İlginç ve bir o kadarda okumaya değer yorumlar yazıldığı için,
yorumları ve videoyu buraya (bloga) taşımak istedim.
Tartışma ortamlarında aynı noktaya varılabilir, varılmayabilir,
hemfikir olunabilir yada olunamayabilir , bu normaldir.
Benim asıl paylaşmak yada göstermek istediğim şey ,
inandığımız şeyler uğruna
nasıl mücadele ettiğimizdir...
Sevgimle.
Not:
Eğer videoyu görüntülüyemiyorsanız ,
facebook yada vimeo üzerinden izleyebilirsiniz.
Aaaaa Hülyacığım ne var bunda anlamayacak...Kuzenlerimizi tanımadınmı :)))) neymiş kuzenmişiz :))) Önceden maymunlar atalarımızdı...şimdi kuzenimiz olmuş :)))
29 Ekim, 23:15 ·
Ahmet Demirel
29 Ekim, 23:15 ·
Ahmet Demirel
:)))))) Anlaşılmayacak bir durum yok Hülya Hanım.. Evdeki çatal kaşığı salonda ya da yatak odasında aramayız:)) Mutfağa gideriz.. Niçin? Sınıflarız!! Bilim adamlarıda canlıları sınıflıyor, benzerlik ve farklılıklarına göre!
Ricard Dawkins'in videosu sadece bir soruya verilen yanıt. Tüm canlıların ortak olduğu, bir atadan seçilip günümüze nasıl geldiğini, yol ayrımlarını açıklama da küçük bir kare..
Güzel bir haftasonu dileklerimle..Sevgiler - Selamlar..
30 Ekim, 11:06 ·
Ilknur Çelik
Ricard Dawkins'in videosu sadece bir soruya verilen yanıt. Tüm canlıların ortak olduğu, bir atadan seçilip günümüze nasıl geldiğini, yol ayrımlarını açıklama da küçük bir kare..
Güzel bir haftasonu dileklerimle..Sevgiler - Selamlar..
30 Ekim, 11:06 ·
Ilknur Çelik
MERHABA hÜLYA,Lamarckın evrim teorisini duymuşsundur mutlaka,,, doğal seleksiyon,yani bulunduğu ortama göre hayatta kalan ,uyum sağlayan ya da elenen ,yok olan türlerden bahseder...sorunun cevabı açık ,onlar da uyum sağlamışlar ve yaşıyorlar...
30 Ekim, 13:44 ·
Miray Abravcı
30 Ekim, 13:44 ·
Miray Abravcı
Bilimsel hiç bir dayanağı bulunmayan bir teoriyi çürütmek için bilimsel dayanağı olan başka bir teori kullanmaya gerek yoktur. Yani bu safsatayı çürütmek için sadece şunu söylemem yeterli. "Biz Şempanzelerin kuzeni değiliz." Video için teşekkürler Hülya.
30 Ekim, 14:24 ·
Ilknur Çelik
30 Ekim, 14:24 ·
Ilknur Çelik
genetik ve evrim size bikaç şey çağrıştırıyor mu diye sormak,bu safhada daha doğru sanırım...
30 Ekim, 15:03 ·
Berrin Yeşilmen
30 Ekim, 15:03 ·
Berrin Yeşilmen
Koskoca bilimadamı böyle bir teoriyi uydurmuş olamaz mutlaka bilimsel dayanağı vardır
30 Ekim, 19:35 ·
Özer Özdemir
30 Ekim, 19:35 ·
Özer Özdemir
güneş ışıkla aranmaz arkadaşlar.güneşi ışıkla aramak olsa olsa güneşi göremeyenlerin işidir. bilimi insanlar üretiyor.insanlar tüketiyor.tıpkı savaşı ve barışı kendi ürettiği silahlarla başlatmak ve bitirmek gibi.bilimsel bir dayanak dediğimiz olayda beslendiğimiz kaynakla alakalı bir durum.materyalist bir düşünceyi benimsemişsek (yıkıldığı halde)Darwin bile vazgeçmiştir evrim teorisinden.araştırabilirsiniz.gerçi takipçileri inkar etse bile.insan neye hizmet ediyorsa onun savunucusu olur.şeytan kendi işinde melek kendi işinde.evrimi kabul etmek Allahı inkar etmektir.insanın atası Adem ve Havvadır.bizim inandığımız kitap böyle yazıyor.bu su götürmez bir gerçektir.ötesini aramanın ne mantığı ne de dayanağı vardır.buna böyle inanmalıyız.ancak ''yoğurt karadır'' diyorsak o başka.güneş balçıkla sıvanmaz...
Cts, 08:22 ·
Ilknur Çelik
Cts, 08:22 ·
Ilknur Çelik
burada herşeyi tanrıya bağlamak ne derece akılcı? ve bilmsel olur... bilim kösteklemekle ilerlemez.... bu prof.. kaç yılını veripte konuşuyor bu açıklamalar için ,,,ya da hiç bilgi sahibi olmadığımız konularda konuşmak ,reddetmek ne derece mantıklı,,,eğer bazı arkadaşlar okursa bilimsel kanıtlarla gözlem yapmaları daha iyi olacak...
Cts, 15:56 ·
Ilknur Çelik
Cts, 15:56 ·
Ilknur Çelik
teknolojik ürünleri kullan (ki bilimle teknoloji gelişiyor),sonra da bilimi reddet ,,inanılacak gibi değil...
Cts, 16:03 ·
Özer Özdemir
Cts, 16:03 ·
Özer Özdemir
İknur hanım biz bilime karşı değiliz.insanların onu hangi amaç için kullandığı önemli.yaradılışı inkar etmek onu ortadan kaldırmaz.Allah önce melekleri sonrasında insanı yaratmış.devamında hayvanları,bitkileri yaratmıştır.bir düzen dahilinde olmuştur bunlar.Allahın sıfatlarıyla kaimdir.Kur'an-ı Kerimde apaçık bellidir bu.Yasin suresinde ''Allah birşeye ol dediği vakit oluverir''buyrulmuştur.bunun hikmetini bizler sınırlı aklımızla algılayamayız.Allah aciz değildir.yeryüzünde halife olarak ilan etmiştir insanı.neden bir ortak atamız olsunki maymunlarla.atamız Adem var iken.bizim Kitabımız tek başına bir bilimdir zaten.diğer bilimlerden ayrı değildir.astronomiden fizikten, kimyadan ,matematikten her bilim dalını barındırır içinde.elbetteki insanlar bilimi geliştirecekler,keşfedecekler.ana kaynağın Kuran olduğunu bilerek yapacaklar bunu.en sonunda yollar orada birleşiyor çünkü.tabiki inananlar için.selamlar...
Cts, 22:52 ·
Berrin Yeşilmen
Cts, 22:52 ·
Berrin Yeşilmen
Berrin doğru bir tanedir.tıpkı kıble gibi.kıblenin yönü belli olduktan sonra kıble aramak boşa çaba harcamaktır.kendini yormaktan öte geçmez..
Cts, 23:25 ·
Meryem Solakhan
Cts, 23:25 ·
Meryem Solakhan
Bu video bir çalışmanın parçası.. İster inanırsın isterse inanman. Teist, deist ve ateist diye düşüncenin renkleri var.
Her durumda teist olarak tüm düşünceleri şablona almak, ilgisiz açıklamalarda bulunmak ne yazık ki bu ülkenin kaderi..
O zaman bilimde neymiş her şey kutsal kitapta var diğerleri boş deyip oturalım, kafa yormayalım.. Yorulmuyoruz da zaten!!Bilim adamları gibi bilimden yararlananların da sorumluluğu vardır. Sorun yöntemde, bakış açılarında,
araştırma, inceleme yapmak bir alt yapıyı gerektirir..
Anlamama konusunda haklı olabilirsiniz..Sitoloji, histoloji, taksonomi, embriyoloji, paleontoloji, arkeoloji, genetik vs. vs.
konularını okumak gerekir.. En kolayı ne? Biz de toplum olarak onu yapıyoruz.. Teist olupta evrim düşüncesini savunanlar var.. Konunun bu şekilde düşünülmesinde kimin yararı var?
İnançsızlıkta bir inanç değilmidir? Nerede bir araştırma sonucu açıklansa biz bunu zaten biliyorduk anlayışını biri bana açıklayabilirmi? Sen nerede yaşıyorsun demezler mi?
Pzr, 11:00 ·
Arzu Demirhan Kayralı
Her durumda teist olarak tüm düşünceleri şablona almak, ilgisiz açıklamalarda bulunmak ne yazık ki bu ülkenin kaderi..
O zaman bilimde neymiş her şey kutsal kitapta var diğerleri boş deyip oturalım, kafa yormayalım.. Yorulmuyoruz da zaten!!Bilim adamları gibi bilimden yararlananların da sorumluluğu vardır. Sorun yöntemde, bakış açılarında,
araştırma, inceleme yapmak bir alt yapıyı gerektirir..
Anlamama konusunda haklı olabilirsiniz..Sitoloji, histoloji, taksonomi, embriyoloji, paleontoloji, arkeoloji, genetik vs. vs.
konularını okumak gerekir.. En kolayı ne? Biz de toplum olarak onu yapıyoruz.. Teist olupta evrim düşüncesini savunanlar var.. Konunun bu şekilde düşünülmesinde kimin yararı var?
İnançsızlıkta bir inanç değilmidir? Nerede bir araştırma sonucu açıklansa biz bunu zaten biliyorduk anlayışını biri bana açıklayabilirmi? Sen nerede yaşıyorsun demezler mi?
Pzr, 11:00 ·
Arzu Demirhan Kayralı
Ahmet Bey sizin söylediğiniz gibi inanmak veya inanmamak insanların kendi tercihleridir.şablona alma konusuna gelince her açıklama bilimsel de olsa bir şablonun parçasıdır zaten.ilgisiz açıklama dediğiniz şeylerde herkesin değer yargılarıyla ilgili bir durumdur.biz ana kaynak olarak inandığımız kutsal Kitabı alırız.buna aykırı olan şeyleri kabul etmek tezattan hali değildir.ona inanıyorsak onun yazdıklarını savunuruz.sizin sıraladığınız bilim dalları o konunun uzmanlarını ilgilendirir.her savunulan bilimsel çalışmayı kabul etmek bizim kaderimizmidir acaba?sorgulamak gerekmezmi?hadis ,akaid,kelam,tefsir,fıkıh.isterseniz birazda bunlardan okuyalım.nihayetinde herkes fikirlerini açıklama konusunda ,inançlarını savunma konusunda özgürdür.siz öyle dersiniz ben böyle derim.bu da bir inanç meselesi değilmidir.?yok o avrupalı bir bilim adamı doğru söylüyor demek kendimizi bağımlı hale getirmektir.herşey kutsal Kitapta yazmaz zaten.o zaman dünyaya gelmenin bir anlamı olmaz.araştırmak çalışmak irdelemek gerek.inançsızlığın inanç olduğunu kabul etmek ne kadar felsefi bir durumsa.inanmak ta o kadar doğal birşeydir.gayet nettir.önyargılarımızdan uzaklaşmak için önce kendi değerlerimizi araştırmamız gerekir.herkes yaşadığı yerdedir.olması gerektiği yerdedir.birilerinin istediği yerde değildir.selamlar....
Dün, 03:56 ·
Ilknur Çelik
Dün, 03:56 ·
Ilknur Çelik
Ahmet beye kesinlikle katılıyorum...bişey söylemeyeyim diyorum ama olmuyor,çünkü bu işin eğitimini aldım,biliyorum konuyu...bu arada özer bey sadece avrupada bu konu anılıyor sanıyor ama yıllardır Türkiye'de de bu dersler okutuluyor...bilim evrenseldir özer bey...
Dün, 15:40 ·
Ilknur Çelik
Dün, 15:40 ·
Ilknur Çelik
yaradılışla ilgili çok şey söylendi,çizildi...şu an için dünyada ve tabiiki buna paralel ülkemizde de geçerli olan bilimsel kabul budur,,bu videoda izlediğimiz...
Dün, 15:52 ·
Ahmet Demirel
Dün, 15:52 ·
Ahmet Demirel
Özer Bey;
Düşüncelerin renklerinden söz etmiştim. Siz bu düşüncelerden birini temsil etmektesiniz. Evrensel kümeyi oluşturmadığınızı öncelikle belirtmek gerekir. Bu böyledir, şu şöyledir diye de tümele ulaşamazsınız.Ulaşılır diyorsanız, ortaçağ avrupasını biliyoruz.. Bunun adı teokrasi olur. Amerika’yı yeniden keşfetmenin gereği yok. İnsan aklı laik yönetim anlayışını öyle hemen bulmadı. Yaşama bakışı belli bir şablondan dayatmanın sıkıntılarını geçmiş toplumlar yeterince tatmıştır. Konu teolojinin konusu olsa, bu konuda sözümüz olamaz tabii.. Çünkü haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
Konu bilimsel bir çalışmanın açıklanmasındaki bir kare.. Ortada, yapılan bir çalışmanın kamuoyu ile paylaşılması vardır..
Bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz. Sübjektif niyetlerin bilim de bir yeri de yok. Bilimde evrensel gerçekler, değerler vardır. Bilim metodiktir. Ortaya bir görüş atılır, deneylerle, nicel gözlemlerle desteklenir, olgulara ulaşılır. Ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür. Bu nedenle mutlak tanımlamalara ulaşabilmek bilimin hedefi, amacı olsa da; her durumda bu kritere ulaşmak, en azından bugün ki verilerle olası değildir. Ancak doğa kanunlarına ulaşmak; insan içindir, bilimin amacı insan mutluluğudur. Burada bir örnek vermek istiyorum.. Bugün Hücre konusundaki bilgilerimiz ne kadar çok gibi görünse de henüz mutlak gerçeklere ulaştığımızı göstermez ve hala Hücre Teorisi diye tanımlanmaktadır. Dikkat edilirse teori’dir. Niçin? Çünkü hala boşlukları vardır açığa çıkartılması gereken.. Kanser gibi..Bu günkü hücreyle ilgili elimizdeki veriler yeterli değildir, yeni hücre bilgilerini gerektirmektedir. Durum böyleyken hücrelerle ilgili; denenen, üretilen ilaçları günlük yaşantımız da kullanıyor ve onlardan yararlanıyor, şifa bulabiliyoruz.. Bu süreçte; bu bilgiler henüz teoriyken, bu gerçekler kanun olamadı diye de sırtımızı çevirmiyoruz. Bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir. Bilgilerin sağlam olanları başka sağlam bilgilerle desteklenip büyürken, çürütülenleri elenir, yok olur. Yok olma subjektif niyetlerle değil yaşamdaki pratikten gelir..
“Her savunulan bilimsel çalışmayı kabul etmek bizim kaderimiz midir acaba? sorgulamak gerekmez mi?”demişsiniz. Sorgulamak, kuşkuyla yaklaşmak kimin yöntemidir? Ben de şimdi bunu merak ettim!!Konu bilimsel gerçeklerse evet benimsemek durumundasın.... Red edersen küme düşersin. Önyargı ile davranmanın da bilimsel düşünce de yeri olmadığını bildiğinizi sanıyorum.. Polemiğe girmeden, buralara çekilen bu konuların burada tartışılmasını da doğru bulmuyorum.. Adıma yazınızı görünce, yeri olmasa da düşüncelerimin bir parçasını belirttim.
Bu konuların anlaşılabilmesi için şu altbilim dallarının okunması gerekir dedim, siz kendi alanınıza çektiniz. Teolojinin konusu bu değil ki.... Yöntemleri, çalışmaları farklı, loji’lerin tartışılmasıyla da bir sonuca varılmaz.. .Dogmatizm inancı, bilim kuşkuyu temel alır.Birini diğerinin cinsinden düşünmeyle de ancak salata olur..
Selamlar..
Dün, 16:16
Hülya Zeynep Konar
Düşüncelerin renklerinden söz etmiştim. Siz bu düşüncelerden birini temsil etmektesiniz. Evrensel kümeyi oluşturmadığınızı öncelikle belirtmek gerekir. Bu böyledir, şu şöyledir diye de tümele ulaşamazsınız.Ulaşılır diyorsanız, ortaçağ avrupasını biliyoruz.. Bunun adı teokrasi olur. Amerika’yı yeniden keşfetmenin gereği yok. İnsan aklı laik yönetim anlayışını öyle hemen bulmadı. Yaşama bakışı belli bir şablondan dayatmanın sıkıntılarını geçmiş toplumlar yeterince tatmıştır. Konu teolojinin konusu olsa, bu konuda sözümüz olamaz tabii.. Çünkü haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
Konu bilimsel bir çalışmanın açıklanmasındaki bir kare.. Ortada, yapılan bir çalışmanın kamuoyu ile paylaşılması vardır..
Bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz. Sübjektif niyetlerin bilim de bir yeri de yok. Bilimde evrensel gerçekler, değerler vardır. Bilim metodiktir. Ortaya bir görüş atılır, deneylerle, nicel gözlemlerle desteklenir, olgulara ulaşılır. Ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür. Bu nedenle mutlak tanımlamalara ulaşabilmek bilimin hedefi, amacı olsa da; her durumda bu kritere ulaşmak, en azından bugün ki verilerle olası değildir. Ancak doğa kanunlarına ulaşmak; insan içindir, bilimin amacı insan mutluluğudur. Burada bir örnek vermek istiyorum.. Bugün Hücre konusundaki bilgilerimiz ne kadar çok gibi görünse de henüz mutlak gerçeklere ulaştığımızı göstermez ve hala Hücre Teorisi diye tanımlanmaktadır. Dikkat edilirse teori’dir. Niçin? Çünkü hala boşlukları vardır açığa çıkartılması gereken.. Kanser gibi..Bu günkü hücreyle ilgili elimizdeki veriler yeterli değildir, yeni hücre bilgilerini gerektirmektedir. Durum böyleyken hücrelerle ilgili; denenen, üretilen ilaçları günlük yaşantımız da kullanıyor ve onlardan yararlanıyor, şifa bulabiliyoruz.. Bu süreçte; bu bilgiler henüz teoriyken, bu gerçekler kanun olamadı diye de sırtımızı çevirmiyoruz. Bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir. Bilgilerin sağlam olanları başka sağlam bilgilerle desteklenip büyürken, çürütülenleri elenir, yok olur. Yok olma subjektif niyetlerle değil yaşamdaki pratikten gelir..
“Her savunulan bilimsel çalışmayı kabul etmek bizim kaderimiz midir acaba? sorgulamak gerekmez mi?”demişsiniz. Sorgulamak, kuşkuyla yaklaşmak kimin yöntemidir? Ben de şimdi bunu merak ettim!!Konu bilimsel gerçeklerse evet benimsemek durumundasın.... Red edersen küme düşersin. Önyargı ile davranmanın da bilimsel düşünce de yeri olmadığını bildiğinizi sanıyorum.. Polemiğe girmeden, buralara çekilen bu konuların burada tartışılmasını da doğru bulmuyorum.. Adıma yazınızı görünce, yeri olmasa da düşüncelerimin bir parçasını belirttim.
Bu konuların anlaşılabilmesi için şu altbilim dallarının okunması gerekir dedim, siz kendi alanınıza çektiniz. Teolojinin konusu bu değil ki.... Yöntemleri, çalışmaları farklı, loji’lerin tartışılmasıyla da bir sonuca varılmaz.. .Dogmatizm inancı, bilim kuşkuyu temel alır.Birini diğerinin cinsinden düşünmeyle de ancak salata olur..
Selamlar..
Dün, 16:16
Hülya Zeynep Konar
ahmet hocam bir biyoloji öğretmeni/eğitmeni yada biyoloji bilimi ile ilgilenen bir kişi olarak yaptığı bu yorumunu bir çırpıda ve merakla okudum.anladıklarımı özetliyorum:
1- bilimin amacı insan mutluluğudur.
2-bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz.
3-haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
4-bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir.
5- ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür.
richard dawkins "bana göre" bilim konuşan değil bilim yapan önemli bir beyindir.anlattıkları yaptıkları işimize gelir gelmez,biz başka şey düşünürüz onaylamayız vs olabilir elbette,insan düşüncelerinde özgürdür değer yargılarımız farklı olabilir ancak adam ateist diye onun yaptığı bilimi değer olarak ajdar'ın şarkı söylemesiyle aynı kefeye koymak haksızlık olur.bildiğiniz gibi kendisi british humanist association (bha) ve the international humanist and ethical union (iheu) ödüllerine layık görülmüş bir beyindir.
http://www.politics.co.uk/opinion-formers/press-releases/culture-media-and-sport/humanists-award-richard-dawkins-for-promoting-reason-and-science-across-the-world-$1302199$365873.htm
neyse.gerçekten maymunlardan mı geldik yoksa gelmedik mi bilemiyorum ama sonuçta geldiğimizi ispatlamak için yapılmış bilimsel çalışmlar var.ve gelmediğimizi, bu çalışmaların gerçeği yansıtmadığı tezini savunan bir başka karşı grup var.benim sadece bu konuda dikkatimi çeken bu çalışmaları yapan kişi dawkins gibi ateist biri değilde güçlü dini duyguları olan birisi olsaydı acaba yaklaşımlar tepkiler nasıl olurdu? (BU VİDEO YORUMLARINDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNCEM)
ben hülya olarak Allah'a çok büyük inancım var,Kur'an-ı Kerim'e hayranım ve bilimin + eğitiminde kölesi olurum...
sevgilerimle...
Özer Özdemir
1- bilimin amacı insan mutluluğudur.
2-bilim de senin değerlerin, benim değerlerim olmaz, öyle algılanırsa objektiflik ilkesini görmezden geliriz.
3-haddimizi biliriz, bilmediğimiz konuda da ahkâm kesmeyiz, saygıda da kusur etmeyiz.
4-bilim sürekli bir akışı, değişimi temsil eder. Stabil değildir, dinamiktir.
5- ulaştığın olgu ya da gerçekler diğer gerçeklerle desteklenir yada çürütülür.
richard dawkins "bana göre" bilim konuşan değil bilim yapan önemli bir beyindir.anlattıkları yaptıkları işimize gelir gelmez,biz başka şey düşünürüz onaylamayız vs olabilir elbette,insan düşüncelerinde özgürdür değer yargılarımız farklı olabilir ancak adam ateist diye onun yaptığı bilimi değer olarak ajdar'ın şarkı söylemesiyle aynı kefeye koymak haksızlık olur.bildiğiniz gibi kendisi british humanist association (bha) ve the international humanist and ethical union (iheu) ödüllerine layık görülmüş bir beyindir.
http://www.politics.co.uk/opinion-formers/press-releases/culture-media-and-sport/humanists-award-richard-dawkins-for-promoting-reason-and-science-across-the-world-$1302199$365873.htm
neyse.gerçekten maymunlardan mı geldik yoksa gelmedik mi bilemiyorum ama sonuçta geldiğimizi ispatlamak için yapılmış bilimsel çalışmlar var.ve gelmediğimizi, bu çalışmaların gerçeği yansıtmadığı tezini savunan bir başka karşı grup var.benim sadece bu konuda dikkatimi çeken bu çalışmaları yapan kişi dawkins gibi ateist biri değilde güçlü dini duyguları olan birisi olsaydı acaba yaklaşımlar tepkiler nasıl olurdu? (BU VİDEO YORUMLARINDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNCEM)
ben hülya olarak Allah'a çok büyük inancım var,Kur'an-ı Kerim'e hayranım ve bilimin + eğitiminde kölesi olurum...
sevgilerimle...
Özer Özdemir
Konunun Kur’an’daki ele alınış şeklini tesbit etmeden önce, Kur’an’ın nasıl anlaşılıp yorumlanması gerektiği üzerinde birkaç hususu belirtmeğe çalışalım.
Kur’an kendi ifadesiyle, en doğruya götüren bir Kitap’tır.(İsra, 17/9) Hedefi kişinin mutluluğu ve hidayetidir. Bu anlamda yol gösteren bir rehber durumundadır. Dolayısıyla bugünkü anlamda bir felsefe ve bir ilim kitabı olmaktan uzaktır. Bununla beraber, ilmî ve felsefî düşünce ve yoruma açık ayetlerin sayısı oldukça fazladır. Böyle ayetler, Kur’an’ın asıl hedefi olan mutluluk ve hidayet için kişinin düşünüp araştırması, kendini ve kâinatını tanıması ve onları yöneten kanunları bulması, Tanrı’nın yaratma ve ilminin sonsuzluğunu anlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Şu halde Kur’an genel hatlarında insanın inandığı ile bildiği arasında bir irtibatın kurulması gerektiğini belirtmektedir. Bu husus bizi sonunda imana götürecek bir tefekkür ve düşünce sisteminin Kur’an’da var olduğu noktasına ulaştıracaktır. Biz buna tabiri caizse “Kur’an fikir yapısı” veya “Kur’anî düşünce sistemi” diyoruz.
Kur’an’ın fikir yapısının iskeletini elde edebilmek için, ilk önce Kur’an’ı herhangi bir peşin fikre sahip olmaksızın objektif bir biçimde okumalıyız. Yani Kur’an’ı sonra çıkan İslâm düşünürlerinin kendi ekollerinin eğilimlerine uygun biçimdeki yorumlarının ve düşüncelerinin etkisi altında değil, bizzat Kur’an’ın kendi düşünce sistemi içinde anlamaya çalışmalıyız. Yani Kur’an’ı bizi götürmek istediği düşünce sisteminin atmosferi altında okumalıyız. Diğer bir tabirle, Hz. Peygamber ve sahabelerinin anladıkları şekilde anlamaya çalışmalı, sonra da kendi bilgi, fikir ve düşüncelerimizi bu temel üzerine oturtmalıyız
Şurası muhakkaktır ki, Kur’an’ı anlama insanın kendi düşünce ve kültürüne göre seyyaldir. Kendini okuyan ve araştıran insanla beraber anlamlar büyür ve gelişir. Yani insan kendi kültürü kadar Kur’an’ı anlar ve yorumlar. Fahrettin el-Râzî’nin ifadesiyle: “İnsan ne kadar alimse Kur’an’ı o kadar fazla anlar.”...Bir diğer husus, Kur’an’da neyi ararsak onu bir parça buluruz. Mesela düşünceleri birbirine zıt İslâm mezhepleri kendi görüşlerinin daha doğru olduğunu ispat için Kur’an ayetlerini gösteriyorlardı. Bu nevi zıtlıklardan kurtulmak için, Kur’an ayetleri arasında bir anlam zinciri kurmak gerekir. Yani, bir ayete verilen anlam ve onun yorumu, bir başka ayetle tevfik edilebilmelidir. Bu husus Kur’an’ı bir bütün içinde ele alıp onun fikir sistemi doğrultusunda olmalıdır. Aksi takdirde onu okuyan ve araştıranlar, kendi inanç ve düşüncelerindeki çelişkileri nasslara atfedeceklerdir. Halbuki Kur’an, yukarıdaki satırlarda belirttiğimiz gibi, kişinin bilgisi ve inancı arasında bir irtibatı vurgulamaktadır. Öte yandan Kur’an, tefsir tarihi boyunca, müfessirlerin yaşadıkları asırların ilmî ve felsefî değerleri ve problemleri doğrultusunda yorumlana gelmiştir. Geçmişe nisbeten ondan anlaşılanla şimdi anladıklarımız arasında farklar vardır. Bu bize: 1) İnsan olgunlaştıkça, irfanı arttıkça Kur’an’ın ona göre konuştuğu 2) Kur’an’ın her asrın değer ve mantığına hitap edildiğini gösterir. Bu iki noktayı iyice müşahede edebilmek için Kur’an’daki kavramların etimolojik ve semantik analizlerini yapmak gerekir. Kısaca Kur’an büyük bir medeniyet kuran kılavuzdur, ancak Kur’an’ın hakikatlerini tefsir eden, onu anlayıp tatbik eden insandır. İnsan olgunlaştığı, ilim ve irfanı arttığı ölçüde, hattâ kendini ve kâinatı daha iyi tanıdığı ölçüde, Kur’an’ı anlayacaktır. Netice olarak, Kur’an, her insana kendi kültür düzeyine göre başka şeyler söyleyecektir
Şimdi, yaratılış ve evrim konusunu Kur’an açısından ele alarak,, o nun fikir sistemi doğrultusunda ve günümüzün modern biyolojik bilgilerin ışığı altında ayetlerin yorumunu yapmaya çalışacağız.
Özer Özdemir
Kur’an kendi ifadesiyle, en doğruya götüren bir Kitap’tır.(İsra, 17/9) Hedefi kişinin mutluluğu ve hidayetidir. Bu anlamda yol gösteren bir rehber durumundadır. Dolayısıyla bugünkü anlamda bir felsefe ve bir ilim kitabı olmaktan uzaktır. Bununla beraber, ilmî ve felsefî düşünce ve yoruma açık ayetlerin sayısı oldukça fazladır. Böyle ayetler, Kur’an’ın asıl hedefi olan mutluluk ve hidayet için kişinin düşünüp araştırması, kendini ve kâinatını tanıması ve onları yöneten kanunları bulması, Tanrı’nın yaratma ve ilminin sonsuzluğunu anlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Şu halde Kur’an genel hatlarında insanın inandığı ile bildiği arasında bir irtibatın kurulması gerektiğini belirtmektedir. Bu husus bizi sonunda imana götürecek bir tefekkür ve düşünce sisteminin Kur’an’da var olduğu noktasına ulaştıracaktır. Biz buna tabiri caizse “Kur’an fikir yapısı” veya “Kur’anî düşünce sistemi” diyoruz.
Kur’an’ın fikir yapısının iskeletini elde edebilmek için, ilk önce Kur’an’ı herhangi bir peşin fikre sahip olmaksızın objektif bir biçimde okumalıyız. Yani Kur’an’ı sonra çıkan İslâm düşünürlerinin kendi ekollerinin eğilimlerine uygun biçimdeki yorumlarının ve düşüncelerinin etkisi altında değil, bizzat Kur’an’ın kendi düşünce sistemi içinde anlamaya çalışmalıyız. Yani Kur’an’ı bizi götürmek istediği düşünce sisteminin atmosferi altında okumalıyız. Diğer bir tabirle, Hz. Peygamber ve sahabelerinin anladıkları şekilde anlamaya çalışmalı, sonra da kendi bilgi, fikir ve düşüncelerimizi bu temel üzerine oturtmalıyız
Şurası muhakkaktır ki, Kur’an’ı anlama insanın kendi düşünce ve kültürüne göre seyyaldir. Kendini okuyan ve araştıran insanla beraber anlamlar büyür ve gelişir. Yani insan kendi kültürü kadar Kur’an’ı anlar ve yorumlar. Fahrettin el-Râzî’nin ifadesiyle: “İnsan ne kadar alimse Kur’an’ı o kadar fazla anlar.”...Bir diğer husus, Kur’an’da neyi ararsak onu bir parça buluruz. Mesela düşünceleri birbirine zıt İslâm mezhepleri kendi görüşlerinin daha doğru olduğunu ispat için Kur’an ayetlerini gösteriyorlardı. Bu nevi zıtlıklardan kurtulmak için, Kur’an ayetleri arasında bir anlam zinciri kurmak gerekir. Yani, bir ayete verilen anlam ve onun yorumu, bir başka ayetle tevfik edilebilmelidir. Bu husus Kur’an’ı bir bütün içinde ele alıp onun fikir sistemi doğrultusunda olmalıdır. Aksi takdirde onu okuyan ve araştıranlar, kendi inanç ve düşüncelerindeki çelişkileri nasslara atfedeceklerdir. Halbuki Kur’an, yukarıdaki satırlarda belirttiğimiz gibi, kişinin bilgisi ve inancı arasında bir irtibatı vurgulamaktadır. Öte yandan Kur’an, tefsir tarihi boyunca, müfessirlerin yaşadıkları asırların ilmî ve felsefî değerleri ve problemleri doğrultusunda yorumlana gelmiştir. Geçmişe nisbeten ondan anlaşılanla şimdi anladıklarımız arasında farklar vardır. Bu bize: 1) İnsan olgunlaştıkça, irfanı arttıkça Kur’an’ın ona göre konuştuğu 2) Kur’an’ın her asrın değer ve mantığına hitap edildiğini gösterir. Bu iki noktayı iyice müşahede edebilmek için Kur’an’daki kavramların etimolojik ve semantik analizlerini yapmak gerekir. Kısaca Kur’an büyük bir medeniyet kuran kılavuzdur, ancak Kur’an’ın hakikatlerini tefsir eden, onu anlayıp tatbik eden insandır. İnsan olgunlaştığı, ilim ve irfanı arttığı ölçüde, hattâ kendini ve kâinatı daha iyi tanıdığı ölçüde, Kur’an’ı anlayacaktır. Netice olarak, Kur’an, her insana kendi kültür düzeyine göre başka şeyler söyleyecektir
Şimdi, yaratılış ve evrim konusunu Kur’an açısından ele alarak,, o nun fikir sistemi doğrultusunda ve günümüzün modern biyolojik bilgilerin ışığı altında ayetlerin yorumunu yapmaya çalışacağız.
Özer Özdemir
Allah, insanı yaratma kararını, meleklere açıkladığı zaman, O’na ruh verildiğinde, yaratılan insana derhal secde etmelerini emir buyurdu. İnsanın yaratılması için gerekli olan toprak arz’dan (gezegenimiz olan bu dünyadan) alındı. Çünkü ilk defa, bu dünyanın dışında, başka bir mekânda, başka bir deyişle Allah’ın, insanların tamamına “ Ben sizin Rabb’iniz değilmiyim” dediği yerde, yaratıldık. İlk yaratıldığımız mekânın tesbitini yapalım.
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى 4
20 – Ta-Ha - 4. arzı ve yüksek gökleri yaratan zat tarafından tedricen indirilmiştir
Kur’an’da, gökler ve yer arada başka kelime olmaksızın birlikte anıldıklarında, gökler önce ve yer sonra anılmıştır. Sadece yukarıdaki ve aşağıdaki ayette arz, göklerden önce zikredilmiştir. Bir de bu arzın göklerinin yüksek kelimesiyle sıfatlandırılması bir tek bu ayettedir. Dolayısıyla yukarıdaki iki ayette bildirilen yüksek gökleri olan arz, bu arzdan başka bir arzdır.
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ 48
14 – İbrahim - 48. O günde ki, arz başka bir arza değiştirilir ve gökler de. Bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkmış olurlar
Yani, kıyametten sonra hesap vermek üzere diriltilip Allah’ın huzuruna çıkacağımız Arzdır. Yani ilk yaratıldığımız ve hesaba çekileceğimiz arzdır. (dünya)
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ 94
6 – Enam - 94. And olsun ki, siz bizim huzurumuza ilk evvel yarattığımız gibi teker teker geldiniz. Ve size verip içine daldırdığımız şeyleri arkalarınızın gerisine atıp terk ettiniz.
Yukarıdaki ayetlerin delaletiyle hesap vereceğimiz yüksek semaları olan arzda yaratıldık. Bu arza (dünyaya) gönderildik. Kıyametten sonra da, yedi Âdem ve nesli hesap vermek üzere geri yani ilk defa yaratıldığımız yüksek semaları olan arza döndürüleceğiz. Muhakkak ki her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.
Bu ayette
Özer Özdemir
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى 4
20 – Ta-Ha - 4. arzı ve yüksek gökleri yaratan zat tarafından tedricen indirilmiştir
Kur’an’da, gökler ve yer arada başka kelime olmaksızın birlikte anıldıklarında, gökler önce ve yer sonra anılmıştır. Sadece yukarıdaki ve aşağıdaki ayette arz, göklerden önce zikredilmiştir. Bir de bu arzın göklerinin yüksek kelimesiyle sıfatlandırılması bir tek bu ayettedir. Dolayısıyla yukarıdaki iki ayette bildirilen yüksek gökleri olan arz, bu arzdan başka bir arzdır.
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ 48
14 – İbrahim - 48. O günde ki, arz başka bir arza değiştirilir ve gökler de. Bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkmış olurlar
Yani, kıyametten sonra hesap vermek üzere diriltilip Allah’ın huzuruna çıkacağımız Arzdır. Yani ilk yaratıldığımız ve hesaba çekileceğimiz arzdır. (dünya)
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ 94
6 – Enam - 94. And olsun ki, siz bizim huzurumuza ilk evvel yarattığımız gibi teker teker geldiniz. Ve size verip içine daldırdığımız şeyleri arkalarınızın gerisine atıp terk ettiniz.
Yukarıdaki ayetlerin delaletiyle hesap vereceğimiz yüksek semaları olan arzda yaratıldık. Bu arza (dünyaya) gönderildik. Kıyametten sonra da, yedi Âdem ve nesli hesap vermek üzere geri yani ilk defa yaratıldığımız yüksek semaları olan arza döndürüleceğiz. Muhakkak ki her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.
Bu ayette
Özer Özdemir
Biz bu mekâna, halkın dilinde de meşhur olan bezm-i elest tabirini kullanacağız. Zaten burada anlatılan hadiselerin hepsi bezm-i elest’te meydana gelmiştir. Allah insanı, bir yaratmadan başka bir yaratmaya geçirerek, aşama, aşama yaratmıştır. Önce, arz’dan alınan toprağa su katılıp çamur elde edilmesiyle yaratma işlemi başladı.
7الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِين
32 – Secde – 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.
إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ 11
37 – Saffat – 11. muhakkak ki, biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ 12
23 - Mü’minun - 12. Ve and olsun ki, insanı çamurdan bir sülaleden yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ 26
15 – Hicr – 26. Muhakkak ki, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ 14
55 – Rahman - 14. İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi kurumuş, ses veren bir balçıktan yarattı.
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ... 11
7 - A'raf – 11. And olsun ki, sizi yarattık, sonra size şekil verdik…
فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى 9
75 - Kıyame - 39. Sonra ondan erkek ve dişi iki sınıfı -var- kıldı.
Suyu artırılarak cıvıklaştırılan çamur süzülerek insanın yaratılmasında lazım olan elementler ayrıldı. Bu, suyu süzülmüş balçık halindeki çamurdan, insan sureti verilip tesviye edilmiş halde yaratılacak olan insanların erkek ve kadın olarak tamamının bedenleri çamur halinde heykel misali, bir sıra erkek, bir sıra kadın olmak üzere yedi çift sıra olarak oluşturuldu. Sonra kurutulup, saksı, güveç gibi pişirilmiş toprak eşyaların özelliğini aldı. Her çift sıranın başındakiler Âdem ve Havva olarak takdir edildiler.
Özer Özdemir
7الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِين
32 – Secde – 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.
إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ 11
37 – Saffat – 11. muhakkak ki, biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ 12
23 - Mü’minun - 12. Ve and olsun ki, insanı çamurdan bir sülaleden yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ 26
15 – Hicr – 26. Muhakkak ki, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ 14
55 – Rahman - 14. İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi kurumuş, ses veren bir balçıktan yarattı.
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ... 11
7 - A'raf – 11. And olsun ki, sizi yarattık, sonra size şekil verdik…
فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى 9
75 - Kıyame - 39. Sonra ondan erkek ve dişi iki sınıfı -var- kıldı.
Suyu artırılarak cıvıklaştırılan çamur süzülerek insanın yaratılmasında lazım olan elementler ayrıldı. Bu, suyu süzülmüş balçık halindeki çamurdan, insan sureti verilip tesviye edilmiş halde yaratılacak olan insanların erkek ve kadın olarak tamamının bedenleri çamur halinde heykel misali, bir sıra erkek, bir sıra kadın olmak üzere yedi çift sıra olarak oluşturuldu. Sonra kurutulup, saksı, güveç gibi pişirilmiş toprak eşyaların özelliğini aldı. Her çift sıranın başındakiler Âdem ve Havva olarak takdir edildiler.
Özer Özdemir
Kur'an' da bazı insanların maymuna dönüştürüldüğü ifade ediliyor? Bu evrim değil midir?
Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 65’inci ayetinden, bazı insanların maymun şekline getirildiğini anlamaktayız. Cenab-ı Hak, bununla alakalı şöyle buyurur:
“İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara: ‘Aşağılık birer maymun olunuz!’ dedik.” (Bakara Suresi, 65)
Semavi kaynaklarda bildirildiğine göre, Cenab-ı Hak cumartesi günleri İsrail oğullarına iş tutmayı yasak kılmıştır. Ama onlar bu yasağa riayet etmeyince, yukarıdaki âyette zikredilen hâdise Eyle kasabasında cereyan etmiştir. Bu değişme hakkında iki görüş vardır:
Birisi, bunların sadece “ahlaken” maymun şekline dönüştüğü, diğeri de “sureten” maymun şeklini aldıklarıdır. Fakat her hâlükârda bunlar üç günden fazla yaşamamıştır. Yani hadise bir beldede (Eyle) cereyan ediyor ve ona maruz kalanlar üzüntü ve ıstıraplarından üç gün sonra ölüyorlar.1
Özer Özdemir
Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 65’inci ayetinden, bazı insanların maymun şekline getirildiğini anlamaktayız. Cenab-ı Hak, bununla alakalı şöyle buyurur:
“İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara: ‘Aşağılık birer maymun olunuz!’ dedik.” (Bakara Suresi, 65)
Semavi kaynaklarda bildirildiğine göre, Cenab-ı Hak cumartesi günleri İsrail oğullarına iş tutmayı yasak kılmıştır. Ama onlar bu yasağa riayet etmeyince, yukarıdaki âyette zikredilen hâdise Eyle kasabasında cereyan etmiştir. Bu değişme hakkında iki görüş vardır:
Birisi, bunların sadece “ahlaken” maymun şekline dönüştüğü, diğeri de “sureten” maymun şeklini aldıklarıdır. Fakat her hâlükârda bunlar üç günden fazla yaşamamıştır. Yani hadise bir beldede (Eyle) cereyan ediyor ve ona maruz kalanlar üzüntü ve ıstıraplarından üç gün sonra ölüyorlar.1
Özer Özdemir
EVRİM TEORİSİ Darwin'le özleştirilmiş ve Darwinizm olarak ifade edilir olmuştur. Bu teori, ilmi platformundan çıkarılarak, büyük oranda ideolojiye ve sömürgeciliğe âlet edilmiştir. Burada sömürgeciliğe nasıl gerekçe gösterilmiş olduğuna kı saca temas edilecektir.
Darwinizmin, özellikle Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile Afrika ülkelerindeki kültür emperyalizminde, kaynakların sömürülmesinde ve insanların imha edilmesinde dayanak olarak kullanılmıştır.
Darwinizmin hangi gayelere gerekçe gösterildiğinin anlaşılabilmesi, Darwin öncesinin iyi bilinmesine bağlıdır
4 saat önce ·
Özer Özdemir
Darwinizmin, özellikle Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile Afrika ülkelerindeki kültür emperyalizminde, kaynakların sömürülmesinde ve insanların imha edilmesinde dayanak olarak kullanılmıştır.
Darwinizmin hangi gayelere gerekçe gösterildiğinin anlaşılabilmesi, Darwin öncesinin iyi bilinmesine bağlıdır
4 saat önce ·
Özer Özdemir
Darwin öncesi devir
DARWIN'İN Doğu yolculuğundan evvel, bu ülkelere pek çok seyahatler olmuştur. 15. yüz yıl sonlarına doğru, başta İspanya, Portekiz ve İngiltere olmak üzere Avrupa devleteleri, Doğu'yu yakından tanıyarak, oranın kaynaklarını elde etmek, kendi kültür ve dinlerini yaymak için adeta birbirleriyle yarış halindeydiler.
Doğu'da nüfuz temini ve sömürge tesisinde en büyük engel, yerli halkın kendi kültürüydü. Evvel emirde bu kültür değerlerinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu hususta misyonerler büyük gayret gösterdiler. Kardinal Cisneros, 1516 tarihli bir emirnamesinde gemilerin, misyoner almadan İspanya'dan ayrılmasını yasaklamıştı. Fakat misyonerler kitle halinde din kabul ettirme yerine, ruhların derinine inmeyi tercih ediyorlardı.1
Bu faaliyetlerini fikrî plânda sağlamlaştırmak maksadıyla yerliler için üniversiteler kurarak, kendi emelleri doğrultusunda bir kültür geliştirmenin temellerini attılar. Bazı felsefî teorileri kanun şeklinde takdim ettiler.
1550' li yıllarda, yerlileri köleleştirmek için, Aristoteles görüşüne dayanarak; akılları gelişmemiş kişilerin tabiatları gereği, diğerlerinin köleleri olduğu ve bu barbarları medenileştirmek için kuvvete başvrulabileceği, dolayısıyla Kızılderililerin de köle olarak dünyaya geldikleri, onlara karşı savaşmanın hukukî olduğu kabul edildi.2
Böylece Evrim Teorisinin de temeli atılıyordu. Yani, bu hayat mücadelesinde kuvvetliler yaşamalı, zayıflar denmeliydi. Meşhur Etnolog Servier, evrim görüşünün, sömürgecilik dini haline getirildiğine işaret ederek şöyle der:
"Evrimcilik fikri tabii olarak sömürgeciliğin laik dini haline gelmiştir. Zamanın modası programcıların deyimiyle, bu teori, doğru olduğundan yararlı, yararlı olduğundan da doğru diye benimsenmiştir. Burada esas olan, hakikati ortaya koymak için araştırmak değil, ama ön yargıya dayalı felsefe sistemlerinin doğruluğunu kanıtlamak esas olmuştur. İnsanlığın evrimini gerekli kılan geniş sentezlerin yardımıyla, bunlar zorla kitlelere kabul ettirilmektedir.
4 saat önce
Özer Özdemir
DARWIN'İN Doğu yolculuğundan evvel, bu ülkelere pek çok seyahatler olmuştur. 15. yüz yıl sonlarına doğru, başta İspanya, Portekiz ve İngiltere olmak üzere Avrupa devleteleri, Doğu'yu yakından tanıyarak, oranın kaynaklarını elde etmek, kendi kültür ve dinlerini yaymak için adeta birbirleriyle yarış halindeydiler.
Doğu'da nüfuz temini ve sömürge tesisinde en büyük engel, yerli halkın kendi kültürüydü. Evvel emirde bu kültür değerlerinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu hususta misyonerler büyük gayret gösterdiler. Kardinal Cisneros, 1516 tarihli bir emirnamesinde gemilerin, misyoner almadan İspanya'dan ayrılmasını yasaklamıştı. Fakat misyonerler kitle halinde din kabul ettirme yerine, ruhların derinine inmeyi tercih ediyorlardı.1
Bu faaliyetlerini fikrî plânda sağlamlaştırmak maksadıyla yerliler için üniversiteler kurarak, kendi emelleri doğrultusunda bir kültür geliştirmenin temellerini attılar. Bazı felsefî teorileri kanun şeklinde takdim ettiler.
1550' li yıllarda, yerlileri köleleştirmek için, Aristoteles görüşüne dayanarak; akılları gelişmemiş kişilerin tabiatları gereği, diğerlerinin köleleri olduğu ve bu barbarları medenileştirmek için kuvvete başvrulabileceği, dolayısıyla Kızılderililerin de köle olarak dünyaya geldikleri, onlara karşı savaşmanın hukukî olduğu kabul edildi.2
Böylece Evrim Teorisinin de temeli atılıyordu. Yani, bu hayat mücadelesinde kuvvetliler yaşamalı, zayıflar denmeliydi. Meşhur Etnolog Servier, evrim görüşünün, sömürgecilik dini haline getirildiğine işaret ederek şöyle der:
"Evrimcilik fikri tabii olarak sömürgeciliğin laik dini haline gelmiştir. Zamanın modası programcıların deyimiyle, bu teori, doğru olduğundan yararlı, yararlı olduğundan da doğru diye benimsenmiştir. Burada esas olan, hakikati ortaya koymak için araştırmak değil, ama ön yargıya dayalı felsefe sistemlerinin doğruluğunu kanıtlamak esas olmuştur. İnsanlığın evrimini gerekli kılan geniş sentezlerin yardımıyla, bunlar zorla kitlelere kabul ettirilmektedir.
4 saat önce
Özer Özdemir
Ahmet beyle meslektaşmışız ,Hülya .....
bilim ,dinamizm ve değişim ...güzel bağlamışsın konuyu...
4 saat önce ·
bilim ,dinamizm ve değişim ...güzel bağlamışsın konuyu...
4 saat önce ·




yorum yapıldı: 28
richard dawkins hayranıyım. yaratılış teorileri işin içine girerse dayanamam kaçarım.
bu yorum friendfeed üzerindendir.
Şu an ileri olduğu düşünülen bilimin, dünya kurulduğundan bu yana keşfettiği, ispat ettiği öğeler varlıkların %1 ine bile tekabül etmiyor. Kuran (sanırım alak suresinde) göklerin kat kat olduğunu, her cismin kendine verilen yörünge dahilinde bir yere doğru dönerek yol aldığını 1400 sene önce söylerken, bilim atmosfer tabakalarını, uzayın evrelerini ve sistemlerini farkedeli kaç yıl oldu? Bilim ilerledikçe bize anlaşılmaz gelen daha pek çok ayetin doğruluğu biz insanlar için bir kez daha kanıt olacak. Bilim ilerledikçe, Kuran' a destek olmaktan başka bir sonuca ulaşmıyor.
Ebru
biz insanın atasının hz.adem olduğunu kabul ediyoruz. inandığımız kitapta öyle yazıyor çünkü. insanın atasının maymun olduğunu kabul edenler bunu bilimsel olarak ispat etsinler madem. ama edemezler. bu bir iddiadır. evrim bilimsel olarak çökmüştür ve çürütülmüştür. sadece ideolojik olarak devam etmektedir. benim soyum hz. ademe dayanır, ve ben böyle kabul ediyorum. soyunun maymuna dayandığını ve kendinin maymundan geldiğini düşünenler varsa ne diyebiliriz ki. insan olmak varken hayvan (maymun) olmayı tercih edenler varsa kendi özgür iradeleri buna karar vermelidir. ben insanım ve insandan geldim. maymunluğu kabul edenler düşünsünler bu konuyu.
devam yorumlarını da ekledim Hülya.ekleyebilirsin.modernite adına kendi dinimize kendi benliğimize uzak olmayalım.madem inanıyoruz.bir ataistin fikirlerine saygı gösterdiğimiz kadar.kendi Kutsal Kitabımıza de saygı duyalım.inanmanın temeli budur.ben inanıyorum ama ,evrim varmı yokmu,insan maymundan mı geldi nerden geldi diye muallakta kalmak akılla abestir.ödül almış bir bilim adamıymış felan festikan.Orhan Pamuk ta nobel ödülü aldı.ona ne demeli.her verilen ödülün yerine gittiğinimi düşünelim şimdi.ideolojik etkenleri yokmu sayalım.selamlar..
Bilime bilimle cevap verildi din ile değil.. Ne çıktı ortaya? Milyon yıl önceki çipura balığının fosili bulundu. Hiçbir değişime uğradığını söyleyemezsiniz. Çünkü bugünkü balıklar ile aynı hiçbir fark yok. Neden insan değişmiş olsun balık bile milyon yıl kendisini koruyabilmiş iken insan gibi akıllı bir varlık değişim yaşamış olsun. Ha bunu savunan insanlar şunu derse kimyasal ve fiziksel etkisini bilmiyorum ama belki doğru diyebilirim. İnsanoğlu gidipte bir maymun ile ilişkiye girmiş ise bu kişilerin savunduğu teori gerçek olabilir. Yinede ben böyle birşeyin varolabilieceğini bilemiyorum.
Hülya hanım sizin dediğiniz gibi bu bilim adamının insanla maymunun aynı atadan gelmesi olayını Ajdar'ın şarkı söylemesi olayıyla aynı kefeye koyuyorum ben.haddimizi biliriz ,ahkam kesmeyiz ,derkende bende bu bilim akışının içindeyim,kimseyede saygısızlık yapmak gibi bir düşüncem yok zaten.bende kendi yolumda akıp gidiyorum.herkes gibi.
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Giriş
İlk ortaya atıldığı günden bu yana bazı çevrelerce ideolojik bir zorunluluk olarak ilgi gören evrim teorisi, günümüzde de aynı zorunluluk sebebiyle yoğun bir propaganda ile savunulmaktadır. Kimi bilimsel yayınlarda, okullarda ve bazı medya organlarında canlılığın kökeni konusunda ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmaktadır. Evrim teorisi bilim adamlarının bir kısmı tarafından da büyük bir bağlılıkla savunulduğu için, insanların birçoğu bu teoriyi bilimsel açıdan geçerli zannetmektedirler.
Oysa evrim teorisi, 150 yıldır paleontoloji, genetik, mikrobiyoloji, biyokimya, biyofizik gibi bilim dalları tarafından çürütülmüştür! Bu bilim dalları tarafından ortaya konan sayısız bulgu evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğini çok açık ve kesin olarak göstermektedir.
Bu yazıyı okuyan birçok insanın aklına doğal olarak şöyle bir düşünce gelebilir: "Evrim teorisini savunanlar bilim adamlarıdır. Evrim teorisinin geçersiz olduğunu ispatlayan delilleri bulanlar da yine bilim adamlarıdır. Bu durumda bilim adamları herhalde iki gruba bölünmüştür; bir kısmı evrimi savunurken, diğerleri evrimi çürüten delilleri bulmuşlardır."
Oysa bu düşünce tam olarak doğruyu ifade etmemektedir. Çünkü evrim teorisini savunanlar, evrimin gerçekleştiğine dair hiçbir delil bulamazlarken, bizzat kendileri evrim teorisini çürüten delilleri yine kendi elleriyle bulmaktadırlar.
Kuşkusuz bu son derece çelişkili ve samimiyetsiz bir durumdur. Bu insanların, hem ellerindeki teoriyi çürütecek delilleri bulurken, hem de o teoriyi ısrarla savunmaya çalışmaları son derece anlamsızdır. Ancak gerçek işte tam da böyledir.
Nitekim evrim teorisi ortaya atıldığı günden bu yana, evrime arka çıkan hiçbir bilim adamı, onu elindeki bilimsel delillerden dolayı savunmamıştır. Peki o zaman evrimcilerin amacı ve bu anlamsız tavırlarının sebebi nedir?
Bu sorunun cevabını kendisi de evrimci olan İngiliz zoolog D. M. S. Watson şöyle vermektedir:
Evrim teorisinin yaygın kabul gören bir teori olmasının nedeni bu teoriyi ispatlayacak yeterli delilin var olması değil, ancak diğer alternatifin, yani doğaüstü yaratılışın tümüyle kabul edilemez olmasıdır.
İşte Watson'ın ifade ettiği bu fikir, evrim teorisini savunan bilim adamlarının ortak görüşüdür. Yani söz konusu kişiler de aslında evrim teorisini kanıtlayan bir delil bulunmadığının farkındadırlar. Ancak evrim teorisini terk etmeleri durumunda, bir Yaratıcının varlığını kabul etmek zorunda kalacaklardır. Böyle bir kabul ise, ilerleyen satırlarda değineceğimiz materyalist ideolojiyi savunanlar için kabul edilemez bir durumdur.
Ancak insanların büyük bir çoğunluğu bu gerçeği bilmezler. Onlar evrimi savunan bilim adamlarının son derece bilimsel metotlarla çalışan, sadece deney ve gözlemlere dayanan kimseler olduklarını zannederler. Bu nedenle bilimle ilgili olarak her dediklerine hiçbir araştırma yapma gereği duymadan inanırlar. Ve büyük bir yanılgı içine düşerler.
Çünkü evrimciler, biraz önce kendi itiraflarından da gördüğümüz gibi, bilime rağmen bu teorinin savunuculuğunu yapmaktadırlar. Onların bir ideolojileri vardır ve evrim teorisi bu ideolojilerinin bilimsel dayanağıdır. Bu ideoloji, materyalizmdir.
Materyalist felsefenin özelliği maddeyi mutlak saymasıdır. Bu tanıma göre madde sonsuzdan beri vardır ve var olan herşey de maddeden ibarettir. Bu tanım elbette bir Yaratıcıya inanmayı da imkansız kılar. Bu mantık gereği, materyalizm tarihin en eski çağlarından beri Allah inancına ve hak dinlere karşı olmuştur.
Materyalizm biraz incelendiğinde ise, hiçbir bilimsel delili bulunmayan, gerçeğe uygun olmayan bir felsefe olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bir felsefenin doğruluğunu ya da yanlışlığını test etmenin yöntemi, o felsefenin bilimi ilgilendiren iddialarını bilimsel yöntemlerle araştırmaktır. Materyalizmin iddiasını da bilimsel yöntemle sorgulayabiliriz. Maddenin sonsuzdan beri var olup olmadığını, maddenin madde-üstü bir Yaratıcı olmadan kendisini düzenleyip düzenlemeyeceğini ve canlılığı ortaya çıkarıp çıkaramayacağını araştırabiliriz. Bunu yaptığımızda görürüz ki, materyalizm aslında çökmüştür. Çünkü maddenin sonsuzdan beri var olduğu düşüncesi, evrenin yoktan var olduğunu kanıtlayan Big Bang (Büyük Patlama) teorisi ile yıkılmıştır. Maddenin kendisini düzenlediği ve canlılığı ortaya çıkardığı iddiası ise, adına "evrim teorisi" dediğimiz iddiadır ve 20. yüzyılın bilimsel bulguları ile evrim teorisinin geçersizliği de açıkça ortaya çıkmıştır.
Ancak günümüz materyalistleri bu şekilde akılcı ve bilimsel bir yöntem izlemezler. Onlar her ne pahasına olursa olsun materyalist inançlarını bırakmamaya şartlanmışlardır. Bu kişiler "önce materyalist, sonra bilim adamı"dırlar. Evrimin bilim tarafından yalanlandığını gördükleri, hatta kendileri bunu deneyleriyle, araştırmalarıyla ispatladıkları halde bu inançlarından vazgeçmezler. Aksine, evrimi ne olursa olsun bir şekilde desteklemeye çalışarak materyalizmi kurtarmaya, ayakta tutmaya çalışırlar.
Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adamı" olduğunu şöyle itiraf etmektedir:
Bizim materyalizme olan bir inancımız var, 'a priori' (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İlahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz."2
Lewontin'in kullandığı "a priori" terimi oldukça önemlidir. Bu felsefi terim, hiçbir deneysel bilgiye dayanmayan bir ön varsayımı ifade eder. Bir düşüncenin doğruluğuna dair bir bilgi yok iken, onu doğru varsayar ve kabul ederseniz, bu "a priori" düşüncedir. Ve evrimciler bilimi bu ön kabullerine uydurmaya çalışırlar. Materyalizm bir Yaratıcının varlığını kesin olarak reddetmeyi zorunlu kıldığından, ellerindeki tek alternatif olan evrim teorisine sarılmaktadırlar.
İşte dünya çapındaki evrimci propagandanın temelinde bu materyalist dogma yatar. Batı'nın önde gelen medya organlarında, ünlü bilim dergilerinde sürekli karşılaştığımız evrim propagandası, bu tür ideolojik ve felsefi zorunlulukların bir sonucudur. Evrim teorisi ideolojik açıdan vazgeçilemez bulunduğu için bilimin standartlarını belirleyen materyalist çevreler tarafından tartışılmaz bir tabu haline getirilmiştir.
Bu kitabın konusu ise, materyalist ideolojileri uğruna evrim teorisinin savunuculuğunu yapan bilim adamlarının evrim teorisi ile ilgili itiraflarıdır. Bu bölümün başında da belirttiğimiz gibi, evrim teorisinin geçersizliğinin delillerini bulanlar yine evrim teorisini savunan bilim adamlarının kendileridir. Ve bu bilim adamları, çoğu kez, kendi dallarında yaptıkları araştırmalar sonucu yeryüzünde evrimsel bir sürecin asla gerçekleşmiş olamayacağını, evrim teorisinin ispatlanamadığını, bu teorinin aslında ideolojik nedenlerle savunulduğunu, gerçekte tüm evrenin ve canlılığın üstün akıl sahibi bir Yaratıcının eseri olması gerektiğini itiraf etmişlerdir.
Evrimcilerin itiraflarına, evrimle ilgili hemen her kitap ve araştırmada veya konuşmada rastlayabilirsiniz. Bu itirafların iki sebebi vardır. Birincisi; bir insan çok açık olan bir gerçeği, var gücüyle saklamaya çalıştığında, hatta bu uğurda yalan söyleyip türlü sahtekarlıklar yaptığında, mutlaka birçok açık verecektir. Her konuşmasında tutarsızlıklar, üstü kapalı veya açık itiraflar, çıkmazda olduğunu gösteren ifadeler bulunacaktır. İşte her evrimcinin, ki bu evrimcilerin başında teorinin sahibi Charles Darwin gelmektedir, her kitabında veya araştırmasında bolca itirafta bulunmasının nedenlerinden biri budur.
Bir diğer neden ise yaratılış gerçeğinin ve üstün bir Yaratıcının varlığının çok açık ve kesin olmasıdır. Bir insan istediği kadar bu gerçekten kaçmaya çalışsın, eğer biraz bile düşünme yeteneği varsa, herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın varlığını her yerde ve her an görebilecektir. Kaldı ki bu kişiler bilim adamlarıdır ve bilim adamları belki de dünyada Allah'ın yaratmasındaki deliller ile en yakın ilişki içinde bulunan insanlardır. Örneğin her gün laboratuvarlarda hücrenin yapısını inceleyen, hücredeki kusursuz özellikleri, olağanüstü planı, her insanı hayrete düşüren ve kendine hayran bıraktıran üstün aklı gören bir insan elbette ki Allah'ın yaratışındaki mucizeler karşısında hislerini dile getirmekten kendini alamayacak, kısa süreli de olsa vicdanı ve aklı ile hareket edecektir.
Bunun örneklerinden biri DNA'yı keşfeden Francis Crick'tir. Crick, DNA'da keşfettiği olağanüstü derecedeki kompleks yapı karşısında, yaşamın kökeninin tesadüfle açıklanamayacak bir mucize olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Crick, koyu bir evrimci olmasına rağmen, DNA'nın mucizevi yapısına şahit olduktan sonra yazdığı eserinde açıkça ortada olan bir gerçeği şöyle ifade etmiştir:
Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır."3
Ateist felsefeci Anthony Flew da ateist inançlarına aykırı olmasına rağmen Big Bang teorisinin yaratılışı delillendiren bir bulgu olduğunu itiraf ederken sözlerine şöyle başlamaktadır:
İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir.4
Bu kişilerin yukarıdaki itiraflarını okuduktan sonra, onların bilimsel gerçekler karşısında teslim olduklarını, hatta bunu samimiyetle itiraf ettiklerini ve artık Allah'ın varlığına inandıklarını zannedebilirsiniz. Aslında vicdan ve akıl gerçekten de bunu gerektirir.
Ancak söz konusu bilim adamları her ne kadar zaman zaman gerçekleri görerek, vicdanlarına başvurmuş olsalar da, bu çok kısa sürmüştür. İdeolojilerini terk etmeyi asla göze alamamışlar ve vicdanlarına rağmen inkarda diretmişlerdir.
"teknolojik ürünleri kullan (ki bilimle teknoloji gelişiyor),sonra da bilimi reddet ,,inanılacak gibi değil..."
din bilimi reddetmeyi yasaklar zaten.. profesor kaç yılını verip konusuyor demişsiniz, peki herşeyi profesorlere bağlamak doğru mu? yada aksini iddia eden hiç prof yok mu? "einstein" yetmez mi? hiç bilgi sahibi olmadığınız konular demişsiniz ya, önce siz din hakkında bilgi sahibi olup konusun bence :)
beyni düşünme kabiliyetine sahip, kolaycılığa kaçmaktan uzak herkes, ;
kuranın bin küsür yıl önce yazıldığını düşünüp, gelişen bilimin ve teknolojinin kuranın içeriğini nasıl doğruladığını düşünsün.....
demekki din zaten çook çooook ilerde, biz gerideyiz ki, dinde zaten yazılanları yeni keşfediyoruz bilimle. ilerde bilim daha da ilerledikçe daha farklı şeyler de bulunacak elbet..
din ve bilim iç içedir.
kuran da birçok yerde "ne kadar az düşünüyorsunuz, neden akletmiyorsunuz" ve buna benzer birçok ayet geçer. yani bizi yaratan yaratıcı aklımızı kullanmamızı bize söylüyor. o halde neden aklımızı kullanmayıp da "bu bilimsel bir teoridir" denen herşeye inanma ihtiyacı duyuyoruz. bilimde şu da vardır. biraz şüpheci olmak. her söylenen şeye inanmak ne kadar doğru. bizim atamız hz.ademdir. atasını maymun kabul edenler düşünsünler. insan olmak varken, hayvan (maymun) olmayı niye kabul edelim ki. ben insan olmayı kabul ediyorum. ben insanım insan.
@hülya abla,
gözün evrimi demiş, insan bulunduğu ortama göre zaten değişir, kuzey ve güneyde ergenlik yaşları farklıdır mesela, asyada insanların gözleri çekiktir, bulundukları bölgeye göre değişir, bu da yaratıcının bi mucizesi değilmidir? insanı yaşadığı bölgeye adapte olabilir şekilde yaratıp, ona kolaylık göstermesi..
aynı mantıkla sperm'den insan oluşması da bi evrimdir. insanın büyümesi de bi evrimdir o mantıkla..
kavramlar karışmasın
ama insan özünde yine insandır. adem'e kadar insan olduğu gibi..
eğer maymun olsaydık, maymun kalırdık, akıl oluşmazdı, düşünce oluşmazdı.. eğer hayvanlarda akıl ve düşünce öğeleri oluşsaydı şuanda birbirimizle değil hayvanlarla savaşıyor olurduk mantıken. bana düşünebilen, karşılıklı satranç oynayabilen bi hayvan türü gösterebilirmisnz?
neyse, son söyleyeceklerim bunlardı. yazanların düşüncelerine saygılıyım ama olaya bakış acısı septistik değil tamamen nihilist ve bağnazca :) bu yüzden başka birşey yazmıyorum.. mutlu günler :)
biz neyi tartışıyoruz. ben bağnazım evet. çünkü darvinin değil allahın dediğine inanıyorum. ben maymundan değil insandan geldim. bu kadar basit ya. insanlar ve maymunlar. tercih sizin. tercih senin.
Özgür aga bağnaz dediği darwini savunanalara diyor.senle ilgisi -yok.
devam yorumlarını da ekledim Hülya.ekleyebilirsin.modernite adına kendi dinimize kendi benliğimize uzak olmayalım.madem inanıyoruz.bir ataistin fikirlerine saygı gösterdiğimiz kadar.kendi Kutsal Kitabımıza de saygı duyalım.inanmanın temeli budur.ben inanıyorum ama ,evrim varmı yokmu,insan maymundan mı geldi nerden geldi diye muallakta kalmak akılla abestir.ödül almış bir bilim adamıymış felan festikan.Orhan Pamuk ta nobel ödülü aldı.ona ne demeli.her verilen ödülün yerine gittiğinimi düşünelim şimdi.ideolojik etkenleri yokmu sayalım.selamlar..
yada son 2010 yılda neden evrim geçirip insanlığa terfi etmiş bir maymun göremedik ? yada, yazılı tarihten bu yana hangi medeniyet bunu gözlemleyip yazmış ?
evrim teorisini destekleyenler darwin'i ve tarihte onu destekleyenlerin uydurduğu yalanların nasıl ortaya çıkarıldığını iyi biliyormu? darwinin tahsili ne?
söylenenler richard dawkins'in hayal gücüne dayalı değilmidir? bilimsel bir ispat var mıdr? hep temsili resimler ve hayalgücüyle oluşturulmus teoriler..
gözünü açıp etrafına, aynaya bakan ve akil her insan evrendeki hiçbirşeyin tesadüf olamayacağı kanısına varır.. insanların kutsal kitapları reddedip, bu senaryolara ınanmasının sebebı psıkolojık bence.. kimse dine inanıp kendini sınırlamak istemez. ben de istemem .. ama şu düzene bakıp da tanrı yoktur demek imkansız.
Obama da ödül aldı, barış ödülü.. obama bugun barış için ne yaptı ? Nobeller, oscarlar, pulitzerler hikaye.. ödül alması dedıklerının doğru oldugunun kanıtı mıdır?
einstein evrende tesadüflere yer yoktur demiş.. o zaman einstein'i bilim adamı saymayalım ? yada richard dawkins gibi medya "maymunu" , elinde sci/fi senaryolarıyla dolaşan adamla yerini değiştirelim..
çok haklısınız Onur Özcan Bey.medeniyet adına dini geri kalmış göstermektir asıl amaç.kendi açmazlarını bildikleri halde ,sırf kibirleri yüzünden kabul etmezler.ne amaçla ortaya atıldığı verceğim linkte gayet net ve mantıklı bir şekilde açıklanmıştır selamlar.
evrim teorisi
.
http://www.facebook.com/home.php#/video/video.php?v=1246625695468&ref=mf.
yorumlarınızı buradan yazabilirsiniz Onur Bey.videonun altından.teşekkürler.selamlar..
"dini geri kalmış göstermek"
beyni düşünme kabiliyetine sahip, kolaycılığa kaçmaktan uzak herkes, ;
kuranın bin küsür yıl önce yazıldığını düşünüp, gelişen bilimin ve teknolojinin kuranın içeriğini nasıl doğruladığını düşünsün..
demekki din zaten çook çooook ilerde, biz gerideyiz ki, dinde zaten yazılanları yeni keşfediyoruz bilimle. ilerde bilim daha da ilerledikçe daha farklı şeyler de bulunacak elbet..
Onur Bey söylediğiniz gibi;Kur'an evrenseldir.zamana göre değişmez.ancak bizler zamanı gelince onu keşfederiz.zamanın ötesindedir her daim.bilim kendini gelişiyor ,dinin geri kaldığını söylüyor.verdiğim linkte yazılmış uzun uzun zaten.ne amaçlarla ortaya çıktığı.materyalizmi ayakta tutabilmek için böyle bir yola başvurulmuştur.hak ve batıl mücadelesi varolduğumuzdan bu yana devam etmektedir .ve de edecektir.ne mutluki aklını doğru kullananlara.iman sahiplerine.
hakikaten....bu fikri ortaya çıkaran mcama selam olsun...peki hala neden maymunlar var....
darwinin teorisi (hala teori yani yıllardır ) ispatlansın da bakarız.
bu yorum friendfeed üzerindendir
Benim düşüncem bilimle dini karıştırmamak lazım dinle devlet işlerini karıştırmamak gerektiği gibi.Yorumlar çok seviyeli olmuş böyle bir konuda ipin ucunu kaçırmadan yazanlara helal olsun
Özer çok güzel ayrıntılı şekilde açıklamış aslında..
İnsan maymundan gelemez bu kur'anı kerime aykırı. Kur'anı kerimde ki bilgi kesin bilgidir bu da hakka suresinde yazar.. Der ki kesin bilgi sadece kurandır diğer bilgiler insanların kendilerinde elindeki imkanlar çerçevesinde o anlık doğru zannettikleridir yani hikayelerdir
hak ile batılı anlatırken allahü teala kur'anı kerimde batıl deniz üzerindeki köpük gibidir ne kadar çok olsada asıl olanı kapatamaz. Gün olur batıl gider hak kalır bilim ne bildiğini bilmiyor bana göre, araştırdıkları şeyin ne olduğuna bile karar veremiyor
tüm canlılar ortak bir atadan gelmemişlerdir
Allah bizden önce cinleri yaratmıştır onlardan önce ne var olduğunu nerden biliyor ? insanlar veya şu anda melekler cinler insanlar ve diğer canlılar haricinde ne olduğunu nereden biliyorlar insanoğlu cahil gözlemleyebildiği sürece anlayabilir ya görmedikleri?
İnsanlar yaradılış gayelerini anlamalılar
kur'anı kerimde allah ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım diyor halbuki insanoğlu nefsini ilah edinerek onun istekleri doğrultusunda yeni şeyler bulmak ve onun dediklerini yapmakla ilgileniyor ve direkt olarak Allahın emrinden çıkıyor ve nefsinin dediklerini yaptığından Allah affetsin ama şirke gidiyor ayeti kerimde derki ‘’görmedin mi nefsini ilah edinenden daha zalim kim olabilir’’ diye o yüzden insanlar kur'anı kerimi okumalı ve yaşamalı
kur'anı kerim yıllar önce indi ve şu andaki bilim adamları yeni ulaşıyor onun yazdıklarına kur'anı kerimde yazar ki gece gündüz güneş ay hepsinin hesabı var
Bilim adamları bu kadar cahilken hepsini açıklıyor peygamberimiz s.a.v. kur'anı kerimi okuyunuz onda geçmişin şimdinin ve geleceğim ilimleri vardır diye
Gerçekten okumasını bilirsek hepsi var herşey yazıyor kur'anı kerimde insan ne arasa buluyor .
islam alimleri dahil hristiyan alimlerde okuyor şu anda
Amerikada bir enstitü var orada devamlı kuranı kerim okuyorlar anlamak için
bulduklarına inanamayız hiçbirimiz. Hristiyanlar müslüman olurken müslümanlar hristiyan olmak için uğraşıyor. Hristiyanın alimi müslüman olurken müslümanın cahili hristiyan olur Ama nafile insan çok cahil..
inançsızlık bir inanç olamaz. inanç zaten allaha olan inançtır yoksa elbette birşeye inanıyordur diye kaçamaz kimse… inanması gerekene inanmaktır inanç…
Tartışmalarda her zaman ortak noktaya varılamaz bu bir gerçek :) .. Bunlar da benim görüşlerim
Sevgiler herkese ..
AyricA bugun insanlar hicbir misyoner hareketin etkisinde kalmadan avrupada amerikada ve rusyada musluman oluyor ozellikle fransanin 10 sene sonra tamamen musluman olacagi soyleniyor kibu yuzden asiri laik yonetim var .. Demek istedigim olay onyargisiz incelemek arastirmak.. Akli salih her insan su inanilmaz duzenin bi kurucusu oldugunun bilincine varir.. Ama ulkemizde muslumansan, elhamdulillah muslumanim diyorsan malesef insanlar farkli bi gozle bakiyor mahalle baskisi olusuyor.. Hristiyan jesus christ deyip boynunda hac isaretiyle gorundugunde ulkemizde insan ustuvarlik gibi gorunup deger veriliyor.. Halbuki bu topraklar bin sene boyunca cihad anlayisi sayesinde elimizde kaldi olumune savastik ve bu yuzdendir ki ingiliz general canakkaleden sonra eline kurani alip asil dusmanimiz budur dedi.. Mucizeye inanmayan insanlar kendisinin mikroskopla milyonlarca kez buyultulerek gorulebilcek durumdayken bu hale geldigi mucizesini nasil yorumlarlar anlamiyorm =) bi alimin dedigi gibi biZ burda kimseye bisey ogretme kanitlama pesi de degiliz, sadece dusunmelerini saglamak isteriz ..
kısacası çok değerli arkadaşlar.'bilimsiz din topal;dinsiz bilim kördür'.birbirinden bağımsız olamazlar.selamalr..
Yorum Gönder
fikrinizi paylaşmak için aşağıdaki formu kullanarak yorum yazabilirsiniz.
google/gmail /blogger hesabınızla sisteme giriş yapabilir yada
adı/url kısmına sadece adınızı yada
adınızla birlikte url kısmına "size ait" facebook , friendfeed , twitter , web sitesi vs. hesabınızın profil linkini girebilirsiniz.
örnek;
http://friendfeed.com/hulyakonar
sevgilerimle.