hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Ocak 2009
10 ツ

Atatürk ve Beden Dili



İnsanlar iletişimi üç ayrı metotla gerçekleştirir ;
Sözlü, yazılı ve sözsüz (beden dili).

Hepimiz doğduğumuz günden itibaren sözlü iletişim konusunda
eğitim alırız ki, insanlarla iletişimde bulunabilelim.

İnsanlarla karşı karşıya geldiğimizde, sadece sözlü olarak
iletişim kurmayız,bedenimiz de önemli mesajlar aktarır.

İşte bunun adı Beden Dili veya Sözsüz İletişim diye geçer.

Beden dili niçin önemlidir?

Çünkü ; "İnsanlar gördüklerine duyduklarından daha fazla inanırlar. "


Aşağıdaki videoda Atatürk ' ün kendi sesinden bir konuşması var.

Atamızın kendisine ve konusuna olan güveninin, O'nun beden dilini
nasıl etkilediğine lütfen dikkat ediniz.



video



yazının tamamı

Niçin hayatı bir probleme dönüştürüyorsun?




"Niçin hayatı bir probleme dönüştürüyorsun? Hayat öylesine
muazzam bir şekilde güzel ki niçin onu hemen şimdi yaşamıyorsun?
Ağlamak bir yaşam belirtisidir. Kahkaha da bir yaşam belirtisidir.
Bazen üzülürsün. Bu bir yaşam belirtisi, bir ruh hali. Güzel.
Bazen sen mutlusun ve neşeyle dolup taşıyorsun ve dans ediyorsun.
Bu da iyi ve güzeldir. Her ne olursa onu kabul et, onu buyur et
ve onunla kal. Ve yavaş yavaş göreceksin ki yaşamdan sorun
çıkarmayı ve onla ilgili sorular sorma alışkanlığını bırakmışsın."


"Kim seni bütünüyle, koşulsuzca kabul ederse değişmeye başlarsın.
Onun kabulü sana böyle bir cesaret verir.
Olduğun gibi kabul edilmen seni bütünleştirir, seni kendine güvenli kılar,
seni kendin gibi hissettirir.
O zaman beklentileri yerine getirmene gerek yoktur, sen olabilirsin.
Bu yüzden sevgi bu kadar besleyicidir.
Seni basitçe, sırf sevgi uğruna seven bir erkek ya da kadın bulabildiğinde,
sevgi dönüştürür.
Ansızın tüm üzüntü kaybolur; yüreğinde bir dans, bir şarkı bulursun."


"İnsan bir tohum olarak doğar; o bir çiçek olabilir, olmayabilir.
Bu tamamıyla sana; kendinle ne yapacağına bağlıdır;
gelişip gelişemeyeceğin tamamen sana bağlıdır. "


"Gerçek aşk, paylaşmaktır; diğerini sömürmek değildir,
diğerine sahip çıkmak değildir. Sorun, sen diğerine sahip çıkmak
istediğin zaman doğar. Ve eğer diğeri daha güçlüyse, daha çekiciyse;
doğal olarak, köle durumuna sen düşersin.
Aşk, asla sahip çıkmaz.
Aşk bir paylaşımdır, sömürü değil. Aşk, hiçbir zaman çirkinlik
ve güzellik kavramlarıyla düşünmez.
Aşk sadece davranır, yansıtır, hiçbir zaman düşünmez.
Evet, bazen biriyle uygun düştüğün olur; birden her şey uyuma kavuşur.
Bu güzellik, çirkinlik meselesi değildir. Bir uyum, ritm meselesidir.
Güzellik, uyumun bir gölgesidir. Aslında bir insana güzel olduğu için
aşık olmazsın. Birine aşık olduğun zaman, o insan güzel görünür.
Güzellik fikrini getiren, aşktır."


"Hayat öylesine bir gizemdir ki onu kimse anlayamaz ve
kim onu anladığını iddia ederse, o sadece cahildir...
O ne dediğini bilmiyordur! o ne saçmaladığını bilmiyordur!
Eğer sen bilge isen anlayacağın ilk şey şudur; HAYAT anlaşılamaz."


"Yakınlık başka bir boyuttur. Diğerinin senin içine girmesine
izin vermektir, seni senin gördüğün gibi görmesine izin vermek;
diğerinin seni senin içinden görmesine izin vermek, bir insanı
varlığının en derin noktasına davet etmek.
Modern dünyada yakınlık giderek kayboluyor.
Sevgililer bile yakın değil. Dostluk sadece bir kelime artık,
giderek kayboluyor. Neden? Çünkü paylaşacak bir şey yok.
İçindeki yoksulluğu kim göstermek ister?
Eğer sen yakın olmaya hazırsan, karşındakinin yakın olmasına da
yol açabilirsin. Senin açıklığın, onun açık olmasını kolaylaştırır.
Senin içtenliğin, onun içtenliğine, masumluğuna, güvenine,
sevgisine, açıklığına izin verir. "


"Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri
olmak gerekir. Toplum ancak o zaman —yalnızca kölelere,
ruhsal olarak intihar etmiş kimselere— saygı duyar."


"Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit,
böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel."


"Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar. "


"Hayatın hedefi özgürlüktür. Özgürlük olmadan hayatın anlamı yoktur.
Özgürlük politik, sosyal ya da ekonomik özgürlük anlamına gelmez.
Özgürlük zamandan, zihinden, arzudan özgür olmaktır.
Zihnin varolmadığı anda evrenle bir olursun; evren kadar sınırsız ol. "


"Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir.
Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi
olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda
hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır."


"Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar
yüzünden değişmez. Ve bazen beyaz bulutlar da olur ve
gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez.
Bulutlar gelir ve gider ve gökyüzü aynı kalır. Bulutlar gelir ve gider
ve gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşünceler de bulutlardır.
Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan,
eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve
bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin Budalığının başlangıcıdır,
bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin,
artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin. Artık sonsuza dek
baki kalacağını biliyorsun. Tüm kaygı yok olur.
Hiçbir şey seni değiştiremez, hiçbir şey asla seni değiştirmeyecek;
o halde kaygılanmanın, mutsuzluğun anlamı ne?
Derinliğinin diplerinde tek bir dalga dahi asla oluşmaz.
Ve sen oradasın ve sen busun. Sen bu varlıksın."


"Zihin, kafa biyolojik bir bilgisayardır. Ona bilgi yüklemeye de
devam edebilirsin. O matematik için, hesap yapmak için iyidir.
Ama şayet bunun hayatın tümü olduğunu düşünüyorsan
aptal olarak kalacaksın. Kalbin zekâsı hayatında şiirselliği yaratır,
adımlarına bir dans bahşeder, hayatını bir keyfe, bir kutlamaya,
bir kahkahaya, bir şenliğe dönüştürür. Sana espri anlayışı verir.
O sana sevme ve paylaşma kapasitesi verir. Gerçek hayat budur.
Unutma kafa bir köle olarak çok güzel bir köledir, çok faydalıdır.
Fakat efendi olarak tehlikeli bir efendidir ve bütün hayatını
mahvedecek, tüm hayatını zehirleyecektir.
Çevrene bir bak! İnsanların yaşamları zehirlenmiştir,
kafa tarafından zehirlenmiştir. Onlar hissedemez,
onlar artık duyarlı değil, onları hiçbir şey heyecanlandırmaz.
Güneş doğar ama onların içinde hiçbir şey doğmaz;
onlar güneşe boş gözlerle bakar."

Osho







yazının tamamı
11 ツ

ikna etmenin mutlaka bir yolu vardır



"Sevgili Annecim ve Babacım

Üniversiteye gitmek için evden ayrıldığımdan bu yana
size yazmayı ihmal ettim.
Yaptığım düşüncesizlikten dolayı üzgünüm.

Size, bugüne kadar olanları anlatacağım,
fakat okumaya devam etmeden önce lütfen oturun.

Oturmadan devam etmek yok, tamam mı?

Tamam, devam edelim, artık hayli iyi sayılırım...

Buraya geldikten kısa bir süre sonra yurtta çıkan yangında,
pencereden atladığım için kafatasımda oluşan kırıklar ve
geçirdiğim sarsıntı hemen hemen geçti.

Hastanede iki hafta yattım, şimdi bir hayli iyi görüyorum
ve o korkunç başağrıları da artık sadece günde bir defa geliyor.

Şanslıymışım ki, yurttaki yangını ve pencereden atlayışımı,
yakındaki bir benzin istasyonunun pompacısı görmüş ve hemen
itfaiye haber verip cankurtaran çağırmış.

Beni hastanede de ziyaret etti ve yurt tamamen yandığı,
kalacak başka bir yerim de olmadığı için bana,
oturduğu daireyi paylaşmamızı teklif etti.

Dairesi gerçekte bir bodrum katı ama sevimli bir yanı da var.
O çok iyi bir genç…
Biz birbirimize sırılsıklam aşık olduk ve
evlenmeyi düşünüyoruz.
Kesin tarihi kararlaştırmadık ama herhalde
hamileliğim belli olmaya başlamadan önce olacak.

Evet, sevgili anne ve babacığım, hamileyim.

Torun sahibi olmaya nasıl can attığınızı biliyorum ve
bebeği sevgiyle karşılayacağınızı, bana çocukken gösterdiğiniz
sevgi ve ilgiyi ondanda esirgemeyeceğinizi hissediyorum.

Evlenmemizdeki gecikmenin sebebi, evlenmeden önce yapılan
kan testlerinin olumsuz çıkmasına, bebeğin sağlıklı
dünyaya gelmeme ihtimali olmasına rağmen benim ısrarla
bebeği doğurmak istememin ilişkimizi biraz zedelemiş olması.

Şimdi sizleri bu güne kadar getirdikten sonra,
yurtta yangın çıkmadığını,
sarsıntı geçirmediğimi,
hastaneye yatmadığımı,
hamile olmadığımı,
nişanlanmadığımı,
ortada erkek arkadaşım falan olmadığını söyleyebilirim.

Bununla birlikte, Matematik dersinden ’’15’’
kimyadan ’’33’’ aldım ve
bu notları perspektif içinde görmenizi isterim.
Benim zayıf not almamdan daha kötüsüde olabilirdi.

Sizi seven kızınız

Alice


Alice, kimyadan ve matematik dersinden kalmış olabilir

fakat psikolojiden ’’100’’ aldı :)
"



iknaetmek.hülya


yazının tamamı
11 ツ

takım çalışması




Bazen, bazı formüller sonuca gitmek için işe yaramayabilir :)


video



yazının tamamı
11 ツ

Tura atmak isterken yazı geldiyse bir daha , bir daha dene

Başarısızlık hayallerimizin sonu gibi görünsede,
kimbilir belki de hayalini kuramadığımız büyük başarıların
başlangıcıdır ...

Buna bir örnekte Terry Gross ' un başarısızlık (yada başarı) hikayesidir.


Terry Gross ABD'de 1975 yılından beri "Fresh air" isimli programı yapan,
50'li yaşlarda bir kadın radyo programcısı.

Halen programına devam eden Gross yıllar içinde defalarca ödül almış,
Al Green'den Jimmy Carter'a kadar pek çok ünlüyü programında
sorularıyla terletmiş.

Peki ABD'nin bu en başarılı radyo programcısı nasıl bu kadar başarılı olmuş?

Cevap ; hayata başlarken yaşadığı başarısızlıklar sayesinde...

Terry Gross üniversiteden mezun olduğunda öğretmen olmaya karar verdi.
Çünkü okulda çok başarılı bir öğrenci değildi ve
öğretmenliğin yapabileceği en kolay iş olduğunu düşündü.
Buffalo'da bir lisede öğretmen olarak işe başladı.
Fakat bir türlü öğrencilere söz geçiremiyor, sınıfta otorite kuramıyor
öğrencilerine bir şey öğretmekte yetersiz kalıyordu.

Sonunda okul idaresi tarafından kovuldu.

Aslında kendi eksiklerinin kendisi de farkındaydı ama
istifa etmekten ölesiye korkuyordu.
Annesi babası bile onun istifa etmesini istememişlerdi
çünkü bu başarısızlık olacaktı oysa Terry kalıp mücadele etmeliydi.
Kovulmak genç kız için bir kurtuluş oldu aslında.

Bir süre geçici işlerde çalıştıktan sonra en çok neyi yapmaktan
zevk alacağını düşündü, karakterine uygun bulduğu
medyaya girmek istedi bunun için yerel bir radyo kanalında iş buldu
ve başarısız bir öğretmen olduğu için okuldan atılan
Teryy Gross ABD'nin en ünlü radyo programcısı oldu.

Bakınız Groos başarısızlıklarımızla ilgili neler söylüyor;

"Başarısızlıklarımız bize şekil verirler.
Başarılarımız da öyle...

Radyoda röportaj yaptığım konuklarıma mutlaka başarısızlıklarıyla
ilgili sorular yöneltiyorum. Bunu yaparken amacım onları
afişe etmek değil, onları daha iyi tanımlayabilmek.

Bu hikayeler sandığınız gibi onların bulundukları yere
nasıl geldiklerini anlatan neşeli öyküler değil.
Onlara yapmak istedikleri halde yapamadıklarını,
yaptıkları halde başarısız olduklarının hikayesini anlattırıyorum.

Dinleyicilerime başarısızlığın korkulacak bir şey olmadığını
göstermek istiyorum. Evet, küçüklüğümüzden beri bize başarısızlıktan
korkmamız öğretildi.

Oysa ayağa kalkıp savaşacak gücünüz varsa inanın bana hayatta
başınıza gelecek en kötü şey bu olmayacaktır.

Unutmayın eğer bir işte başarısız olduysanız
bunun mutlaka iyi bir nedeni vardır.

Ya yanlış işi yapıyorsunuzdur ya da benim durumumda olduğu gibi
başarısızlık sizin için bir iyilik yapmaya hazırlanıyordur.
"



terry gross
yazının tamamı

külkedisinin pabucu



... ve Külkedisi kaçarken, papucu ayağından fırladı.

Ertesi gün Prens ayağı bu papuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu.

Ülkenin tüm kızları , Prens tarafından beğenilmek için,
ayaklarını daha ufak hale nasıl getireceklerinin çabasına giriştiler.

İşte o gün bu gündür kadınlar, ayaklarını, erkekler tarafından
belirlenmiş kalıplara sıkıştırmaya çalışır,
böyle yaparak erkeğin " Prensesi " olacağını düşler dururlar.

Zaman geçtikce topallamasının , kendini depresif hissetmesinin
sebeplerini sürekli kendi eksikliklerinde arayarak...

Ve papucun ne denli geçerli olduğunu hiç düşünmeden..

Erkekler ise ellerindeki "ayakkabıya" (veya düşlerindeki kalıba)

"ayağını"(kendini) sıkıştıracak kadını arar;


"ayağı sıkışmış" bir kadının ne denli gerçek,
ne kadar huzurlu, mutlu olup, mutlu edebileceğini düşünmeden...

Ve aslında birlikte yalınayak yaşayabilmenin
özgür keyfinden habersizce...



külkedisinin pabucu



yazının tamamı
13 ツ

rüzgarın yönünü tayin edemeyebiliriz



... ama geminin yönünü değiştirebiliriz .


İşsiz bir genç “temizlik işçisi alınacaktır”
ilanı üzerine Microsoft’a başvurmuş.

İnsan kaynakları görevlisi küçük bir test yapmış,
sonra eline bir süpürge verip yerleri süpürtmüş.

Ve işsiz gence beklediği müjdeyi vermiş:

-Tamam, işe alındınız!
Bana e-postanızı verin de size gerekli evrakı göndereyim.

-Benim e-postam yok, demiş işsiz delikanlı,
Zaten bilgisayarım da yok.

-O zaman şansınızı kaybettiniz, diye çıkışmış
insan kaynakları görevlisi,
e-postası ve bilgisayarı olmayan adamın Microsoft’ta ne işi var?

Delikanlı hayata küsmüş bir halde eve dönerken,
bakmış köylünün biri nar gibi domatesler satıyor.

Dayanamamış, cebindeki bütün parayı verip,
5 dolarlık domates almış;
sonra yolda bunu 10 dolara satmış.

Hikayenin gerisi malum...

Ertesi gün 10’a alıp 20’ye satmış;
20’ye alıp 40’a derken,koşturmaca ve çok çalışma ile geçen
5-6 yıl içinde Amerika’nın sayılı zenginleri arasına girmiş.

Fakat aç ve işsiz kaldığı günleri unutmadığı için kendine
ve ailesine hayat sigortası yaptırmaya karar vermiş.

Görüştüğü sigortacı
“Beyefendi, demiş,
e-posta adresinizi verin, size gerekli bilgileri
hemen göndersinler.”

"Benim e-postam yok, zaten bilgisayarım da yok!"
demiş adam.

"Yaa, bilgisayarsız ve e-postasız bu kadar zengin oldunuz demek.
Bir de böyle iletişim imkanlarınız olsaydı, demek ki şimdi..."

diye sigortacı şaşkın şakın devam ederken ,

Adam gülümseyerek sözünü kesmiş ;

"Evet , şimdi Microsoft’ta temizlik işçisiydim delikanlı!"







yazının tamamı

jane austen ' den hayat dersleri



"Jane Austen, tüm büyük yazarlar içinde
büyüklüğünün yakalanması en zor yazardır."


Virginia Woolf










Jane Austen

Seveni de çok sevmeyeni de ; Jane Austen

The Jane Austen Book Club


yazının tamamı
16 ツ

çizmeyi aşıyorsun



Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilendiği galeride,
kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor,
ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden algılamaya çalışıyormuş.

İzleyicilerin yüzlerindeki ifadeler oldukça iyiyimiş.
Arada bir, kendisini tanıyanların beğenilerini güzel sözlerle
dile getirmelerinden ise oldukça keyif alıyormuş.

Her yaştan ve her sınıftan insanları sergisinde görmekten dolayı da,
çok mutluymuş.

Bir ara, en beğendiği tablolardan birinin
önündeki yaşlı adama takılmış gözleri.

Adamın, önünde durup dudak bükerek bir şeyler mırıldandığı
söz konusu resim, bir süvariyi canlandırıyormuş.

Merakla yaklaşmış ve sormuş;

-Beyim, sanırım resimde beğenmediniz bir durum var.
Hatanın ne olduğunu öğrenebilir miyim?
Bu resmi ben yaptım da..

Adam bilgiç tavırlarla konuşmaya başlamış;

-Ben kırk küsur yıllık çizme ustasıyım.
Resimde hatalar var.
Süvarinin çizmeleri gerçeğe uymuyor.
Mesela, şu gördüğünüz kıvrım biraz daha aşağıda olmalıydı.
Topuk kısmı da ölçeksiz çizilmiş.

Ressam, adamın sözünün bitirmesini bile beklemeden
izin isteyip gitmiş ve biraz sonra tuvaliyle, fırçaları ve
boyalarıyla geri dönüp, hemen hataları düzeltmeye başlamış.

Çünkü, çizmeler gerçekten hatalıymış.

Sanatçı daha işini bitirmeden, çizme ustası konuşmaya başlamış;

-Bu süvarinin kalçaları da biraz uzun çizilmiş,

derken ressam sözünü kesmiş:

-Yoo, demiş, çizmedeki hatayı gösterdiniz,

biz de mesleğe saygı adına anında düzelttik.

Ama lütfen çizmeden yukarı çıkmayın !

HADDİMİZİ BİLELİM ...



Haddimizi bilmiyoruz. Günlük hayatta, hemen söze karışıp görüş bildiriyor, fetvalar veriyoruz. Durmadan çizmeyi aşmakla meşgulüz. Biri iyi bir şey yapmaya görsün. Hemen ortaya atılıp tenkidi yapıştırıyoruz. Yok şurası şöyle olmuş, yok burası böyle olmamalıymış, konuşup duruyoruz. Peki, gel de sen yap bakalım denilince de, donup kalıyoruz.


yazının tamamı

porsche ve vanilyalı dondurma



"Porsche firması, 1983 yılında otomotiv sektöründe yankı uyandıracak
teknik donanıma sahip bir otomobille pazara girer.

Müşterilerinden gelen her türlü yorum ve fikirlere açık olan yönetim,
aracın piyasaya sürülmesinden 2 ay sonra
ilginç bir şikayet mektubuyla karşılaşır.


Müşterinin şikayeti şudur:

Adim Danny Troatman. New Jersey'de yaşıyorum.
Eşim ve çocuklarımla her akşam film seyretmeden önce
şehir merkezinde bulunan markete dondurma almaya gidiyorum.

1 ay önce aldığım Porsche marka arabamla tabiki...

Fakat ne ilginçtir, ne zaman çikolatalı veya meyveli dondurma alıp
arabama dönsem, araç çalışmıyor.

Oysa vanilyalı aldığım zaman aracim rahatlikla calisiyor.

Bunun bir kac kere denedim ve her seferinde aynı sonucu aldim.
Yardimlarınız için şimdiden teşekkürler"



Bu olay Türkiye'de olsa ne olurdu?

Muhtemelen mektubunuz ciddiye alınmayıp bir kenara fırlatılırdı.

Fakat hayır!

Porsche firmasındaki yetkililer derhal adı geçen bölgeye
bir mühendis gönderiyorlar ve sebebini
öğreninceye kadar orada kalmasını söylüyorlar.

Ertesi gün mühendis New Jersey'e varıyor ve
Bay Troatman'la hemen temasa geciyor.
Aynı akşamdan başlamak üzere her akşamüstü mühendisimiz ve
Bay Troatman dondurma almak üzere markete gidiyorlar.

Gerçekten de çikolatalı ve meyveli dondurma alındığı zaman araba çalışmıyor,
vanilyalı alındığı zaman ise rahatlıkla çalışıyor.

Mühendis ilk başlarda bu olaya şaşkınlıkla bakiyor fakat
bilimsellikten uzaklaşmamaya gayret ediyor.

Aradan yaklaşık 1 ay geçiyor.

Bay Troatman ile her gün markete giden mühendis, sonunda olayı çözüyor.

Yeni model Porsche arabalarda kullanilan soğutma sistemi,
araç durdurulduktan hemen sonra devreye giriyor ve
motor belirli bir ısıya düşene kadar motoru kilitliyor.

Markette en cok satılan dondurma ise vanilyalı.
Bu yüzden vanilyalı dondurma tezgahı önünde sürekli sıra oluyor.

Bay Troatman sıraya girip dondurmasını alana kadar geçen süre,
motorun soğuması için yeterli oluyor.

Fakat çikolatalı veya meyveli dondurma tezgahı önünde sıra olmadığı için
dondurmayı hemen alıp aracına geri dönüyor.

Motor ise kilitli oldugu için araç çalışmıyor.

Mühendis, raporunu yönetime sunuyor.

Piyasadaki araçlar geri toplanıp, gerekli ayarlamalar yapılıyor
ve müşterilere yeni haliyle teslim ediliyor.


Müşteri memnuniyetine önem vermek bu demek olsa gerek ..."



çakma porsche :)


yazının tamamı
11 ツ

demişti dersiniz !


sen geleceğe ait resmini zihninde çiz , ne yapacağına karar ver,
bırak seninle yada yapmak istediklerinle dalga geçsinler,
kafa bulsunlar !
sen sakın yolundan dönme , şüphe etme !
boşver !

önce sen inan !

hülya



Selanik’in “ Olimpos Birahanesi ” şehrin en gözde yeri ...

Akşamları burada şehrin ileri gelenleri buluşuyorlar ve
memleket işlerini aralarında konuşuyorlar.

Yıl 1907...

Kolağası Mustafa Kemal, yanında arkadaşı Tevfik Rüştü Aras,
Nuri Conker, Salih Bozok’la oturmuş içiyorlar ve
memleket konusunu konuşuyorlar.

En ateşlileri Mustafa Kemal...

İmparatorluğun iç ve dış politikasını olanca şiddetiyle eleştiriyor;
yapılan yanlışlıkları sayıyor, ne yapılması gerektiğini
kendi ölçülerine göre öneriyordu.

Birden durdu:

“Bir gün gelecek, bunların hepsi düzelecek” dedi.

Arkadaşları yüzüne baktılar. Tevfik Rüştü:

Nasıl?.. dedi.

Mustafa Kemal duraksamadan karşılık verdi:

“Bunları, sana düzelttireceğim...”

Bana mı?..

“Evet...”

Nuri hayretle sordu:
Ne? Sen mi düzelttireceksin, yani?

Mustafa Kemal, Nuri ’in küçümseme çizgileriyle dolu
yüzüne bakarak karşılık verdi:

“Evet, ben düzelttireceğim !
Tevfik Rüştü’yü Hariciye Vekili yapacağım, o da bütün
bu yanlışları bir bir düzeltecek...”

Nuri Conker işi şakaya döktü:

Demek Doktor Hariciye Vekili olacak?
İyi, o kendi koltuğunu beğendi.
Peki bakalım beni ne yapacaksın?

Atatürk karşılık verdi:

“Sen de iyi bir komutan ve iyi Vali olursun...
Sofranın neşesi içinde yapılan bu konuşmayı gülerek
dinleyen Salih Bozok söze karıştı:

Yahu, beni açıkta bıraktın Kemal, ben ne olacağım ?

“Sen Yaverimsin.. Ayrılmayacaksın yanımdan...” diye cevapladı M.Kemal.

Nuri Conker dayanamadı:

Kuzum Kemal, ne olacaksın ki, bize bol keseden mevkiler dağıtıyorsun ?

Mustafa Kemal gülümseyerek, ama inançlı ve inandırıcı bir yüzle :

“ Bu mevkileri dağıtan kim ise , O ! ”


Gülüştüler ve şerefe kadehlerini kaldırdılar...

Ancak bu konuşmanın üstünden 16 yıl geçmişti...

Kolağası Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı oldu

ve Dışişleri Bakanlığını da Tevfik Rüştü Aras yürütüyordu.

Nuri Conker Milletvekili idi,

Salih Bozok Atatürk' ün Başyaveri ...



önce sen inan




*kaynak:
Atatürk’ün Fikir Sofrası, İsmet Bozdağ.
yazının tamamı