eğer maymunlardan geldiysek neden hala maymunlar var ?

Facebook grubumuz Zihin Pili' nde bu başlıkla bir video paylaştım.

İlginç ve bir o kadarda okumaya değer yorumlar yazıldığı için,
yorumları ve videoyu buraya (bloga) taşımak istedim.

Tartışma ortamlarında aynı noktaya varılabilir, varılmayabilir,
hemfikir olunabilir yada olunamayabilir , bu normaldir.
Benim asıl paylaşmak yada göstermek istediğim şey ,
inandığımız şeyler uğruna
nasıl mücadele ettiğimizdir...

Sevgimle.






Not:
Eğer videoyu görüntülüyemiyorsanız ,

facebook yada vimeo üzerinden izleyebilirsiniz.



YORUMLAR

Hülya Zeynep Konar
ben anlamadım bu işi yahu:)
29 Ekim, 21:25 ·

Gül Özmetin
Aaaaa Hülyacığım ne var bunda anlamayacak...Kuzenlerimizi tanımadınmı :)))) neymiş kuzenmişiz :))) Önceden maymunlar atalarımızdı...şimdi kuzenimiz olmuş :)))
29 Ekim, 23:15 ·

Ahmet Demirel
:)))))) Anlaşılmayacak bir durum yok Hülya Hanım.. Evdeki çatal kaşığı salonda ya da yatak odasında aramayız:)) Mutfağa gideriz.. Niçin? Sınıflarız!! Bilim adamlarıda canlıları sınıflıyor, benzerlik ve farklılıklarına göre!
Ricard Dawkins'in videosu sadece bir soruya verilen yanıt. Tüm canlıların ortak olduğu, bir atadan seçilip günümüze nasıl geldiğini, yol ayrımlarını açıklama da küçük bir kare..
Güzel bir haftasonu dileklerimle..Sevgiler - Selamlar..
30 Ekim, 11:06 ·

Ilknur Çelik
MERHABA hÜLYA,Lamarckın evrim teorisini duymuşsundur mutlaka,,, doğal seleksiyon,yani bulunduğu ortama göre hayatta kalan ,uyum sağlayan ya da elenen ,yok olan türlerden bahseder...sorunun cevabı açık ,onlar da uyum sağlamışlar ve yaşıyorlar...
30 Ekim, 13:44 ·

Miray Abravcı
Bilimsel hiç bir dayanağı bulunmayan bir teoriyi çürütmek için bilimsel dayanağı olan başka bir teori kullanmaya gerek yoktur. Yani bu safsatayı çürütmek için sadece şunu söylemem yeterli. "Biz Şempanzelerin kuzeni değiliz." Video için teşekkürler Hülya.
30 Ekim, 14:24 ·

Ilknur Çelik
genetik ve evrim size bikaç şey çağrıştırıyor mu diye sormak,bu safhada daha doğru sanırım...
30 Ekim, 15:03 ·

Berrin Yeşilmen
Koskoca bilimadamı böyle bir teoriyi uydurmuş olamaz mutlaka bilimsel dayanağı vardır
30 Ekim, 19:35 ·

Özer Özdemir
güneş ışıkla aranmaz arkadaşlar.güneşi ışıkla aramak olsa olsa güneşi göremeyenlerin işidir. bilimi insanlar üretiyor.insanlar tüketiyor.tıpkı savaşı ve barışı kendi ürettiği silahlarla başlatmak ve bitirmek gibi.bilimsel bir dayanak dediğimiz olayda beslendiğimiz kaynakla alakalı bir durum.materyalist bir düşünceyi benimsemişsek (yıkıldığı halde)Darwin bile vazgeçmiştir evrim teorisinden.araştırabilirsiniz.gerçi takipçileri inkar etse bile.insan neye hizmet ediyorsa onun savunucusu olur.şeytan kendi işinde melek kendi işinde.evrimi kabul etmek Allahı inkar etmektir.insanın atası Adem ve Havvadır.bizim inandığımız kitap böyle yazıyor.bu su götürmez bir gerçektir.ötesini aramanın ne mantığı ne de dayanağı vardır.buna böyle inanmalıyız.ancak ''yoğurt karadır'' diyorsak o başka.güneş balçıkla sıvanmaz...
Cts, 08:22 ·

Ilknur Çelik
burada herşeyi tanrıya bağlamak ne derece akılcı? ve bilmsel olur... bilim kösteklemekle ilerlemez.... bu prof.. kaç yılını veripte konuşuyor bu açıklamalar için ,,,ya da hiç bilgi sahibi olmadığımız konularda konuşmak ,reddetmek ne derece mantıklı,,,eğer bazı arkadaşlar okursa bilimsel kanıtlarla gözlem yapmaları daha iyi olacak...
Cts, 15:56 ·

Ilknur Çelik
teknolojik ürünleri kullan (ki bilimle teknoloji gelişiyor),sonra da bilimi reddet ,,inanılacak gibi değil...
Cts, 16:03 ·

Özer Özdemir
İknur hanım biz bilime karşı değiliz.insanların onu hangi amaç için kullandığı önemli.yaradılışı inkar etmek onu ortadan kaldırmaz.Allah önce melekleri sonrasında insanı yaratmış.devamında hayvanları,bitkileri yaratmıştır.bir düzen dahilinde olmuştur bunlar.Allahın sıfatlarıyla kaimdir.Kur'an-ı Kerimde apaçık bellidir bu.Yasin suresinde ''Allah birşeye ol dediği vakit oluverir''buyrulmuştur.bunun hikmetini bizler sınırlı aklımızla algılayamayız.Allah aciz değildir.yeryüzünde halife olarak ilan etmiştir insanı.neden bir ortak atamız olsunki maymunlarla.atamız Adem var iken.bizim Kitabımız tek başına bir bilimdir zaten.diğer bilimlerden ayrı değildir.astronomiden fizikten, kimyadan ,matematikten her bilim dalını barındırır içinde.elbetteki insanlar bilimi geliştirecekler,keşfedecekler.ana kaynağın Kuran olduğunu bilerek yapacaklar bunu.en sonunda yollar orada birleşiyor çünkü.tabiki inananlar için.selamlar...
Cts, 22:52 ·

Berrin Yeşilmen
ilknurla özerin arasında kaldım:))sanki ikisde doğru söylüyor:))
Cts, 23:03 ·

Özer Özdemir
Berrin doğru bir tanedir.tıpkı kıble gibi.kıblenin yönü belli olduktan sonra kıble aramak boşa çaba harcamaktır.kendini yormaktan öte geçmez..
Cts, 23:25 ·

Meryem Solakhan
Berrincim bende Özerle aynı fikirdeyim
Pzr, 10:03 ·

Ahmet Demirel
Bu video bir çalışmanın parçası.. İster inanırsın isterse inanman. Teist, deist ve ateist diye düşüncenin renkleri var.
Her durumda teist olarak tüm düşünceleri şablona almak, ilgisiz açıklamalarda bulunmak ne yazık ki bu ülkenin kaderi..
O zaman bilimde neymiş her şey kutsal kitapta var diğerleri boş deyip oturalım, kafa yormayalım.. Yorulmuyoruz da zaten!!Bilim adamları gibi bilimden yararlananların da sorumluluğu vardır. Sorun yöntemde, bakış açılarında,
araştırma, inceleme yapmak bir alt yapıyı gerektirir..
Anlamama konusunda haklı olabilirsiniz..Sitoloji, histoloji, taksonomi, embriyoloji, paleontoloji, arkeoloji, genetik vs. vs.
konularını okumak gerekir.. En kolayı ne? Biz de toplum olarak onu yapıyoruz.. Teist olupta evrim düşüncesini savunanlar var.. Konunun bu şekilde düşünülmesinde kimin yararı var?
İnançsızlıkta bir inanç değilmidir? Nerede bir araştırma sonucu açıklansa biz bunu zaten biliyorduk anlayışını biri bana açıklayabilirmi? Sen nerede yaşıyorsun demezler mi?
Pzr, 11:00 ·

Arzu Demirhan Kayralı
Ahmet Beye katılıyorum
Pzr, 19:07 ·

Özer Özdemir
Ahmet Bey sizin söylediğiniz gibi inanmak veya inanmamak insanların kendi tercihleridir.şablona alma konusuna gelince her açıklama bilimsel de olsa bir şablonun parçasıdır zaten.ilgisiz açıklama dediğiniz şeylerde herkesin değer yargılarıyla ilgili bir durumdur.biz ana kaynak olarak inandığımız kutsal Kitabı alırız.buna aykırı olan şeyleri kabul etmek tezattan hali değildir.ona inanıyorsak onun yazdıklarını savunuruz.sizin sıraladığınız bilim dalları o konunun uzmanlarını ilgilendirir.her savunulan bilimsel çalışmayı kabul etmek bizim kaderimizmidir acaba?sorgulamak gerekmezmi?hadis ,akaid,kelam,tefsir,fıkıh.isterseniz birazda bunlardan okuyalım.nihayetinde herkes fikirlerini açıklama konusunda ,inançlarını savunma konusunda özgürdür.siz öyle dersiniz ben böyle derim.bu da bir inanç meselesi değilmidir.?yok o avrupalı bir bilim adamı doğru söylüyor demek kendimizi bağımlı hale getirmektir.herşey kutsal Kitapta yazmaz zaten.o zaman dünyaya gelmenin bir anlamı olmaz.araştırmak çalışmak irdelemek gerek.inançsızlığın inanç olduğunu kabul etmek ne kadar felsefi bir durumsa.inanmak ta o kadar doğal birşeydir.gayet nettir.önyargılarımızdan uzaklaşmak için önce kendi değerlerimizi araştırmamız gerekir.herkes yaşadığı yerdedir.olması gerektiği yerdedir.birilerinin istediği yerde değildir.selamlar....
Dün, 03:56 ·

Ilknur Çelik
Ahmet beye kesinlikle katılıyorum...bişey söylemeyeyim diyorum ama olmuyor,çünkü bu işin eğitimini aldım,biliyorum konuyu...bu arada özer bey sadece avrupada bu konu anılıyor sanıyor ama yıllardır Türkiye'de de bu dersler okutuluyor...bilim evrenseldir özer bey...
Dün, 15:40 ·

Ilknur Çelik
yaradılışla ilgili çok şey söylendi,çizildi...şu an için dünyada ve tabiiki buna paralel ülkemizde de geçerli olan bilimsel kabul budur,,bu videoda izlediğimiz...
Dün, 15:52 ·

Ahmet Demirel
Özer Bey;
Düşüncelerin renklerinden söz etmiştim. Siz bu düşüncelerden birini temsil etmektesiniz. Evrensel kümeyi oluşturmadığınızı öncelikle belirtmek gerekir. Bu böyledir, şu şöyledir diye de tümele ulaşamazsınız.Ulaşılır diyorsanız, ortaçağ avrupasını biliyoruz.. Bunun adı teokrasi olur. Amerika’yı yeniden keşfetmenin gereği yok. İnsan aklı laik yönetim anlayışını öyle hemen bulmadı. Yaşama bakışı belli bir şablondan dayatmanın sıkıntılarını geçmiş toplumlar yeterince tatmıştır. Konu teolojinin konusu olsa, bu konuda sözümüz olamaz tabii.. Çünkü haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
Konu bilimsel bir çalışmanın açıklanmasındaki bir kare.. Ortada, yapılan bir çalışmanın kamuoyu ile paylaşılması vardır..
Bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz. Sübjektif niyetlerin bilim de bir yeri de yok. Bilimde evrensel gerçekler, değerler vardır. Bilim metodiktir. Ortaya bir görüş atılır, deneylerle, nicel gözlemlerle desteklenir, olgulara ulaşılır. Ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür. Bu nedenle mutlak tanımlamalara ulaşabilmek bilimin hedefi, amacı olsa da; her durumda bu kritere ulaşmak, en azından bugün ki verilerle olası değildir. Ancak doğa kanunlarına ulaşmak; insan içindir, bilimin amacı insan mutluluğudur. Burada bir örnek vermek istiyorum.. Bugün Hücre konusundaki bilgilerimiz ne kadar çok gibi görünse de henüz mutlak gerçeklere ulaştığımızı göstermez ve hala Hücre Teorisi diye tanımlanmaktadır. Dikkat edilirse teori’dir. Niçin? Çünkü hala boşlukları vardır açığa çıkartılması gereken.. Kanser gibi..Bu günkü hücreyle ilgili elimizdeki veriler yeterli değildir, yeni hücre bilgilerini gerektirmektedir. Durum böyleyken hücrelerle ilgili; denenen, üretilen ilaçları günlük yaşantımız da kullanıyor ve onlardan yararlanıyor, şifa bulabiliyoruz.. Bu süreçte; bu bilgiler henüz teoriyken, bu gerçekler kanun olamadı diye de sırtımızı çevirmiyoruz. Bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir. Bilgilerin sağlam olanları başka sağlam bilgilerle desteklenip büyürken, çürütülenleri elenir, yok olur. Yok olma subjektif niyetlerle değil yaşamdaki pratikten gelir..
“Her savunulan bilimsel çalışmayı kabul etmek bizim kaderimiz midir acaba? sorgulamak gerekmez mi?”demişsiniz. Sorgulamak, kuşkuyla yaklaşmak kimin yöntemidir? Ben de şimdi bunu merak ettim!!Konu bilimsel gerçeklerse evet benimsemek durumundasın.... Red edersen küme düşersin. Önyargı ile davranmanın da bilimsel düşünce de yeri olmadığını bildiğinizi sanıyorum.. Polemiğe girmeden, buralara çekilen bu konuların burada tartışılmasını da doğru bulmuyorum.. Adıma yazınızı görünce, yeri olmasa da düşüncelerimin bir parçasını belirttim.
Bu konuların anlaşılabilmesi için şu altbilim dallarının okunması gerekir dedim, siz kendi alanınıza çektiniz. Teolojinin konusu bu değil ki.... Yöntemleri, çalışmaları farklı, loji’lerin tartışılmasıyla da bir sonuca varılmaz.. .Dogmatizm inancı, bilim kuşkuyu temel alır.Birini diğerinin cinsinden düşünmeyle de ancak salata olur..
Selamlar..
Dün, 16:16

Hülya Zeynep Konar
ahmet hocam bir biyoloji öğretmeni/eğitmeni yada biyoloji bilimi ile ilgilenen bir kişi olarak yaptığı bu yorumunu bir çırpıda ve merakla okudum.anladıklarımı özetliyorum:
1- bilimin amacı insan mutluluğudur.
2-bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz.
3-haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
4-bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir.
5- ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür.

richard dawkins "bana göre" bilim konuşan değil bilim yapan önemli bir beyindir.anlattıkları yaptıkları işimize gelir gelmez,biz başka şey düşünürüz onaylamayız vs olabilir elbette,insan düşüncelerinde özgürdür değer yargılarımız farklı olabilir ancak adam ateist diye onun yaptığı bilimi değer olarak ajdar'ın şarkı söylemesiyle aynı kefeye koymak haksızlık olur.bildiğiniz gibi kendisi british humanist association (bha) ve the international humanist and ethical union (iheu) ödüllerine layık görülmüş bir beyindir.
http://www.politics.co.uk/opinion-formers/press-releases/culture-media-and-sport/humanists-award-richard-dawkins-for-promoting-reason-and-science-across-the-world-$1302199$365873.htm

neyse.gerçekten maymunlardan mı geldik yoksa gelmedik mi bilemiyorum ama sonuçta geldiğimizi ispatlamak için yapılmış bilimsel çalışmlar var.ve gelmediğimizi, bu çalışmaların gerçeği yansıtmadığı tezini savunan bir başka karşı grup var.benim sadece bu konuda dikkatimi çeken bu çalışmaları yapan kişi dawkins gibi ateist biri değilde güçlü dini duyguları olan birisi olsaydı acaba yaklaşımlar tepkiler nasıl olurdu? (BU VİDEO YORUMLARINDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNCEM)

ben hülya olarak Allah'a çok büyük inancım var,Kur'an-ı Kerim'e hayranım ve bilimin + eğitiminde kölesi olurum...

sevgilerimle...

Özer Özdemir
Konunun Kur’an’daki ele alınış şeklini tesbit etmeden önce, Kur’an’ın nasıl anlaşılıp yorumlanması gerektiği üzerinde birkaç hususu belirtmeğe çalışalım.
Kur’an kendi ifadesiyle, en doğruya götüren bir Kitap’tır.(İsra, 17/9) Hedefi kişinin mutluluğu ve hidayetidir. Bu anlamda yol gösteren bir rehber durumundadır. Dolayısıyla bugünkü anlamda bir felsefe ve bir ilim kitabı olmaktan uzaktır. Bununla beraber, ilmî ve felsefî düşünce ve yoruma açık ayetlerin sayısı oldukça fazladır. Böyle ayetler, Kur’an’ın asıl hedefi olan mutluluk ve hidayet için kişinin düşünüp araştırması, kendini ve kâinatını tanıması ve onları yöneten kanunları bulması, Tanrı’nın yaratma ve ilminin sonsuzluğunu anlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Şu halde Kur’an genel hatlarında insanın inandığı ile bildiği arasında bir irtibatın kurulması gerektiğini belirtmektedir. Bu husus bizi sonunda imana götürecek bir tefekkür ve düşünce sisteminin Kur’an’da var olduğu noktasına ulaştıracaktır. Biz buna tabiri caizse “Kur’an fikir yapısı” veya “Kur’anî düşünce sistemi” diyoruz.
Kur’an’ın fikir yapısının iskeletini elde edebilmek için, ilk önce Kur’an’ı herhangi bir peşin fikre sahip olmaksızın objektif bir biçimde okumalıyız. Yani Kur’an’ı sonra çıkan İslâm düşünürlerinin kendi ekollerinin eğilimlerine uygun biçimdeki yorumlarının ve düşüncelerinin etkisi altında değil, bizzat Kur’an’ın kendi düşünce sistemi içinde anlamaya çalışmalıyız. Yani Kur’an’ı bizi götürmek istediği düşünce sisteminin atmosferi altında okumalıyız. Diğer bir tabirle, Hz. Peygamber ve sahabelerinin anladıkları şekilde anlamaya çalışmalı, sonra da kendi bilgi, fikir ve düşüncelerimizi bu temel üzerine oturtmalıyız

Şurası muhakkaktır ki, Kur’an’ı anlama insanın kendi düşünce ve kültürüne göre seyyaldir. Kendini okuyan ve araştıran insanla beraber anlamlar büyür ve gelişir. Yani insan kendi kültürü kadar Kur’an’ı anlar ve yorumlar. Fahrettin el-Râzî’nin ifadesiyle: “İnsan ne kadar alimse Kur’an’ı o kadar fazla anlar.”...Bir diğer husus, Kur’an’da neyi ararsak onu bir parça buluruz. Mesela düşünceleri birbirine zıt İslâm mezhepleri kendi görüşlerinin daha doğru olduğunu ispat için Kur’an ayetlerini gösteriyorlardı. Bu nevi zıtlıklardan kurtulmak için, Kur’an ayetleri arasında bir anlam zinciri kurmak gerekir. Yani, bir ayete verilen anlam ve onun yorumu, bir başka ayetle tevfik edilebilmelidir. Bu husus Kur’an’ı bir bütün içinde ele alıp onun fikir sistemi doğrultusunda olmalıdır. Aksi takdirde onu okuyan ve araştıranlar, kendi inanç ve düşüncelerindeki çelişkileri nasslara atfedeceklerdir. Halbuki Kur’an, yukarıdaki satırlarda belirttiğimiz gibi, kişinin bilgisi ve inancı arasında bir irtibatı vurgulamaktadır. Öte yandan Kur’an, tefsir tarihi boyunca, müfessirlerin yaşadıkları asırların ilmî ve felsefî değerleri ve problemleri doğrultusunda yorumlana gelmiştir. Geçmişe nisbeten ondan anlaşılanla şimdi anladıklarımız arasında farklar vardır. Bu bize: 1) İnsan olgunlaştıkça, irfanı arttıkça Kur’an’ın ona göre konuştuğu 2) Kur’an’ın her asrın değer ve mantığına hitap edildiğini gösterir. Bu iki noktayı iyice müşahede edebilmek için Kur’an’daki kavramların etimolojik ve semantik analizlerini yapmak gerekir. Kısaca Kur’an büyük bir medeniyet kuran kılavuzdur, ancak Kur’an’ın hakikatlerini tefsir eden, onu anlayıp tatbik eden insandır. İnsan olgunlaştığı, ilim ve irfanı arttığı ölçüde, hattâ kendini ve kâinatı daha iyi tanıdığı ölçüde, Kur’an’ı anlayacaktır. Netice olarak, Kur’an, her insana kendi kültür düzeyine göre başka şeyler söyleyecektir

Şimdi, yaratılış ve evrim konusunu Kur’an açısından ele alarak,, o nun fikir sistemi doğrultusunda ve günümüzün modern biyolojik bilgilerin ışığı altında ayetlerin yorumunu yapmaya çalışacağız.

Özer Özdemir
Allah, insanı yaratma kararını, meleklere açıkladığı zaman, O’na ruh verildiğinde, yaratılan insana derhal secde etmelerini emir buyurdu. İnsanın yaratılması için gerekli olan toprak arz’dan (gezegenimiz olan bu dünyadan) alındı. Çünkü ilk defa, bu dünyanın dışında, başka bir mekânda, başka bir deyişle Allah’ın, insanların tamamına “ Ben sizin Rabb’iniz değilmiyim” dediği yerde, yaratıldık. İlk yaratıldığımız mekânın tesbitini yapalım.

تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى 4

20 – Ta-Ha - 4. arzı ve yüksek gökleri yaratan zat tarafından tedricen indirilmiştir

Kur’an’da, gökler ve yer arada başka kelime olmaksızın birlikte anıldıklarında, gökler önce ve yer sonra anılmıştır. Sadece yukarıdaki ve aşağıdaki ayette arz, göklerden önce zikredilmiştir. Bir de bu arzın göklerinin yüksek kelimesiyle sıfatlandırılması bir tek bu ayettedir. Dolayısıyla yukarıdaki iki ayette bildirilen yüksek gökleri olan arz, bu arzdan başka bir arzdır.

يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ 48

14 – İbrahim - 48. O günde ki, arz başka bir arza değiştirilir ve gökler de. Bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkmış olurlar

Yani, kıyametten sonra hesap vermek üzere diriltilip Allah’ın huzuruna çıkacağımız Arzdır. Yani ilk yaratıldığımız ve hesaba çekileceğimiz arzdır. (dünya)

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ 94

6 – Enam - 94. And olsun ki, siz bizim huzurumuza ilk evvel yarattığımız gibi teker teker geldiniz. Ve size verip içine daldırdığımız şeyleri arkalarınızın gerisine atıp terk ettiniz.

Yukarıdaki ayetlerin delaletiyle hesap vereceğimiz yüksek semaları olan arzda yaratıldık. Bu arza (dünyaya) gönderildik. Kıyametten sonra da, yedi Âdem ve nesli hesap vermek üzere geri yani ilk defa yaratıldığımız yüksek semaları olan arza döndürüleceğiz. Muhakkak ki her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.

Bu ayette

Özer Özdemir
Biz bu mekâna, halkın dilinde de meşhur olan bezm-i elest tabirini kullanacağız. Zaten burada anlatılan hadiselerin hepsi bezm-i elest’te meydana gelmiştir. Allah insanı, bir yaratmadan başka bir yaratmaya geçirerek, aşama, aşama yaratmıştır. Önce, arz’dan alınan toprağa su katılıp çamur elde edilmesiyle yaratma işlemi başladı.

7الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِين

32 – Secde – 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.

إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ 11

37 – Saffat – 11. muhakkak ki, biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ 12

23 - Mü’minun - 12. Ve and olsun ki, insanı çamurdan bir sülaleden yarattık.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ 26

15 – Hicr – 26. Muhakkak ki, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ 14

55 – Rahman - 14. İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi kurumuş, ses veren bir balçıktan yarattı.

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ... 11

7 - A'raf – 11. And olsun ki, sizi yarattık, sonra size şekil verdik…

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى 9

75 - Kıyame - 39. Sonra ondan erkek ve dişi iki sınıfı -var- kıldı.

Suyu artırılarak cıvıklaştırılan çamur süzülerek insanın yaratılmasında lazım olan elementler ayrıldı. Bu, suyu süzülmüş balçık halindeki çamurdan, insan sureti verilip tesviye edilmiş halde yaratılacak olan insanların erkek ve kadın olarak tamamının bedenleri çamur halinde heykel misali, bir sıra erkek, bir sıra kadın olmak üzere yedi çift sıra olarak oluşturuldu. Sonra kurutulup, saksı, güveç gibi pişirilmiş toprak eşyaların özelliğini aldı. Her çift sıranın başındakiler Âdem ve Havva olarak takdir edildiler.

Özer Özdemir
Kur'an' da bazı insanların maymuna dönüştürüldüğü ifade ediliyor? Bu evrim değil midir?
Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 65’inci ayetinden, bazı insanların maymun şekline getirildiğini anlamaktayız. Cenab-ı Hak, bununla alakalı şöyle buyurur:

“İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara: ‘Aşağılık birer maymun olunuz!’ dedik.” (Bakara Suresi, 65)

Semavi kaynaklarda bildirildiğine göre, Cenab-ı Hak cumartesi günleri İsrail oğullarına iş tutmayı yasak kılmıştır. Ama onlar bu yasağa riayet etmeyince, yukarıdaki âyette zikredilen hâdise Eyle kasabasında cereyan etmiştir. Bu değişme hakkında iki görüş vardır:

Birisi, bunların sadece “ahlaken” maymun şekline dönüştüğü, diğeri de “sureten” maymun şeklini aldıklarıdır. Fakat her hâlükârda bunlar üç günden fazla yaşamamıştır. Yani hadise bir beldede (Eyle) cereyan ediyor ve ona maruz kalanlar üzüntü ve ıstıraplarından üç gün sonra ölüyorlar.1

Özer Özdemir
EVRİM TEORİSİ Darwin'le özleştirilmiş ve Darwinizm olarak ifade edilir olmuştur. Bu teori, ilmi platformundan çıkarılarak, büyük oranda ideolojiye ve sömürgeciliğe âlet edilmiştir. Burada sömürgeciliğe nasıl gerekçe gösterilmiş olduğuna kı saca temas edilecektir.

Darwinizmin, özellikle Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile Afrika ülkelerindeki kültür emperyalizminde, kaynakların sömürülmesinde ve insanların imha edilmesinde dayanak olarak kullanılmıştır.

Darwinizmin hangi gayelere gerekçe gösterildiğinin anlaşılabilmesi, Darwin öncesinin iyi bilinmesine bağlıdır
4 saat önce ·

Özer Özdemir
Darwin öncesi devir
DARWIN'İN Doğu yolculuğundan evvel, bu ülkelere pek çok seyahatler olmuştur. 15. yüz yıl sonlarına doğru, başta İspanya, Portekiz ve İngiltere olmak üzere Avrupa devleteleri, Doğu'yu yakından tanıyarak, oranın kaynaklarını elde etmek, kendi kültür ve dinlerini yaymak için adeta birbirleriyle yarış halindeydiler.

Doğu'da nüfuz temini ve sömürge tesisinde en büyük engel, yerli halkın kendi kültürüydü. Evvel emirde bu kültür değerlerinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu hususta misyonerler büyük gayret gösterdiler. Kardinal Cisneros, 1516 tarihli bir emirnamesinde gemilerin, misyoner almadan İspanya'dan ayrılmasını yasaklamıştı. Fakat misyonerler kitle halinde din kabul ettirme yerine, ruhların derinine inmeyi tercih ediyorlardı.1

Bu faaliyetlerini fikrî plânda sağlamlaştırmak maksadıyla yerliler için üniversiteler kurarak, kendi emelleri doğrultusunda bir kültür geliştirmenin temellerini attılar. Bazı felsefî teorileri kanun şeklinde takdim ettiler.

1550' li yıllarda, yerlileri köleleştirmek için, Aristoteles görüşüne dayanarak; akılları gelişmemiş kişilerin tabiatları gereği, diğerlerinin köleleri olduğu ve bu barbarları medenileştirmek için kuvvete başvrulabileceği, dolayısıyla Kızılderililerin de köle olarak dünyaya geldikleri, onlara karşı savaşmanın hukukî olduğu kabul edildi.2

Böylece Evrim Teorisinin de temeli atılıyordu. Yani, bu hayat mücadelesinde kuvvetliler yaşamalı, zayıflar denmeliydi. Meşhur Etnolog Servier, evrim görüşünün, sömürgecilik dini haline getirildiğine işaret ederek şöyle der:

"Evrimcilik fikri tabii olarak sömürgeciliğin laik dini haline gelmiştir. Zamanın modası programcıların deyimiyle, bu teori, doğru olduğundan yararlı, yararlı olduğundan da doğru diye benimsenmiştir. Burada esas olan, hakikati ortaya koymak için araştırmak değil, ama ön yargıya dayalı felsefe sistemlerinin doğruluğunu kanıtlamak esas olmuştur. İnsanlığın evrimini gerekli kılan geniş sentezlerin yardımıyla, bunlar zorla kitlelere kabul ettirilmektedir.
4 saat önce

Özer Özdemir
devam edeceğim arkadaşlar

Ilknur Çelik
Ahmet beyle meslektaşmışız ,Hülya .....
bilim ,dinamizm ve değişim ...güzel bağlamışsın konuyu...
4 saat önce ·