biz dile söze bakmayız, gönle hale bakarız
...
Öte alemden onun sesiyle sıyrıldım.
"Şems iyimisin? Ayakta durma gel otur.
Solgun gözüküyorsun"
dedi Mevlana.
Zorlukla tebessüm ettim ama söyleyeceklerimin ağırlığı
koca bir değirmentaşı gibi boynumda asılı kaldı.
Sesim kısık, kırılgan çıktı.
"Pek iyi değilim aslında. Çok susadım, lakin bu evde
susuzluğumu giderecek hiçbirşey yok."
"O zaman gidip bir Kerra' ya sorayım,
canın ne çekiyorsa söyle hazırlasınlar." dedi.
"Yok istemem. Bana gereken şey mutfakta değil ki, meyhanede!
İçimden sarhoş olmak geliyor bu akşam."
Rumi' nin yüzünden bir endişe bulutu geçti.
Kafası karışmış gibiydi.
"Testini mutfakta dolduracağına, meyhanede doldursana"
dedim.
"Nasıl yani? Sana şarap mı alayım?"
diye tereddütle tekrarladı koca alim.
"Aynen öyle. Sade bana değil. Gidip ikimize birden
şarap alsan pek makbule geçer. İki şişe kafi, biri sana biri bana.
Yalnız bir ricam olacak. Meyhaneye vardığında
alelacele şişeleri kapıp buraya gelme.
Birazcık oralarda oyalan. İnsanlarla sohbet et.
Ben seni burada bekliyor olacağım. Aceleye mahal yok."
Mevlana yarı isyan yarı kaygıyla baktı yüzüme.
O an ta Bağdat'a yoldaşım olmak isteyen kızıl saçlı çömez
geldi aklıma. Başkalarının kendisi hakkında
ne düşündüğüne kafa yormaktan fırsat bulup da
tasavvuf deryasına dalamamıştı. Acaba benzer şekilde,
itibar kaygısı Rumi'yi bu yolda ilerlemekten alıkoyacak mıydı?
Ama Mevlana anlık tereddütten sonra ayağa kalkıp,
"Pekala, olur" manasında başını salladı.
dedi ki:
"Bu yaşa kadar ne meyhaneye gittim, ne ağzıma
bir damla şarap koydum. İçki içmek doğru değil zannımca.
Ama sana itimadım tam. Zira inanıyorum ki sen benden
boş yere böyle birşey istemezsin. Muhakkak ki
görmemi arzu ettiğin bir hakikat var.
Senin hatırın için, dost, dediğin yere gideceğim.
Nefsimin ağrına gitse de, ayaklarıma zor gelse de
şanıma leke düşürse de bu iş,
o şarabı alıp senin için buraya getireceğim."
Böyle dedikten sonra veda edip çıktı.
O odadan çıkar çıkmaz, dizlerimin üstüne düştüm,
secde ettim. Rumi'nin bıraktığı tespihe sarıldım,
Rabbime defalarca defalarca şükrettim.
Bana böyle harikulade bir yoldaş verdiği için dua etttim.
Mevlana coşkun bir nehirdir.
Yerinde saymayan, tüm insanlığı ve varoluşu kucaklayan,
kimseye karşı bir önyargısı olmayan,
hep daha öteleri merak ve keşf eden,
çağıl çağıl berrak bir nehir...
Benim tek yaptığım o nehrin önündeki seddi yıkmaktı.
O kadar...
... ve sonrasında ...
Mevlana, Şems'in dediği gibi meyhaneye gider ve
orada müşterilerle sohbet eder.
O sohbetten beni(hülya) en çok etkileyen bölüm;
"Dostlarım, şarap masum bir içecek değildir çünkü
içimizdeki en pespaye yanları ortaya çıkarır.
Kanaatimce içkiden uzak durmalı.
Bununla beraber, unutmamalı,
yaptıklarımızdan meyi de meyhaneciyi de sorumlu tutamayız.
Şaraptan evvel nefslerimizdeki düşmanca küstahlığı,
riyakarlığı, kindarlığı, katılığı, saldırganlığı kovmalıyız.
Ve en nihayetinde içen içer, içmeyen içmez.
Kimsenin kimseyi zorlamaya hakkı yoktur.
Çünkü dinde zorlama yoktur."
Elif Şafak / Aşk

Bi'şeyler içmek bahane,
Şems ve Mevlana "dostluğu" şahane...
Hayatımızda kimileriyle Bihter'le Behlül olmaya can atarız,
kimileriyle ise Şems ile Mevlana...
Ben, Şems'le Mevlana'nın dostluğuna ve birlikte
yaptıkları güzel işlere o "ruh eşdeşliğine" hayranımdır.
Kendimi hep Şems(ruhen) olarak düşünmüşümdür,
Şems güneş anlamına gelir ayrıca.
O yüzden bana ait heryerde güneş sembolü vardır.
Biliyorum bi'gün bi'yerlerde bi' Mevlana ruhu
benimde mutlaka karşıma çıkacak
ve biz onunla kafa kafaya verip içinde "iyilik" olan
çok güzel işler yapacaz,
gelecek nesiller bizden bahsedecek.
Aynı şeyi sizin içinde diliyorum, Bihter yada Behlül çok
bulmak isteyene / almak isteyene (-ki bu da gerekli)
ama hayata dair güzel kalıcı şeyler yapabileceğin,
işin içine maddiyatı karıştırmadan, ruhani boyutta
"eş" olup "tek" olup "dost" olup birşeyler yapabileceğin
insan çok az...
“Şems mi Mevlana' yı yetiştirdi,
Mevlâna mı Şems’e mürşid oldu?”
Sevgimle, sağlıcakla kalınız...




