hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü.hülyaca ❤: Ekim 2009
Adamın birisine; "Neden insan ağır yük taşımaya dayanıyor da, ağırlık veren bir kişinin sözlerine tahammül edemiyor?" diye sordukları zaman o zat şöyle demiş:
"Yük taşırken insanın bütün organları birbirine yardımcı olur. Fakat ağırlık veren adamın sözleri, vücudun dayanma gücü olmaksızın yalnızca ruha yüklenir.
Kabul etmek lazım ki; ruh da tek başına böyle bir ağırlığa dayanamaz!"
Genç bir adam , yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı.
Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.
Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı.
Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? "O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?"
Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı."
Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”
Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır."
Ne diyeceğini bilemez halde, genç adam boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.
Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :
Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.
hemen gözlerini kapat ve sadece hayal et. bu kadar kolay gözlerin kapalı sesimi takip et
yemyeşil bir patikadan geçiyorsun. patikanın sağ ve sol tarafında büyük ağaçlar var. ağaçların ardındaki yeşillikler, rengarenk çiçekler arasında yürüyorsun. etrafta yeşilin binlerce tonu... derin bir nefes alıyorsun. aldığın bu nefeste bu güzel rüyayı ve ormanın kokusunu iyicene içine işliyorsun. her adımında daha çok gevşiyor daha çok keyif alıyorsun. kafanı kaldırıyorsun gökyüzünün derin maviliğine bakıyorsun. masmavi bulutsuz bir gökyüzü. güneş sana göz kırpıyor güneş ışıklarının bütün bedenini ısıttığını şu anda hissediyorsun.
doğayla içiçesin heryerde çimen kokusu toprak kokusu kuş cıvıltılarını dinliyorsun. her adımında daha çok gevşiyor etrafının daha çok farkına varıyorsun. yeşil bir huzurdasın mavi bir özgürlükte... sadece sen varsın ve senin yaratmış olduğun o doğa.
her adımında kendini daha çok seviyorsun.
her adımında kaygılarını geride bırakıyorsun. derin bir nefes alıyorsun ve veriyorsun. etrafta mis gibi nergislerin kokusu. sen adım attıkça o büyülü koku bütün bedenini sarıyor şifalanıyorsun...
ormanlı yolu geçiyorsun. her adımında sıkıntılarını endişelerini arkanda bırakıyorsun. karşında ufak bir yamaç ve yemyeşil bir tepe. için coşkuyla doluyor. yamacı hızlı adımlarla koşmaya başlıyorsun. her adımında bedenini daha güçlü hissediyorsun kendini daha dinamik daha olumlu, sorunlarından daha uzak bir köşeye çekilirmişçesine hızla koşuyorsun.. bir iki üç.... on... işte tam tepenin üzerindesin!
sesimi takip et.
şırıl şırıl akan bir dere.köklü bir söğüt ağacı. heryer yemyeşil. hala kulaklarında kuş cıvıltıları. yamacı çıktın. yoruldun. söğüt ağacının altına uzandın. dinle işte... çimenlerin bedenine toprağın bedenine değmesine izin ver şimdi ve şu anda. bunu hissediyorsun...
sesimi takip et... gözlerin kapalı.
vücudun bir kuş tüyü kadar hafif. gökyüzü masmavi sana gülümsüyor. etrafta inanılmaz güzel bir sessizlik var. gezin bu sessizlikte.kafanı kurcalayan ne varsa bütün sıkıntılarını geride bıraktın.
sadece sessizliğin sesini dinle. ormanın ve yeşilliğin büyülü kokusunu içine çek. derin bir nefes al nefesini verirken gevşe. iyicene derinleşiyorsun.doğayla bir bütünsün. yaratıldığın için şükrediyorsun. şimdi söyleyeceklerimi kendin için yüksek sesle tekrarla. hazırsın bütün vücudun gevşedi.doğayla bütünleştin. sıkıntılarını yamacı çıkarken geride bıraktın. seni rahatsız edecek hiçbir düşüncen yok. burası senin rahatlamam gevşeme huzur bulma bahçen.
sesimi takip et...
huzurun farkındasın.mutlusun. kaygılardan uzaktasın.sadece kendin için buradasın. kendine söyle. kendimi seviyorum.kendimi onaylıyorum. ben başarılıyım. ben mutluyum. yaşamla bir bütün içindeyim.kendime güveniyorum. önüme çıkacak engelleri aşacak kadar kuvvetliyim.
bundan sonra hayatında ne yaşarsan yaşa olayların pozitif yönlerini görmeye başlayacaksın.
söyle...
pozitif düşünmeye karar verdim ve hayatıma geçirmeye söz veriyorum. kendime olan saygım yükseldi.özgüvenim arttı. hayat hakkında yaşam hakkında ve geleceğim hakkında endişelerim yok artık... iyimserlikle nefes alıyorum. istekle mutlulukla kendine güvenen dünyayı seven sevdiklerimle güzel bir yaşamı hakeden bir insanım. bütün korku kaynaklarımı geride bıraktım. öfkelerimi geride bıraktım.
ben değişim için hayatımı en güzeliyle yaşamak için herşeye sahibim. şimdi ve şuanımda her zaman mutlu başarılı sağlıklı huzurlu bereketli hayattan zevk alan sonsuz şimdi şu güzel anın içinde. bunu her anıma özümseyerek yaşamımda görmek yaşamak hissetmek için kendime izin veriyorum.
daha mutlu olmak için kendime izin veriyorum. daha pozitif olmak için kendime izin veriyorum. daha huzurlu olmak için kendime izin veriyorum. problemleri daha rahat aşmak için kendime izin veriyorum. kendimi sevmeye izin veriyorum.
kendimi seviyorum.
sonsuz şimdi anın içinde yaşamıma saydığım bütün güzellikleri görmek için kendime izin veriyorum.
kendimi sevmeye izin veriyorum.olumlu duygularımı ortaya çıkarmak sonsuz anımın içinde yaşamak için kendime izin veriyorum.sonsuz şimdi anın içinde.
bütün bereket tarlaların içinde. içimden aklımdan ruhumdan geçen hangi isteğim olursa olsun bunu yaşamımda görmek için dokunmak için hissetmek için bol bereket için kendime izin veriyorum.
kendimi seviyorum.
doğayla özdeştin kendine olumlu telkinler verdin. şimdi sıra bu telkinleri alıp hayata geçirmekte. aslında şuanda hayatında sadece farkında ol sadece kendini sev.
sevgini sevdiklerinle paylaş kendini ertelemeden bu olumlu duyguları yaşayacaksın.
şimdi söğüt ağacının altından yavaşça kalk derin bir nefes al ve bütün bedenine ve bütün hücrelerine oksijenin gittiğini hisset ve hızla koşmaya başla...
patikadan aşağıya koşuyorsun. koştukça bedenindeki gevşeklik tamamen enerjiye dönüşüyor. mutluluğa dönüşüyor birazdan gözlerini açtığında kendini harika hissedeceksin.
ilk geldiğimiz yoldayız derin bir nefes al, nefesini verirken bütün vücudundaki gevşekliğin gidip sana huzur ve mutluluk olarak dönmesine izin ver.
aç gözlerini...
işte böyle...
kendini sevdiğini tekrarla...
bütün olumlamalar hayatında. kendini tebrik et. sen mükemmelsin. sen kendini seven kendinle barışık başarılı bir insansın. bolluk ve bereket içindesin herzaman istediğini elde edebilecek kadar düşünce gücüne sahipsin...
Sessizce oturup zihnini dinlersen birçok sesle karşılaşacaksın. O seslerin ne kadar tanıdık geldiğine de şaşıracaksın. Seslerin bazıları dedene, bazıları büyük annene, bazıları babana, bazıları annene, bazıları din adamına, bazıları öğretmenine, bazıları komşularına, dostlarına veya düşmanlarına aittir. Tüm bu sesler içinde bir kalabalık oluşturur ve sen kendi sesini bulmak istediğinde bu neredeyse olanaksızdır çünkü kalabalık fazla yoğundur.
Aslında kendi sesini unutalı epey zaman olmuştur. Sana hiçbir zaman kendi fikirlerini dile getirebileceğin özgürlük tanınmamıştır. Her zaman itaat etmen öğretilmiştir. Sana büyüklerin ne zaman bir şey söylerse evet demen öğretilmiştir. Öğretmenlerinin veya din adamının yaptıklarını yapman öğretilmiştir. Hiç kimse sana kendi sesini aramanı söylememiştir: “Senin kendine ait bir sesin var mı yoksa yok mu?”
Bu yüzden kendi sesin çok kısık kalmıştır ve diğer sesler çok yüksek, çok buyurgandır çünkü onlar emir verdikleri için sen kendine rağmen bunlara uymuşsundur. Onlara uymak gibi bir niyetin yoktu çünkü bunun doğru olmadığını biliyordun. Fakat kişi saygınlık kazanabilmek, kabullenilebilmek, sevilebilmek için itaat etmek zorundadır.
Doğal olarak içinde eksik olan tek bir ses, tek bir kişi var; ve o da sensin. Yoksa tam bir kalabalık söz konusu. Ve bu kalabalık sürekli olarak seni deli ediyor çünkü seslerden biri “Bunu yap!” derken bir diğeri, “Bunu asla yapma! Sakın o sesi dinleme!” diyor ve sen ikiye bölünüyorsun.
Tüm bu kalabalığın geri çekilmesi gerek. Tüm bu kalabalığa şunu söylemek gerek: “Artık beni lütfen yalnız bırakın!”
Dağlara veya ücra ormanlara kaçmış olan kimseler aslında toplumdan kaçmıyor, kendi içlerindeki kalabalığı dağıtabilecekleri bir yer arıyorlar. Ve içinde kendilerine yer edinmiş insanların belli ki gitmeye gönlü yoktur.
Oysa kendi başına, hak ettiğin şekilde bir birey haline gelmek, bu daimi çatışma halinden, içindeki karmaşadan kurtulmak istiyorsan onlara güle güle demek zorundasın; sesler büyük bir saygı duyduğun babana, annene veya dedene ait olsa bile. Seslerin kime ait olduğunun hiç önemi yok. Kesin olan bir şey var: Onlar sana ait değil. Seslerin sahipleri kendi zamanlarında yaşamışlardı ve g eleceğin neler getireceğine dair hiçbir fikirleri yoktu. Çocuklarını kendi deneyimleriyle yüklediler, oysa onların deneyimleri bilinmeyen gelecekle örtüşmeyecektir.
Onlar çocuklarının bilgi ve bilgelik sahibi olmalarına böylelikle de yaşamlarının kolaylaşmasına ve rahatlamasına yardımcı olacaklarını düşünürler, oysa tam olarak yanlış şeyi yapmaktadırlar. Tüm iyi niyetlerine karşın çocuğun doğallığını, kendi bilincini, kendi ayakları üzerinde durabilme ve atalarının hiçbir fikre sahip olmadığı yeni geleceğe yanıt verebilme yetisini yok ediyorlar.
O yeni fırtınalarla, yeni durumlarla karşılaşacaktır ve buna yanıt verebilmek için de yepyeni bir bilince ihtiyacı vardır. Ancak o zaman yanıtı meyve verebilecektir; ancak o zaman uzayıp giden bir keder değil, zafer dolu bir yaşamı olabilir, son nefesine kadar derinleşmeye devam eden, an be an dansla dolu bir yaşam. O, ölüme dans ederek, neşe içinde gider.
Prebhati, birden fazla insan olduğunu fark etmeye başlaman iyiye işaret. Herkes öyledir! Ve bunun farkına vararak o kalabalık insan topluluğundan kurtulabilirsin.
Sessizleş ve kendini bul.
Kendini bulmaksızın o kalabalıktan kurtulman da çok güç olur çünkü o kalabalığın içindeki herkes “ben senim” yanılsamasına kapılmıştır. Ve senin buna katılmak veya karşı çıkmak gibi bir şansın yoktur.
Bu yüzden bu kalabalıkla kavgaya tutuşma. Bırak onlar kendi aralarında kavga etsinler; onlar zaten bu konuda oldukça başarılıdırlar. Sen o arada kendini bulmaya çalış. Ve kim olduğunu artık bildiğin zaman onlara evi terk etmelerini emredebilirsin; bu gerçekten de bu kadar basittir! Ama önce kendini bulman lazım.
Sen artık orada olduğunda, efendi orada olduğunda ev sahibi de oradadır. Ve kendini evin reisi sanan herkes yavaş yavaş dağılmaya başlar. Kalabalığa sahip olmayan kişi Zerdüşt’ün en büyük umudu olarak söz ettiğimiz gerçek “Süpermen”dir.
Kendi olabilen, geçmişin yükünden sıyrılabilmiş, ondan kopmuş, özgün, bir aslan kadar güçlü ve bir çocuk kadar masum olan kişi yıldızlara, hatta yıldızların da ötesine ulaşabilir; onun geleceği altındandır.
Şu ana kadar insanlar hep altın geçmişten söz ettiler. Benim insanlarım altın geleceğin dilini öğrenmek zorunda.
Tüm dünyayı değiştirmene hiç gerek yok; yalnızca kendini değiştirdiğinde dünyayı değiştirmeye zaten başlamışsındır bile çünkü sen de onun bir parçasısın. Tek bir insan bile değiştiğinde bu değişlik binlerce ve binlerce insana yayılacaktır.
O, süpermenin doğmasına neden olacak bir devrimi tetiklemiş olacaktır.
Berber, piyasaya borcundan dolayı son derece umutsuz ve bitkin müşterisini traş ederken
“Kafana takma” demiş,
“Bir adam biliyorum 5 bin dolar borcu vardı, kullandığı aracı dimdik bir uçurumun tam ucuna getirdi, bir saate yakın ayak frende kımıldamadan durdurdu, bu durumun nedenini öğrenip endişeye kapılan vatandaşlar aralarında para topladılar, paraya kavuşup rahatlayan adam taktı geri vitese ve hayata döndü!”
Müşteri “inanılmaz” demiş, “Kimmiş bu iyi insanlar yahu?”
Berber cevaplamış: “Kullandığı otobüsün içindeki vatandaşlar!”
İlgilendiğim bir çalışma için, iş kanunuyla alakalı bir araştırma yaparken , sigortalının haklarından bazıları dikkatimi çekti.
Aslında ne kadar çok hakkımız var ama sanırım bazılarımızın haklarını arayacak cesaretleri yok !
Ekteki "İş kanununa göre meslek hastalıkları" isimli powerpoint sunumda
detayları görebilirsiniz.
Sigortalının işyerinde iken, kendisine hemen veya sonradan beden veya ruhça arızaya uğratan bir olay, başkaca hiçbir koşul aramaksızın SSK açısından iş kazasıdır. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için işin yürütümü ile ilgili, ya da dış etkenlerle oluşmuş veya aniden olmasında bir zorunluluk olmayacağı böyle bir sınırlamanın yasaca öngörülmediği için benimsenemeyeceği de tartışmasızdır.
Buna göre; sigortalının işyerinde intihar etmesi hali iş kazası sayılır.
(Y.10.H.D. 29.03.1979,E.8413, K. 2759)
506 sayılı kanunun 11/A maddesince iş kazası;
"Önceden planlanmamış ve çalışma programına alınmamış; - kişisel yaralanmalara, - araç ve gereçlerin zarara uğramalarına - hatta bir süre üretimin durmasına neden olan beklenmedik ani bir olaydır."
SSK’nın 11. maddesi iş kazasını çok açık tarif etmiştir.
Genelde yapılan tarif ise;
"işçinin işverenin emrinde iken veya gördüğü bir iş dolayısıyla aniden ve dıştan gelen bir etkenle bedence veya ruhça zarara uğraması iş kazasıdır.”
"Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum."