

Yarına güvenmediğiniz…

ve yeni ile daha iyi olanın
size göre olmadığı.

Bu nedenle eski ve işe yaramayan eşyaları depolayarak
kendinizi avutuyorsunuz.

Rengini ve parlaklığını kaybedenlerden kurtulun…

Yenilenin...

Yenilerin ruhunuza girmesine izin verin.

Bu nedenle, bunu okuduktan sonra…

Saklamayın…

Dolaşıma sokun…

Gönenç ve huzurun size ulaşmasını diliyorum.



prosperity



yazının tamamı

ziller kimin için çalıyor



Kişi,en büyük deneyimlerini en zor zamanlarında edinir.

Sıkıntılı bir dönemde öğrenir,
içten güçlenir ve
zorluklarla yüzleşme cesaretine sahip olur.

Bu şansı size kim mi sunabilir?

Felaket olarak gördüğünüz bir durum
ya da o anda sizi çok üzen,
düşmanınız sandığınız kişi!


Dalai Lama





yazının tamamı

24 saatlik vücut döngüsü



kronobiyolojimiz


Kronobiyoloji, organizmamızda 24 saatlik döngülerle;
uyku, uyanıklık, hormon salgılaması, kan basıncı ve
vücut ısısı gibi pek çok yaşamsal fonksiyonu
aynı ritmle düzenleyen sistemle ilgilenen bilim dalıdır.

Bir başka deyişle vücudumuzdaki biyolojik saat ve bunun fonksiyonlarıdır.

Bu döngüye en iyi örneği gece ve gündüz ile uyku ve
uyanıklık saatlerimizin birbiriyle örtüşen ritmi oluşturmaktadır.
Gece vardiyasında çalışan, gece nöbeti tutanlar ve
atlantik aşırı uçak seyahati yapanlarda görülen ritm
kaymalarından da anlaşılabileceği gibi insan biyolojik saatinin
ayarında ışık yada gündüz-gece ayırımı çok önemli.

06.00: Kortizon salgılamasıyla organizma uyanır.
Bu uyanma vücut için kendini yavaş kalkmaya hazırlama işaretidir.
Metabolizma hareketlenir ve o günün işleri için enerji
ve protein hizmete hazır olur.

07.00: Vücut hala zayıf bir safhadadır.
Bu nedenle bu saatte spor yapmaktan kaçının,
kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenmiş olursunuz.
Spor yerine güzel bir kahvaltı edin, çünkü sindirim organları
bu saatte iyi çalışır. Karbonhidratlar bizim için
yararlı olacak enerjiye çevrilir.

08.00: Bu saat en fazla miktarda hormon salgılanan saattir.
Romatizması olanlar uzuvlarındaki ağrıyı kuvvetli hissederler.
Sigara tiryakileri için de durum farklı değildir.
Kahvaltı sigarası, damarları her zamankinden daha fazla daraltır.

09.00: Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saattir.
Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zamandır.
İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülür,
vücudumuz röntgen ışınlarına karşı daha dirençlidir.

10.00: Organizma şimdi faaliyete, harekete hazır durumdadır.
Fazla enerjiktir, vücut en fazla ısısına ulaşmıştır,
verimliliğimiz en üst düzeydedir.
'Kısa süre belleği' iyi durumdadır.
İnsan dinamik olur fakat dikkat edilecek nokta şudur;
saat 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanır.



11.00: Vücudumuzun tam formunda olduğu saattir.
Kalp ve dolaşım o kadar zinde durumdadır ki
yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir.
Kendimizi verimli olmaya programlanmışızdır.
Kişi bu saatte hazır cevaptır ve özellikle hesap işleri,
matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde,
zorlanmadan yapılabilir.

12.00: Vücudun dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Dikkat azalır ve uyku basar. Midedeki asit miktarı fazlalaşır
Beyindeki kan akımı azalır çünkü kan, sindirim organlarını
desteklemesi için mide tarafından kullanılır.
Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre
enfarktüse %30 oranında az rastlanır.

13.00: Vücut formdan bir hayli düşmüştür.
Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısındadır.
Bütün organlar en alt düzeyde çalışır,
sadece safra öğle yemeğini hazmettirmek için faaliyettedir.

14.00: Kendimizi bitkin hissederiz, tansiyon ve hormon düzeyi düşmüştür.
Diş doktorundan korkan kişi doktora bu saatte randevu almalıdır
çünkü bu saatte acıyı daha az hissederiz.
Lokal anestezi uzun süre (30 dakika) devam eder.
Sabahları bu süre 12 dakika, akşamları ise 19 dakikadır.

15.00: Yeni işlere hazır olun, enerjimiz geri gelmiştir,
belleğimiz tam formundadır. İkinci kez verimliliğe yaklaşırız
ama bu verimlilik sabahkinden azdır.

16.00: Spor faaliyetleri için en iyi saattir.
Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumdadır.
Antrenmanlar için de en iyi zamandır.
Asit önleyici ilaçların etkisi bu saatte çok iyidir.

17.00: Organların faaliyeti üst düzeydedir.
Kuvvetimiz artar, oksijenin harcanması fazlalaşır.
Böbrekler ve mesane özellikle çok çalışır.
Tırnakların ve saçın en çabuk uzadığı zamandır fakat
mide ülseri olan hastalar için durum kritiktir.
Öğleden sonra geç saatlerde ve akşamın ilk saatlerinde
midedeki asit miktarı fazlalaşır. Saat 17.00'ye doğru
mide kanamasından dolayı hastaneye gelenlerin sayısı artar.

18.00: Akşam yemeği için iyi bir saattir.
Pankreas bu saatte özellikle aktiftir.

19.00: Kan basıncı ve nabız genellikle bu saatte tembelleşir.
Bu nedenle kan basıncını düşüren ilaçlar konusunda
dikkatli olmalısınız. Sinir sistemi üzerinde etkili olan
ilaçların tesiri de bu saatte fazladır.

20.00: Karaciğerdeki yağ düzeyi düşer ve kirli kan kalbe
her zamankinden daha fazla akar.
Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalıdırlar.
Etkisi hemen görülür. Antibiyotikler az dozda alınsa bile
etkileri en üst düzeyde olur.

21.00: Sindirim organlarının günlük görevi sona ermiştir.
Davetleri sevenler dikkatli olmalıdırlar.
Gelen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır
ve bu durum tehlikelidir. Kalan yemekler barsak sahasındaki
mukozaya hücum ederler. O yüzden bu saatte özellikle
kilolu olanlar yemek konusunda dikkatli davranmalıdırlar.

22.00: Bu saatte vücudumuzun polisi akyuvarlar özellikle aktiftirler.
Dozu azaltılması gereken ilaçlar için çok elverişli bir saattir.
Bu ilaçlar yanlış zamanda alındığı takdirde enfeksiyon tehlikesi
fazlalaşır. Sigara içenler de son sigaralarını içmelidirler
çünkü bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri daha zor atar.

23.00: Bu saatte sakinleşiriz, rahatlarız, gevşeriz.
Dinlenme saatidir. Metabolizmanın faaliyeti en alt düzeydedir.
Tansiyon, kalbin atımı ve vücut ısısı düşer.
Gebelerde doğum sancıları çoğunlukla bu saatte olur çünkü
sancıya neden olan gebelik hormonlarının salgılanması üst düzeydedir.

24.00: Uyuduğumuz sırada deri hücreleri durmadan çalışır,
gündüz olduğundan daha sık bölünürler. İlk rüya safhası başlar,
yarım saat içinde rüya görebiliriz.

01.00: Verimliliğimiz en alt düzeydedir.
Bu saatte çalışanlar hata yaparlar, dikkat son derece azalır
çünkü vücut kendini uyumaya programlamıştır,
kısa zamanda en derin uykuya dalınır.

02.00: Araba kullananlar bu saatte çok dikkatli olmalıdırlar
çünkü görme zayıflar, tepkiler yavaşlar.
Bu nedenle trafik kazaları bu saatte daha fazla olur.
Vücut soğuğa çok hassastır, çabuk üşür; fakat derimiz
acıya karşı fazla hassas değildir.

03.00: Bedensel ve ruhsal olarak karanlık bir safhadır.
Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapar.
İntihar edenlerin sayısı fazlalaşır.

04.00: Stres hormonundan enerji kazanırız.
Enfarktus krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında özellikle fazladır
çünkü kan basıncı oldukça yükselir, damarlar gerilir.
Gebe kadınlar için de doğum yapma olasılığının en yüksek olduğu zamandır.

05.00:
Bu saatte vücuttaki erkeklik hormonu salgılanması artar.
Stres hormonunun konsantrasyonu bizi faaliyete geçirmiştir.
Bu hormon gündüz değerinin tam altı katına çıkar.
Vücudumuz harekete geçer, kaybolan enerji yeniden geri gelir.
Artık yeni bir güne başlamak için hazırızdır.



vücut kronobiyolojisi slayt sunum / ppt





kaynak:
1
2


yazının tamamı

unutturamaz seni hiç birşey

yazının tamamı
24 ツ

90/10 sırrını keşfedin



Hayatın %10'u,sizin başınıza gelenlerden oluşur.

Hayatın diğer %90'i ise sizin bu başınıza gelenlere
nasıl davrandığınızla gelişir.

Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz.
Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve
bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor.

Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok.
Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek...

Lanet ediyorsunuz.
Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde
kızınızı azarlıyorsunuz.
Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor.




Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve
çay fincanını masanın kenarına çok yakın
koyduğu için eleştiriyorsunuz.
Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor.

Öfkeyle odaya gidiyorsunuz ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.
Odadan çıktığınızda kızınızı, ağlamaktan dolayı
kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış
bir halde buluyorsunuz.
Kızınız servisi kaçırıyor.

Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor.
Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve
kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz.
Geç kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması
olmasına rağmen saatte 80 km hızla gidiyorsunuz.

15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız
için ödediğiniz 83 milyon trafik cezasından sonra
okula ulaşıyorsunuz.

Kızınız size "Hosçakal" demeden binaya koşuyor.
İşyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve
evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz.

Gününüz korkunç bir şekilde başladı!
Devam ettikçe, kötüleşiyor,
daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz.
Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz.

Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan
ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.



angry



Neden?

Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!


Neden kötü bir gün geçirdiniz?

A) Çay sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz


Cevap "D" şıkkı.

Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.

Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki
davranışlarınız sebep oldu.

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize çay döküldü.
Kızınız ağlamak üzere.
Siz nazikçe
"Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha
dikkatli olman gerek" diyorsunuz.

Havluyu kaptığınız gibi odaya gidiyorsunuz.
Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra
odadan çıkıyorsunuz ve ayni anda pencereden
kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz.

Kızınız geri dönüp el sallıyor.
Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkıyorsunuz.
5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma
arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz.
Patronunuz ne kadar güzel bir günde
olduğunuz hakkında konuşuyor.


Farka bakın!
İki farklı senaryo.
İkisi de ayni başladı.
ikisi de farklı bitti.


Neden?
90/10 sırrı inanılmazdır!
Çok azımız bunun farkındadır.



Sonuç?
Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden,
problemlerden ve başarısından acı çekmektedir.

Bu sır nedir?
Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden oluşur.
Hayatin diğer %90‘ ına ise
sizin bu başınıza gelenlere
nasıl davrandığınızla karar verilir.


İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar.
İnsanlar hasta olurlar.
Arabalar bozulurlar, uçaklar geç kalır ve
bütün planlarımızı alt üst ederler.
Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s.

Bu %10 'luk kısım tamamen
bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir.

Diğer %90 'lik kısım farklıdır.

Bunu siz belirlersiniz.

Nasıl?

Olaylara yaklaşımınızla!

Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak...


yazının tamamı

imparator Attila



insanları işe alır ve sizin için çalışmalarını
sağlayabilirsiniz.

ama sizinle birlikte çalışmalarını sağlamak için
kalplerini kazanmanız gerekir.
William Boetcker




Hayatında sadece bir yenilgisi olan Büyük Hun Hükümdarı
Attila nın hayatını inceleyen Prof. Dr. WESS ROBERTS,
O nun LİDERLİK sırlarını anlatan bir kitap yazmış.

Bu kitabın özetini okudum bu akşam.
Siz bu yazıyı ne zaman okursunuz bilemiyorum
ancak şuan saat 01.30 / 04.11.08.
Bloga yüklemeden uyumak,yarına bırakmak istemedim ...

Çünkü lider olmak fakat "gerçek lider" olmak konusunu
Attila yı role-model göstererek anlatan ve aynı zamanda
bu konulara meraklı arkadaşlarımın keyifle okuyacağını
düşündüğüm bir yazı.

Uzun bir yazı olduğu için, dosyaya yükledim.
Hem word hem pdf dosya.

Nasıl rahat okursanız onu indirerek okumanıza,
bilginize,keyfinize,paylaşımınıza,sevginize sunuyorum ...

Fikriniz olması açısından birkaç cümle ;

* Yetenekli rakiplerinizin ya da astlarınızın mevkiinizi
tehdit ettiğini düşünmemelisiniz. Tam tersine zeki davranıp,
bir komutan ancak güçlü astlar yoluyla başarıya ulaşacağını
düşünerek,yetenekli yardımcılar seçmelisiniz.

*Zayıf insanlar,ancak işler kendi istedikleri gibi
gittiği zaman direnirler. Güçlüler,herkes kendilerini
bıraksa da, yenilgi ve cesaretini yitirme karşısında da
direnir ve ısrar ederler.

* Hükümdar bile olsanız, herkesin sizinle aynı fikirde
olmasını beklemeyin.

* Kararınız için destek ararken karşınızdakini gereğinden
fazla ikna etmeye çalışıyorsanız,kararınız genellikle kötüdür.








yazının tamamı