hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Haziran 2009

M.J. bahane oldu bu yazıyı yazmama



O' nunla ne kadar yaşayacağını asla bilemezsin .

O yanındayken , yapabiliyorken

O' na

O'nu s e v d i ğ i n i söylemeyi

U n u t m a

...



michael jackson




yazının tamamı

bu dünyadan bir michael jackson geçti



Rengin, cinsiyetin, değer yargıların, yaptıkların,
yaptığının iddia edildiği konular, dinin,
estetik ameliyatların, burnun, paran, pulun vs.

Beni hiç ilgilendirmedi!

Ben senin şarkı söylemeni seviyordum,

Sevaplarında günahlarında senindi,

Hayat senindi,

Şarkıların ise benimdi, bizimdi.

Hoşçakal.

Huzur içinde uyu Michael.


m.j.












yazının tamamı

ortak paydada buluşabilmek iyi geçinmeye vesile olabilir



Tarih 15 Ocak 2009
Saat 11:00
Yer Liverpool Street Station

İnsanlar metro istasyonunda kendi hallerinde ilerlerken,
biranda müzik çalmaya,
ve metroya yetişmek için koşuşturan bu insanların içinde
bulunan dansçılar dans etmeye başlıyor...

Ne olduğunu şaşıran insanlar önce olayı algılamaya çalışıyor
ve sonunda dayanamayıp müziğin ruhlarını teslim almasına izin verip
dansın ritmine ortak oluyorlar...

Gizli kameralarla çekilmiş bu reklam filmindeki insanların
şaşkınlıklarını üzerlerinden attıktan sonra yüzlerindeki gülümsemeye
ve mutluluk ifadesine
dikkat etmenizi öneriyorum.

Birbirlerini hiç tanımayan belkide ilk kez biraraya
gelen bu insanlar müzik ve dans sayesinde kırk yıllık
dostlar gibi kolkola giriyor dans edip birlikte şarkı söylüyorlar.

Ve, müzik bitince hepsi telefonuna sarılıp yüzlerinde
özenilesi bir keyifle yaşadıklarını anlatıyor :)

Neymiş?

İnsanları yada grup üyelerini biraraya getirebilmek,
onları ortak paydada buluşturabilmek
aslında hiç zor değilmiş...

Birkaç kez izlediğim ve beni çok mutlu eden işte bu video :





Kaynak :

T-Mobile Life's for sharing from Kreativme.




* İsterseniz YOUTUBE üzerinden de izleyebilirsiniz .


T - Mobile Life's for sharing...


T - Mobile: Pool (Synchronized swimming)





yazının tamamı

kodo yada kalp atışının ritmi



Davul , ritm hepimizin içinde ,

kalbimiz hep atıyor ...



kodo grubu



Sesi kalp atışına benzetilen Taiko davullarını
muhteşem görsel şovlarla birleştiren dünyaca ünlü
Japon davul grubu K A D O' nun
“ One Earth ” dünya turnesi kapsamında 15–16 Haziran’da
Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ nda
verdiği konseri izleyemediyseniz
20 Haziran 2009 tarihinde saat 21:00 NTV ' de
izleyebilirsiniz ...
(Saat 02:10 da tekrarı var )


Disiplin , uyum , takım çalışması , sevgi , coşku , çok çalışmak
ve sonunda ayakta alkışlanmak ...

Nefes kesen bir gösteri ...


Kalp atışının mucizevi titreşimleri NTV’de ...

K O D O










yazının tamamı

evim evim güzel evim ♥



evim:)


Home!
The most important place in the world...











Ekteki videoda dünyadan ev görüntüleri var.

İkea ' ya ve beyaz renk ağırlıklı ev dizaynına olan
düşkünlüğümden olsa gerek bu videoyu çok sevdim.

Muhteşem görsellik, bir o kadar muhteşem müzikle
birleşmiş.

Sevgilerimle ♥






yazının tamamı

sudan bir mevzu




Eğer düşünceler bunu suya yapabiliyorsa ,
kendi düşücelerimizin bize neler yapabileceğini
lütfen bir düşünün.



video



yazının tamamı

deniz kum güneş




tuzlu beden,

kumlu ayaklar,

güneş kokan saçlardır --> yaz --> özlemini çektiğim benim.



keyifli

















yazının tamamı

minik ördekler uçmayı böyle öğreniyor



Bir şeyi yapabiliyor olmayı öğrenebilmek için
ilk etapta çok çalışmamız gerekebilir ...









yazının tamamı

akıl oyunları ve kuantum



"Hissetmek!
insan bir radyoya benzer, evrende aslen frekans yani titreşimlerden oluşur. Biz kendi radyomuzu isteğimiz frekansa ayarlama yetisine sahibiz ve biz insanlar aynı zamanda radyo vericisine benzer istediğimiz frekansta yaptığımız yayınlar evren rolesinde bütün evrene yansır. Nefsimizden tamamen sıyrılablirsek bütün frekansları çözebiliriz doğayla konuşabilir insanlarla sesli değil biomanyetik olarak bütün evrene seslenebiliriz. insanlar bütün canlılar ve cansız varlıklar bütün evrende birbirlerine anti madde (ether) ile bağlıdır. Bir insan bir şey yapmaya kalktığında tek başına yapmaz veya bir yaprak düştüğünde veya bir köpek kediyi kovaladığında. Biz birşeyin olmasını istediğimizde önce bütün kainata biomagnetik olarak bildirmemizi gerekir. Onaylanırsa imkansız gibi görünen mucizeler oluşuverir. Atom öyle görmek istiğimiz için atom dur. Bütün evren onu öyle kabul etmiştir. Bir çiviyi konsantrasyonla büken adam onu sadece kendisi bükmez bütün evren ona yardım eder biz dahi."


"Bir basın mensubunun, 'Zamanda yolculuk yapmak mümkün mü?' sorusuna da Wolf, 'Yapılması zor olan bu gibi şeylerin, kullanılacak bazı teknikler ve farklı yer - zamanlarda bulunabilme yeteneğine sahip olunmasıyla zihinsel olarak gerçekleşebileceği ve kendisinin de bunu yapabildiği´ yanıtını verdi!
Dr. Quantum diye anılan Fred Alan Wolf, Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı adlı kitabında Quantumu oldukça yalın ve net bir şekilde anlatıyor:


Hayatımızdaki hareketlilik bazen karmaşık görünebilir.
Ancak karmaşık değildir. Dev bir dalga gibi hareket eder ve biz de tam onun üzerinde dururuz. Eğer dalgayı kontrol etmeye çalışırsak, kendimizi onunla savaş halinde buluruz. Eğer sadece dalganın üzerinde kalmayı öğrenirsek, bu sefer de onun kurbanı oluruz. Fakat bir seçeneğimiz daha vardır: Dalganın hareket kurallarını kavrayabilir ve üzerinde başarılı bir biçimde sörf yapmayı öğrenebiliriz.


"

kuantum ile ilgili videolar






yazının tamamı

yitikliği bir yana bırak



Başarısızlığı ya da ölümü bir an bile düşünmeden

kanatlarını bedenine yapıştırdı ,

uçmaya başladı ...



Martı - Richard Bach







yazının tamamı

bir sincap gibi mesala





video


y a ş a m a y a d a i r

1

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947


2

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948


3

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
" yaşadım " diyebilmen için.

ŞUBAT 1948

NAZIM HIKMET



yazının tamamı

birde böyle düşünün




"Denizin üstünde süzülen
rüzgarda savrulan martıya,
balık gözlüyor değil de,
kanatlarını deniyor diye baksak?"

O.Auroba


şimdi burada olmak vardı :)


yazının tamamı

Kadın ayrılmayacak erkekten,erkek bir olacak kadınla



Her Ütopya bir gerçeğin kendini bize hatırlatmasıdır aslında.

Eş ruh ütopyası da işte aynen böyle bir şey.
Kavuşma arzusu, arayış, özlem, umut bütün bunlar
var olan bir ütopyanın kanıtıdır.

Herkes eşini bulmak ister. Özel biri tarafından özel olarak sevilmek.
Herkes mutlu olmak, sevmek ve sevilmek ister.
Şiirlerin, şarkıların, romanların, öykülerin konusu çoğunlukla budur.
Gözlerine baktığınızda tanıdık birine bakıyor olmanın
verdiği o huzur, beğenildiğini, arzu edildiğini fark etmenin gururu,
ellerden akan o sıcaklık, konuşmak ve anlaşılmak, tenin cazibesi,
onu uzun uzun seyretmek hayranlıkla, ondan gurur duymak,
kendini iyi hissetmek, kahkahalarla gülebilmek en basit şeylere,
zor anlarda birbirini desteklemenin verdiği güven duygusu,
bitmeyen bir coşku, doyumsuz sevişmeler,
onunla birlikteyken hayatın her anından alınan keyif,
kendini onun yanındayken tek kişi gibi hissetmek,
doyumsuz sevişmeler…

Ve... çocuk…onun minicik elleri, küçücük dudağı,
kalbinizi ısıtan sıcaklığı ...

Ve aile… işte bir ütopya!

Ve bu ütopyaya ulaşabilmek için yapılan yolculuk.
Denemeler, aşk acıları, hayal kırıklıkları, kıskançlık ve öfke nöbetleri.

Mutluluğun önemli koşullarından biri , diğeri de.
işimizi ve eşimizi bulduğumuzda epey yol almışız demektir.

Eş ruhunu bulmak ise son dönemde spirütüel konularla
ilgilenen kişiler için birinci derece önemli olmaya olmaya başladı.
Bu işe kafayı takmış, çilesini çekmiş ve eş ruhunu bulmuş
biri olarak paylaşmak istediğim birkaç şey var.
ilk önemli nokta kesin kararlı olmak ve asla geri dönmemek.
Taviz vermeden, umutsuzluğa kapılmadan çaba göstermek.

Söylemeye gerek var mı bilmem, bu çaba öncelikle
kendimizi keşfetmek ve sağlıklı bir ilişkiyi oluşturmamıza
engel olan inançlarımızı dönüştürmekle mümkün oluyor.

Bu arada vakitlice ne tür kişilerin bizim için uygun olmadığını
bilmemiz için bir çok deneme yapmamız gerekiyor.

Sonra kendimizi sevmek ve özel ve biricik varlığımızı kucaklamak.
Kendi içinizdeki sevgiliye ulaşmak.

Cinselliğinizi bütün tabu, korku ve günah duygularından
arındırarak yaşayabilmek için özgür olabilmek.

Hayat amacınızı bilmek ve o yolda yürümeye kesin kararlı olmak.
Hatta o yolda kendinizin bile size engel olmasına izin vermemek.

Yalnız kalabilmeyi becermiş olmak, özel yeteneklerimizi ve
dünyaya gelirken yapmamız gereken özel işimizi keşfetmek.
Toplumsal koşullanmalardan ve kalıplardan özgür olmak.

Ve eş ruhunu bulunca her türlü değişim için kararlı olmak.
Katı kalıplar ve değişmez kurallarla yaşama alışkanlığımızdan vazgeçmek.

Ve sonra bol kahkaha, sonsuz huzur, paylaşım ve
sürprizler için kalbimizi sonuna kadar açmak.

“ Bu iş bu kadar zor mu olmalı? ” dediğinizi duyar gibiyim.

Aslında bir yol daha var. Eş Ruhlar Arşiv dairesine kayıt yaptırıp
sizin için uygun bir eş ruh bulununcaya kadar sabırla beklemek!

Başlangıçta insanın tek cinsiyetli olduğu söylenir.
Güya Lemuryalılar döneminden de önce dünya yüzündeki
varlıklar tek cinsiyetli idiler. Daha sonra tekamül gereği
kadın ve erkek olarak iki cinsli bir döneme girildi.

Eh iyi de olmuş yani! Öyle değil mi.
Bu sonuç için itirazlarımızın olduğu çok zaman olmuştur şüphesiz.
Yalnız yaşamaya karar verenler,
“ benim bir ilişkiye ihtiyacım yok” diyenler olmuştur.

Ama aslında bu sonucu (her konuda olduğu gibi) bizler talep etmiştik.
Yani kendi düşen ağlamaz. Şaka bir yana iki farklı enerjinin
tekrar bir olmasıyla ulaşılan sonucun ne denli üstün enerjiler
doğuracağını bilmeseydik bu durumu oluşturmazdık.


iLK ADIM SAF NİYET VE KARARLILIK
Nasıl ki mutluluk, başarı ve huzur öyle kendiliğinden,
ya da büyük bir lutuf ve rastlantıyla olacak iş değilse,
eş ruhunu bulmak da kesin karar, çaba ve deneyim gerektiriyor.
Her arayışın bir elde etme gücünden kaynaklandığını,
eğer aradığımız bize “ben buradayım” sinyali vermeseydi
bunu yapmak için bir istek duymayacağımızı bilmek birinci koşul.

Diğeri ise evren sonsuz seçenek ve sınırsız olanaklarla dolu.
Bunu da unutmamak gerekir. Seçeneksizliğe inanmak
egosal bilincin işi aslında.

Bir seminerim sırasında bir hanım birden bire yüzünü
asıp dalıp gitmişti. Sebebini sorduğumda kırk yıl düşünsem
akıl edemeyeceğim bir şey söyledi. Zaten ortalıkta doğru dürüst
adam yoktu, şimdi bu özel bilgileri aldıkça seçenekler sıfırlanıyordu.

O zaman ona “ eğer bu dünyada bir kişi var ise, yaşıyorsa,
onun için bütün olanaklar ve araçlar yedekleriyle hazırdır.
Yeter ki istesin ve aramayı bırakmasın.” demiştim.

Gerçekten de bu düşüncemin doğru olduğunu her seferinde görüyorum.
Aramak ve aramayı bırakmamak, umutsuzluğa kapılamadan
ve yorulmadan hedefe kilitlenmek gerek. Ve hatta bulduğuna
inandıktan sonra da bu ilişkiyi nasıl daha iyi yapacağını düşünüp
çalışarak devam etmek. Çünkü hayat bir sonuç arama uğraşısı değil
bir süreç. Gelişmek ve yükselmek için bir yolculuk.
Bu yolculukta ara duraklar olabilir ama son durak diye bir şey yok aslında.


KENDiNE AŞIK OLMADAN ASLA
Bazı danışanlarım daha ilk seanstan sonra çevrelerinden
şöyle geri bildirimler alırlar ” ne oldu sana güzelleşmişsin?”
ya da “ Sende bir şeyler var aşık mısın yoksa” gibi.
Ben de onlara “evet aşıksınız; kendinize!” derim.

Gerçekten korkularından, gereksiz suçluluk duygularından,
kendilerine yüklenmiş aşırı sorumluluklardan arınmış
insanların yüzüne tatlı bir tebessüm otıurur.
Yüz kaslarındaki gerginlikler gider. Kendini gereksiz yere
yargılamayı bırakıp aslında ne kadar biricik ve
ne kadar güzel olduklarını fark ettiklerinde bir cazibe alanı oluştururlar.
Tenleri parlaklaşır, ifadeleri yumuşar, gözleri canlanır.
Yürüyüşleri, duruşları değişir. Kendilerine güvenli albenili ve
seksi olurlar; yani oldukları gibi!

İşte bu durum eş ruhuna ulaşmak için olmazsa olmaz bir koşuldur.
Aslında her şey için olmazsa olmaz bir koşuldur ya!

Sürekli kendinizi eleştiriyorsanız, yetersiz, kusurlu olduğunuzu
fısıldayan bir ses varsa içinizde bu bütün bedeninizi ve bütün
hayatınızı etkiler. Hayalinizdeki o olağanüstü eş ruha ulaşmak
istiyorsanız, önce hayalinizdeki siz olmak durumundasınız.

Önce kendinizi nasıl tanımladığınıza bir bakın.
Ben diye başlayan cümlelerin içinde neler olduğuna.
Ben sakarım. Ben maymun iştahlıyım, ben, ben böyle şeyler
söylüyorsanız sürekli bunlar sizi gerer, burar, kurutur
ve çirkinleştirir. Etrafınızdaki elektromanyetik alanınız,
bedeninizi oluşturan hücrelerinizin içindeki su,
başka insanların bilinçaltları ve evrensel zeka bu mesajı alır ve
size buna göre davranırlar.

Kendiniz hakkında asla olumsuz şeyler söylemeyin,
hatta mekanlar, eşyalar ve başka insanlara da çünkü
her şeyin bir bilgi tutucu alanı vardır.
Hem kendinize akılsız, çirkin, talihsiz gibi şeyler söyleyip,
hem de insanlardan, mekanlardan (örneğin iş yerinizden),
bedeninizden, özetle hayattan iyi şeyler beklemek yaman bir çelişkidir.

Bir danışanım aynada kendine bakıp
” domuz! Sen bir domuzsun işte!”
dediğini söylediğinde içim sızlamıştı.
Sağlığı iyi değildi, ilişkileri iyi değildi, hatta çocuğu hastaydı.
Babasının küçükken kendisine;
“ benim dolma burunlu, kepçe kulaklı kızım!”
dediğini hatırlıyordu. Aslında boylu poslu, hoş bir hanımdı.
Fakat babaları iki kız kardeşi de erkek gibi yetiştirmişti.

O halde her şeyinize iyi şeyler söyleyin.
Saçınızdan, kullandığınız kaleme kadar!
Bunu iki ay deneyin, olmazsa dilekleriniz ben buradayım!.


öNYARGILAR BULUŞMANIN ÖNÜNDE DUVARDIR

Eşruhunuzla buluşmak istiyorsanız önyargılarınızın
neler olduğunu şöyle bir kağıda yazıp üzerinde tek tek
çalışmanız gerekiyor. Yaş konusunda önyargınız olabilir,
erkeğin kadından mutlaka büyük olması, yaş farkının onu
geçmemesi konusunda, sonra din konusunda ön yargınız olabilir,
kültürel düzey ve sosyal çevre konusunda önyargı!

Eş ruhlar biraz bu yargıları yıkmak için özellikle birbirinden
farklı konumlarda enkarne olabilirler.
Mutlaka eş ruhunuzla tıpatıp aynı olmanız gerektiği de bir başka önyargıdır.
O sizin, siz de onun tamamlayıcısısınız aslında.
Dolayısıyla farklılıklar bir avantajdır.
Bir başka önyargı da birden bire hiçbir sorun ve çatışma yaşamadan
büyülü bir dünyaya kanat çırpacağınızı sanmaktır.
Evet çoğunlukla böyledir de. Ama her zaman değil!
Geçmişten getirdiğiniz alışkanlıkların değişmesi zaman alır.
Uyum süreci için sabır gerekebilir. Korkularınız, yanlış inançlarınız
ayağınıza dolanabilir. Ama siz bunların çoğunu halletmiş
biri olarak ne yapacağınızı bilirsiniz!


HAYATINIZIN AMACINI KEŞFETMEK
Her insan dünyaya bir hayat amacıyla gelir.
Bu amacı ya fark eder ve yaşar, ya da gerçekleştiremeden ölür gider.
Bu amaç bilinçaltında kayıtlıdır ve bütün hayatını
bu amaca göre düzenler. Ailesini, yeteneklerini v.s.

Genel hayat amacı sevgidir. Sevgiyi tümüyle öğrenmek ve yaşamak.
Özel hayat amacı ise bu genel amaca uygun küçük hedeflerdir.
Özgürlük, saygı, anlayış, esneklik, haksızlığa hayır demek,
yaratıcılığını ifade etmek bunlardan bir kaçı.

Hayat amacınızın ne olduğunu keşfettiğinizde birden bire
taşlar yerine oturmaya başlar. Domino etkisi oluşur ve
hayatınızın tüm parçaları yerini bulur. iş, ilişki, Aile, sosyal çevre,
sağlık, ve fiziki çevre ve tabii ki EŞRUHUNUZ!

Hayat amacınız en çok yapmak istediğiniz ama hep engellenen şeydir.
En çok ihtiyacınız olan ama en iyi verebildiğiniz şey,
sizi en çok zorlayan ve en çok üzen şey. Peşinden hep koştuğunuz
ama bir türlü ulaşamadığınız şey. içinizde, elinizde olan ama
hep dışarıda aradığınız şey. Onu bulunca gerçekten bütün taşlar
yerine oturur. O sizin içinizdedir. Aradığınız elinizde olandır aslında.

Bir danışanım hep babasının anlayışsızlığından şikayet ediyordu,
sonunda onun hayat amacının anlayış olduğunu bulduk.
Babası bildiğince onu seviyordu, ona elinden geldiği kadar
iyi şeyler vermeye çalışıyordu. Yapabildiği yaptığıydı.
işte onun bunu anlaması gerekiyordu.
Bunu bir kez anladığında her şey yerli yerine oturacaktı!


iŞARETLERi iZLE!
Hayat büyük bir bilinçtir aslında ve bu zeka bizle olaylar yoluyla
iletişim kurar. Siz bir şeye niyet ettiğinizde bu zeka harekete geçer
ve talebinizi yerine getirmek için kendine has bir yol izleyerek,
kendine has bir zamanda sonucu size ulaştırır.

Eş Ruhunuzla buluşmak için bir talebiniz olduğunda da
aynı şey olur. Hemen akabinde akıp gelen olayları iyi izleyip,
açılan kapılardan usulca geçmek hünerini göstermeli.

Ben buna benzer bir süreç yaşadığımı hatırlıyorum.
izmir’den bir konferans çağrısı aldığımda başlamıştı her şey.
Hemen bu davete olumlu yanıt verdim.
O, o gün oradaydı ama ben onu fark etmedim.
Uzak bir hayal gibiydi benim için. Sonra Homeopat
bir arkadaşım bana bir ilaç verdi. Kendimi bir hafta kuş gibi hissettim.
Bu arkadaşımın söylediğine göre
bozulan düzenim yerine oturmuştu bu süreçte.

Sonra karşıma bir yaşam terapisti çıktı.
Geçmiş yaşamlarımda ettiğim bir yemini gördüm orada.

Sonra birden kalabalık bir salonda O'nu* sırtından görüp
bütün bedenimin hayranlıkla donup kaldığı o anı hatırladım.

Bu tam bir Erosun okunu attığı ana benzer bir şeydi.
Fakat ben üzerinde durmamıştım. Gerçekten her şey bir rüya gibiydi
ve benim eş ruhum bir rüya uzmanıydı!
*(Işık Elçi' den bahsediyor.)

Ben bana açılan kapıları usulca itip yürümüş
bana sunulan hediyeleri almıştım. Kalbimin sesini izlemiştim
ve iyi de yaptım. Kalbinizin sesini izlemek için niyet ettiğinizde
sadece onunla konuşun. Dışardan parazit sesler duyacaksınız
emin olun. “O sana göre değil, biz onu beğenmedik” gibi şeyler.
Sonra kafanızın içinde duyduğunuz diyaloglar.

Sezgileriniz bütün bunların ötesinde bir alandan size ulaşır.
Kalbinizin derinliklerinde. isterseniz ona karnınızda diyebiliriz.
Solar Pleksus dediğimiz bölge aslında büyük aklımızın çalıştığı yerdir.
Bir sorununuz olduğunda oraya dikkatinizi verip sonra
üçüncü gözünüz odaklanın. Bir şey düşünmeyin ve tahmin yürütmeyin.
Durun ve bekleyin. Mesaj açık ve net bir şekilde gelecektir.


EGONUZ AŞKA DÜŞMANDIR AMAN DiKKAT!
Egonuz en ufak tartışmada (aslında tartışmayı yaratan odur)
hemen kaçıp gitmek ister bahaneler bulur kendine.
Kızmaya, küsmeye ve suçlamaya hazırdır.
Aman dikkat ego aşka düşmandır. Ego sevgiye,
mutluluğa pek güvenmez. Çünkü bir yerlerde bir zaman
kalbi kırılmıştır ya, bunu genelleştirir.
Bunun hep olacağını söyler durur. Ona inanır.
Ama siz ona inanmayın. Onu ikna edin.
Bir kere olan bir şeyin her zaman olmayacağını söyleyin ona.
Konuşun ve anlaşın.

Eğer onunla uzlaşmazsanız mutlaka sizi köstekleyecektir,
engelleyecektir. Bunu çok iyi başarır. Bir an önce bu uzlaşmayı
yapmazsanız çok vakit harcatır size. Buna bir takım kılıflar
uydurmada ustadır. ” Ben özgürlüğüme düşkünüm arkadaş! ”
yada “ Etrafta doğru dürüst adam yok ki!” gibi şeyler uydurur.
Siz de onun borazanı olur övüne övüne bunu savunursunuz.
Kendi fikriniz sanırsınız.

Yalnız, mahzun ve sıkıntılı dönüp durduğunuzda
bilin ki durum aynen böyledir. Onu anlayın.
O sadece sizi kötülüklerden korumak istiyordur.
Kötü bir niyeti yoktur. Artık tehlikenin geçtiğini söyleyin ona.

Bir deftere onun çekincelerini ve korkularını yazın.
Diğer sayfaya da yanıtlarınızı. Ona öneriler sunun.
İki tarafın da kazanacağı öneriler.

Bir taraf eşini bulmak isteyen, mutlu olmak isteyen taraf,
diğeri de ego tarafı olsun.

Uzlaşma bittikten sonra görecesiniz mucizeler olmaya başlayacak.
Egosal bilinç tarafından ele geçirilmiş olan
bilinçaltı artık özgürdür çünkü.

ikiyi bir etmişsinizdir ve bütün kapılar size açılmaya başlar...




yazının tamamı