hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Temmuz 2009

herkes kendi rüyasını yaşar



İnsanları kişisel algılamadan , gerçekte oldukları gibi
görebilmeyi başardığınızda , asla onların söylediği ya da
yaptığı şeylerden incinmezsiniz .

Size yalan da söyleseler bundan incinmezsiniz .
Çünkü onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz .

İnsanlar niçin korkar ?
Kendilerinin sizin tarafınızdan
keşfedilmesinden korkar .


Sosyal maskelerinin sıyrılması onlara acı verir .

Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde,
başkalarının size söylediği şeylere
inanıp, inanmamayı seçme özgürlüğüne kavuşursunuz .

Kişisel algılamamayı alışkanlık haline getirdiğinizde,
sorumlu seçimler yapabilmek için,
sadece kendinize güvenmeyi de öğrenirsiniz.

Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz.
Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz.

Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir .
Sizin bakış açınız sizin gerçeğinizdir, başka hiç kimsenin değil .

Bu yüzden bana kızdığınızda, kendinizle uğraştığınızı bilirim.
Ben sadece kızmanız için size mazeret olurum.
Kızarsınız, çünkü korkuyorsunuz,
çünkü korkularınızla uğraşıyorsunuz .

Korkunuz yoksa bana kızmanız da mümkün değildir.
Korkunuz yoksa benden nefret etmeniz de mümkün değildir.


Korkunuz yoksa kıskanç yada üzgün olmanız da mümkün değildir.
Korkusuz yaşadığınızda, sevgiyle yaşadığınızda,
bu tür duygulara yaşamınızda yer yoktur.

Bu tür duyguları hissetmediğinizde,
kendinizi iyi hisseder,

etrafınızdaki her şeyi sever ve
her şeyin güzel olduğu bir boyutta yaşarsınız .

Don Miguel Ruiz / Dört Anlaşma,Toltec Bilgelik Kitabı




Kitapta bahsedilen Dört Anlaşma maddesini okumak isterseniz,
aşağıdaki linkden word dosyası olarak indirip okuyabilirsiniz.

Sevgilerimle.

download


yazının tamamı

düşünce dünyamızın kontrolü



“ Yaşamdaki temel amacımız nedir? ” sorusunun
en mantıklı cevabı sanırım
“ Mutlu olmak ” olmalıdır ...


İstisnasız tüm insanların yaşlısı genci, yoksulu zengini,
Paris’lisi İzmir’lisi ne kadar farklı yaşam tarzlarına
sahip olursak olalım ne kadar farklı çevrelerde yaşarsak
yaşayalım temelde ihtiyaçlarımız aynıdır.

Ancak günlük yaşam içinde hepimizin sıkıntıya girdiği
oldukça mutsuz olduğu adeta aşılması imkansız bazı sorunları vardır.

Bu sorunlar dış etkenlere bağlı olabileceği gibi
büyük bir oranda aslında kendi düşünce sistemimizin
ortaya çıkardığı sorunlardır.

Bu nedenle gerçekte insanoğlu sorunları aşmaya çalışırken
en büyük mücadeleyi yine kendisine karşı vermektedir.

Karşılaştığımız sorun nedenli büyük
yada aşılmaz olursa olsun
aslında düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı ve
dolayısıyla da yine beynimizin çözebileceği sorunlardır.

Burada esas olan insanın düşünce sistemini değiştirmesi
yada sorunu çözebilecek şekilde soruna adapte etmesidir.

Bu ise gerçek anlamda zihinsel, bedensel eğitim ve
ciddi çalışma gerektirmektedir.





İnsanın mutluluk sorunu felsefe, psikoloji, nöroloji, psikiyatri,
sosyoloji, fizik gibi aslında bütün bilimlerin ortak sorunudur.

İnsan düşüncesinin oluştuğu ve yönetildiği yer olan beynimiz
bilindiği gibi yaşamımıza dair olumlu yada olumsuz
her şeyden adeta sorumludur.
Bu durumda bütün mesele beynimizin işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi
düşüncelerin nasıl oluştuğunun ve nasıl yönetildiğinin
ortaya çıkarılmasıdır.


Bu ise sadece nörologların yada tıp biliminin
altından kalkabileceği bir sorun değildir.
Zaten şuan kadar da bu alanda fazlaca bir yol kat edilememiştir.

Aslında insan beyninin ürünü olan düşünce ve eylemler yine
o kişinin geçmişte yaşadığı olaylar ve deneyimler
tarafından belirlenmektedir.

Kişilik dediğimiz kavram tüm bunların bileşkesidir.

Geçmişte yaşanılan her olay deneyim yada bilgi, beyin hücrelerinin içinde
bir takım protein zincirlerinin oluşmasına yada bir çeşit yolların
oluşmasına neden olmaktadır.
Bu yollardan daha sonra düşünce oluşumu ve yönetimi esansında
elektronik sinyaller rahatlıkla geçerek çeşitli kararların
alınmasını yada alınamamasını ve uygulanmasını sağlarlar.

Örneğin iğne battığında acı hissini yaşamamızın yada
çok sevdiğimiz bir tatlıyı yediğimiz zaman mutluluk hissini yaşamamızı
sağlayan bu elektronik sinyal bağlantılarıdır.

Bütün bunlar aslında yaşadığımız olaylara beynimizin
getirdiği yorumla ilişkilidir ve bu yorum da beynimize
yine geçmişte yaşanan olaylar esnasında öğretilmiştir.

Örneğin aynı restorana gittiğimizde aynı yemeği yeme eğilimimiz
bu şekilde kolayca oluşmaktadır.
Sigara içen bir kişinin bir türlü bu alışkanlığından kurtulamamasının
nedeni de yine budur .

...

Prof.Dr.Mustafa Erol' un yazısının devamı ...

düşünce kontrolü




yazının tamamı

mutsuz adam



Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış.
İyi de yaşarmış..

Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş.
Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış.

Bir gün Tanrı'ya "Büyüdüğüm zaman neler isteğimi buldum,
uzun uzun düşünüp" demiş...

"Neler" diye cevaplamış Tanrı da...

"Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun.
Arka kapısında iki St. Bernard köpeği...
Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde...
Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim.
Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen...
"Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.
Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör,
üçüncüsü, milli santrfor olsun.

"Ben bir seyyah olayım...
Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım,
insanları kurtarayım.
Bir Ferrari kullanayım, yollarda... "

"Ne güzel bir hayal bu" demiş, Tanrı...
"Mutlu olmanı dilerim..."

Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş.
Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş.
Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii.
Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş.

Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik.
Ama uzun değil, kısaymış. Saçları siyahmış ama,
gözleri mavi değil, ela imiş.
Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir,
olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış.
İşi dolayısı ile, kent dışında bir villada değil,
kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış,
ama evinin deniz manzarası gene harikaymış.
İki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama,
evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış.

Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış,
ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını çok severlermiş.
Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize,
parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen.
En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur,
gitarı ile şarkılar söylermiş.

İyi para kazanmış ama, Öyle kırmızı bir Ferrari'si olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş...

"Ben" demiş, "Hiç mutlu değilim..."

"Neden" demiş, arkadaşı...

"Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü,
gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim.
Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalamıyor."

"Karın çok güzel" demiş, arkadaşı...
"Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik."

Adam dinlememiş bile onu...

Bir gün karısına "Hiç mutlu değilim" diye dökmüş içini...

"Neden" demiş karısı...

"Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim,
oysa 47'nci katta bir apartman dairesine tıkıldım.
İki St. Bernard'ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim,
hani nerede..."

"Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz" demiş karısı...

"Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor.
Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz.
Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz...
Üç de harika çocuğumuz var.."

Adam dinlemiyormuş bile...
Ruh doktoruna koşmuş bir gün...
"Ben mutlu değilim" diye...

"Niye" demiş, doktor...

"Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak,
dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim.
Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi...

"Ama sattığım tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor" demiş, doktor...

Adam dinlememiş bile.
Doktor da ona 100 dolar vizite yazıp yollamış.

Bir gün muhasebecisine "Ben çok mutsuzum" demiş...

"Neden" demiş, muhasebeci..
.
"Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep...
Ve dünya umurumda olmasın. Oysa işe metro ile gidip geliyorum.
Bir yığın da sorunum var."

"İyi giyiniyor, en iyi restoranlara gidiyorsun.
Bütün Avrupa'yı, Amerika'yı gezdin" demiş, muhasebeci.

Ama adam dinlemiyormuş bile...
Muhasebeci adama 100 dolar danışma ücreti fatura edip yollamış.

Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü.

Adam, rahibe "Çok mutsuzum" demiş.

"Neden" demiş, rahip...

"Üç oğlum olsun isterdim.
Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım oldu.
Birisi yürüyemiyor bile.."

"Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var" demiş rahip...
"Seni çok seviyorlar. Başarılı da oldular.
Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası.."

Ama adam dinlemiyormuş bile...

Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda.
Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş
hemşirelerle dolu yatıyormuş.
Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor,
kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş.

Fena halde mutsuzmuş adam şimdi.
Ailesi, dostları, ve rahibi yatağının başına toplanmışlar.
Onlar da üzüntü içindeymiş.

Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ve muhasebecisi imiş.

Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında

"Tanrım" demiş...

"Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım."

"Hatırladım" demiş, Tanrı... "Güzel bir hayaldi."

'Peki, niye onların hiçbirini vermedin bana" demiş, adam...

"Verebilirdim" demiş Tanrı..
"Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim."
"Bak neler verdim sana...
Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev.
Üç tatlı kız evlat..
Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu."

"Evet" demiş, adam...
"Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım."

"Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım"
demiş, Tanrı...

"Sen ne istedin ki" demiş, adam hayretle..

Tanrı'nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemiş hayatında.

"Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim" demiş Tanrı...

Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş.
Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş.
Yıllar önce kurduğu hayalin yerine
"Keşke bunu hayal etseydim" dediği bir hayal...

Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep.
Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47'nci kattaki dairesinde
çok mutlu yaşamış.

Kızların şen şakrak sesleri,
eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında
mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün...

Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar
üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş...

Sınır tanımadan büyük düşünmek...
Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak...
Ama elde ettikleri ile de mutlu olmayı bilebilmek...
Tanrı'nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı.

Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı!


Loren Seibold





yazının tamamı
15 ツ

Sen sadece buna inan !



Şems-i Tebrizi
Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezginlerin Kırk Kuralı
AŞK - Elif Şafak





1. Yaradanı hangi kelimerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan,
sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.


2. Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.
Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil !



3. Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır.
Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.


4. Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin,
çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir.
Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur.
Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.


5. Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.
Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını.
“Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi?
Onun tek dediği : “Bırak kendini, ko gitsin!”
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.
Ne varsa harap bir kalpte var!



6. Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir.
Aşık dilsiz olur.



7. Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin
yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak
bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.


8. Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kağılma.
Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği
gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, d
ar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilir.



9. Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.



10. Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney-
çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olark düşün!
Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.


11. Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.


12. Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de
tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.


13. Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve
nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya değil.


14. Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?



15. Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur.
Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi
gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır
çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.


16. Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı
sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.



17. Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün,
yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik
kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.



18. Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil,
bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında,
başkalarında değil.
Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil,
sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.


19. Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan,
önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.


20. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir.



21. Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin
tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına
dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


22. Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.
Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta
ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.


23. Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur.
Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...


24. Madem ki insan eşrefi-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi,
attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak,
buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse,
iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene başı dik,
gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.



25. Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak;
nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.


26. Kainat yekvücut, tek varlıktır. Herkes ve herşey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden
zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda
tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.



27. Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri
öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında
kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda
göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.



28. Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir,
ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.


29. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek
cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil,
sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin
.


30. Hakiki Sufi öyle biridir ki, başkaları tarafından kınansa,
ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile,
o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.


31. Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık;
kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise,
ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.


32. Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


33. Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.
Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise,
insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.


34. Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir.
Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır;
emin bir beldede yaşar.


35. Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrı’ya inanmayan kişi ise
içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar
gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.


36. Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa,
Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar, o çukura kendileri düşer.
Bu sistem karşılıklar esasına göre işler.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz.
Sen sadece buna inan !



37. Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.


38. “Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?”
diye sormak için hiçbir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun,
tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.


39. Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır.
Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır,
merkezinde...
Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.


40. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.
Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi,
semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur.
AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.




şems-in 40 altın kuralı ve hayatı







Elif Şafak ve Aşk



Şems-i Tebrizi


yazının tamamı

kaşımızdakini anlama becerisi



...bir insanın sahip olabileceği
en büyük değerdir...



Bir gün bir adam Leyla' yı pınar başında görür
ve ona
"Sen, hiç de Mecnun'un bahsettiği kadar güzel değilsin" der .

Leyla'nın cevabı düşündürücüdür;

"Sus!" der ,
"Sen Mecnun değilsin."






Leyla'nın güzelliğine ancak Mecnun' un gözüyle bakmalısın ki ,
Onu seyretmenin sırrı sana da görünsün.

Sadi



yazının tamamı

uç zannettiğin düğüm çıkabilir



Unutma

her şey göründüğü gibi değildir ...

ve

görünenler herşey değildir ...





herşey göründüğü gibi olmayabilir



not:
benim hep aklımda ...





yazının tamamı

göklerde dolaşan kırmızı bir balondur aşk



Her şeye boşver, dolu dolu yaşa.

Madem ki bir aşkın var, ne güzel, tadını çıkar.

Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi
yazmışsın bana.

Her şeye boşver ve aşkı yaşa...
İlle de büyük aşk olması gerekmez; yaşanan her aşk
büyüktür, yeter ki tadını çıkarmasını bil.

Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden,
günü gününe sev, sevginin tadını çıkar.

Sevgide geleceği düşünürsen aşkı,
bombok edersin. Sakın haaa!
Sonsuz, monsuz diye karşındakinin başını yeme!

Her şeye boşver; öylesine sev ki,
sevdiğini bile umursama, salt kendin için sev,
bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle...

Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın
sevgiler kalır sonunda, ne şu, ne de bu...

Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan
- ne yazık ki gerekli olan- gereklerdir.

Aslolan aşktır yaşamda.

Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye
aşkı yaşayarak sev.

İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme.
İster sürer, ister sürmez.
Sen o anı yaşa yeter ki...

Yitirdiğin zaman; yaşadıklarını kazanmış olacaksın.
Sonunda elbet yitireceksin, ama yitireceğini hiç
düşünme; çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da...

Anılar kazanıyorsun daha ne,
iç o zaman, sarhoş ol...

Yüce şeyler düşünme severken,
sevgiyi berbat edersin; çünkü sevginin
kendisinden daha yüce bir şey olamaz.

Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan...

Sakın kuşkulara kapılma.
Karşındakini didikleme, yiyip bitirme!

Türk gelenekleri şöyle, görenekleri öyle...
Sakın bu aptallığı yapma!

Severken yirmi yıl sonrasını değil,
yirmi dakika sonrasını bile düşünme,
sevginin içine edersin!

An an yaşa, derin derin hem de...

Afferin sana!

Çok sevindim. İşe güce boşver.
Artık sana ne Surname'yi,
ne de başka şeyi soruyorum.

Keyfince yaşa, sev...
Sevildikçe sev,
sevilmeyince de tastamam boşver ve
o zaman o güzelim yalnızlığına sarıl.

O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir
ve sonunda onun koynuna girmek için
kendi kollarımızla kendimizi sararız.

O zaman da hiç üzülmeyeceksin.
Çünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız var;
günün birinde anamız bile bizi bırakır gider
ama o yalnızlığımız, biz yaşadıkça bizi hiç bırakmaz!

Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev!

Hadi, sevgiyle öperim.

Yaşa sen!

Aziz NESİN / Yaşa sen



aşk


yazının tamamı

geride kalanlara faydam olsun



Ey sokak !
Sen bozuk ve çamurlusun .
Seni düzeltmeseler de ,
senden geçeceğim ...


Ey adam !
Sen de bozuk ve çamurlusun .
Ama seni düzeltmeden
g e ç e m e y e c e ğ i m !


özdemir asaf



ey adam!



yazının tamamı

büyüyünce ne olmak istiyorsun








" 5 yaşındayken annem hayatın anahtarının mutluluk
olduğunu söylerdi .
Okula başladığımda/gittiğimde bana
büyüyünce ne olmak istediğimi sordular .
Bende m u t l u yazdım .
Bana ödevimi anlamadığımı söylediler ,
Bende onlara , (asıl) onların hayatı anlamadığını söyledim . "





yazının tamamı

sevgi şiddetten daha güçlüdür



Yumruklarınızı sıkarak bana geldiğiniz takdirde,
benim yumruklarımı iki misli sıkacağıma inanabilirsiniz .

Fakat bana gelirde ,

gelin şu meseleyi birlikte konuşalım ,
anlaşmazlığın sebebini anlayalım derseniz ,

çok geçmeden aramızda ciddi bir ayrılık bulunmadığını

bilakis anlaştığımız noktaların ,
ayrıldığımız noktalardan çok fazla olduğu belirir

ve

birlikte hareket etmemize hiçbir mani bulunmadığı derhal anlaşılır ...


wilson









yazının tamamı

kariyer planlaması






müthiş bir kariyer planlama örneği








yazının tamamı

başınız dertte demektir



belli bir yaşa geldiğinizde
herkesin üzerinize gelmesinin nedenini hatırlarsınız ,
herkese inanırsınız .

ama birilerinin mutlaka yalan söylediğini de bilirsiniz,
belki de herkes yalan söylüyordur.

etrafınızda olanları görmediğinizde ,
başınız dertte demektir !



" Carlito's Way " isimli filmden



carlitonun yolu





yazının tamamı

benim dengemi bozmayınız



Sizin alınız al inandım

Morunuz mor inandım

Tanrınız büyük amenna

Şiiriniz adamakıllı şiir

Dumanı da caba

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız


Bütün ağaçlarla uyuşmuşum

Kalabalık ha olmuş ha olmamış

Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum

Ama ağaçlar şöyleymiş

Ama sokaklar böyleymiş

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız


Aşkım da değişebilir gerçeklerim de

Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı

Yan gelmişim diz boyu sulara

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum

Hiçbirinizle dövüşemem

Siz ne derseniz deyiniz

Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım

Sizin morunuz mor inandım

Ben tam dünyaya göre

Ben tam kendime göre

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız .







Şiir :

Turgut Uyar

" Tel Üstündeki Cambazın Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir "


Şarkı :

Sezen Aksu

" Denge "


... dinlemek isterseniz ...




Ve bu da benim en sevdiğim,
en sevdiğim, en sevdiğim şarkılardan birisi ...

Comfortably Numb - Pink Floyd - The Wall






yazının tamamı

imkansız



" İmkansız ,

bu dünyayı değiştirebilecek gücü
içlerinde keşfetmek yerine ,

kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan,
küçük insanların ortaya attığı büyük bir kelimedir .

İmkansız bir gerçeklik değil, bir görüştür .

İmkansız bir iddia değil , meydan okumadır .

İmkansız potansiyeldir .

Geçicidir .

İmkansız yoktur ... "


Impossible is nothing ... A d i d a s


İmkansız diye birşey yoktur ,
sadece gerçekleşmesi biraz zaman alabilir !












yazının tamamı

hayatın özeti



" Hayat

bir çok kişi için ,

yiyip içip ölümü beklemektir . "


Cenap Şahabettin


hayatın özeti



yazının tamamı