hülya konar'ın kişisel değişim ve gelişim, kariyer, iş hayatı, insan ilişkileri konusunda bilgi, kişisel tecrübe ve gözlemlerini paylaştığı web günlüğü. hülyaca ❤: Şubat 2010
8 ツ

biz dile söze bakmayız, gönle hale bakarız



...
Öte alemden onun sesiyle sıyrıldım.

"Şems iyimisin? Ayakta durma gel otur.
Solgun gözüküyorsun"
dedi Mevlana.

Zorlukla tebessüm ettim ama söyleyeceklerimin ağırlığı
koca bir değirmentaşı gibi boynumda asılı kaldı.
Sesim kısık, kırılgan çıktı.

"Pek iyi değilim aslında. Çok susadım, lakin bu evde
susuzluğumu giderecek hiçbirşey yok."

"O zaman gidip bir Kerra' ya sorayım,
canın ne çekiyorsa söyle hazırlasınlar." dedi.

"Yok istemem. Bana gereken şey mutfakta değil ki, meyhanede!
İçimden sarhoş olmak geliyor bu akşam."

Rumi' nin yüzünden bir endişe bulutu geçti.
Kafası karışmış gibiydi.

"Testini mutfakta dolduracağına, meyhanede doldursana"
dedim.

"Nasıl yani? Sana şarap mı alayım?"
diye tereddütle tekrarladı koca alim.

"Aynen öyle. Sade bana değil. Gidip ikimize birden
şarap alsan pek makbule geçer. İki şişe kafi, biri sana biri bana.
Yalnız bir ricam olacak. Meyhaneye vardığında
alelacele şişeleri kapıp buraya gelme.
Birazcık oralarda oyalan. İnsanlarla sohbet et.
Ben seni burada bekliyor olacağım. Aceleye mahal yok."

Mevlana yarı isyan yarı kaygıyla baktı yüzüme.
O an ta Bağdat'a yoldaşım olmak isteyen kızıl saçlı çömez
geldi aklıma. Başkalarının kendisi hakkında
ne düşündüğüne kafa yormaktan fırsat bulup da
tasavvuf deryasına dalamamıştı. Acaba benzer şekilde,
itibar kaygısı Rumi'yi bu yolda ilerlemekten alıkoyacak mıydı?

Ama Mevlana anlık tereddütten sonra ayağa kalkıp,
"Pekala, olur" manasında başını salladı.
dedi ki:

"Bu yaşa kadar ne meyhaneye gittim, ne ağzıma
bir damla şarap koydum. İçki içmek doğru değil zannımca.
Ama sana itimadım tam. Zira inanıyorum ki sen benden
boş yere böyle birşey istemezsin. Muhakkak ki
görmemi arzu ettiğin bir hakikat var.
Senin hatırın için, dost, dediğin yere gideceğim.
Nefsimin ağrına gitse de, ayaklarıma zor gelse de
şanıma leke düşürse de bu iş,
o şarabı alıp senin için buraya getireceğim."

Böyle dedikten sonra veda edip çıktı.

O odadan çıkar çıkmaz, dizlerimin üstüne düştüm,
secde ettim. Rumi'nin bıraktığı tespihe sarıldım,
Rabbime defalarca defalarca şükrettim.
Bana böyle harikulade bir yoldaş verdiği için dua etttim.
Mevlana coşkun bir nehirdir.
Yerinde saymayan, tüm insanlığı ve varoluşu kucaklayan,
kimseye karşı bir önyargısı olmayan,
hep daha öteleri merak ve keşf eden,
çağıl çağıl berrak bir nehir...
Benim tek yaptığım o nehrin önündeki seddi yıkmaktı.
O kadar...

... ve sonrasında ...

Mevlana, Şems'in dediği gibi meyhaneye gider ve
orada müşterilerle sohbet eder.
O sohbetten beni(hülya) en çok etkileyen bölüm;

"Dostlarım, şarap masum bir içecek değildir çünkü
içimizdeki en pespaye yanları ortaya çıkarır.
Kanaatimce içkiden uzak durmalı.
Bununla beraber, unutmamalı,
yaptıklarımızdan meyi de meyhaneciyi de sorumlu tutamayız.
Şaraptan evvel nefslerimizdeki düşmanca küstahlığı,
riyakarlığı, kindarlığı, katılığı, saldırganlığı kovmalıyız.
Ve en nihayetinde içen içer, içmeyen içmez.
Kimsenin kimseyi zorlamaya hakkı yoktur.
Çünkü dinde zorlama yoktur."


Elif Şafak / Aşk






Bi'şeyler içmek bahane,
Şems ve Mevlana "dostluğu" şahane...

Hayatımızda kimileriyle Bihter'le Behlül olmaya can atarız,
kimileriyle ise Şems ile Mevlana...

Ben, Şems'le Mevlana'nın dostluğuna ve birlikte
yaptıkları güzel işlere o "ruh eşdeşliğine" hayranımdır.
Kendimi hep Şems(ruhen) olarak düşünmüşümdür,
Şems güneş anlamına gelir ayrıca.
O yüzden bana ait heryerde güneş sembolü vardır.

Biliyorum bi'gün bi'yerlerde bi' Mevlana ruhu
benimde mutlaka karşıma çıkacak
ve biz onunla kafa kafaya verip içinde "iyilik" olan
çok güzel işler yapacaz,
gelecek nesiller bizden bahsedecek.

Aynı şeyi sizin içinde diliyorum, Bihter yada Behlül çok
bulmak isteyene / almak isteyene (-ki bu da gerekli)
ama hayata dair güzel kalıcı şeyler yapabileceğin,
işin içine maddiyatı karıştırmadan, ruhani boyutta
"eş" olup "tek" olup "dost" olup birşeyler yapabileceğin
insan çok az...

“Şems mi Mevlana' yı yetiştirdi,
Mevlâna mı Şems’e mürşid oldu?”



Sevgimle, sağlıcakla kalınız...



yazının tamamı

yaramaz çocuk gibi zihnimi kurcalayasım var



Bu hafta okuduğum kitap, dergi ve yazıların içinden ...





"Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim;
Beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim.
Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim.
Evren, ne yazık ki, gerçek;
Ben, ne yazık ki, Borges’im."

Jorge Luis Borges


"Bir evdeki eşyaların düzenlenişi,
o evde yaşayanın kafa yapısına dair önemli ipuçları verir;
bu eşyalar adeta o karaktere dair sözsüz ve eylemsiz hazinelerdir."
Alain de Botton


"Ben öküzden korkarım çünkü onun silahı var ama aklı yok."
İbni Sina


"Eskiden gerçek olmadığını düşündüğüm şeyler, şimdi bana,
bazı açılardan, bir zamanlar gerçek olduğunu sandığım ama
artık gerçek gibi görünmeyen şeylerden daha gerçek geliyor."
Fred Alan Wolf


"Bilgeler sürekli yağmur boşanırken sokaktaki kalabalığa
evlerinize girin de ıslanmayın diye bağırırlar.
Sesleri duyulmazsa sokağa çıkıp herkesle birlikte
boşu boşuna ıslanmazlar;
başkalarını budalalıktan kurtaramayınca
evlerinde oturup kendilerini korurlar tek başlarına."
Platon


"İki insan ayrılırken şefkatli konuşan taraf aşık olmayan taraftır."
Proust


“Öyle kişiler vardır ki hangi alanda olursa olsun,
mutluluğa ermiş bir rakibi ile karşılaştıkları zaman,
onda olan bütün iyi şeylere sırt çevirir,
sadece onun kötü şeylerini görürler.
Ama öyle kişiler de vardır ki, tam tersine, bu mutlu rakipte,
her şeyden çok, kendilerini yenilgiye uğratan
üstünlüklerini bulmak ister
ve gönülleri yana yana, onda sadece iyi şeyler ararlar.”
Anna Karenina, Tolstoy


"Herşey güzel giderken bazı şeyleri
görmezden gelmemiz normal belki de.
Eğer bir araba gayet iyi çalışıyorsa,
onun o karmaşık işleyişini öğrenmemize ne gerek var?"
Alain de Botton


"İnsanların arasına dönmeliyim, sıcağı ve güneşi bulmalıyım,
neşeyi, kalabalığı, gürültüyü; bana çektirdikleri sıkıntıları,
acılar ne olursa olsun, onlar insanlığın soluğu."
Gao Xingjian


"...nişanlılığı, "evlenme cesareti olmayanların
bulduğu olağanüstü kaçamak"
ya da "birbirlerine en ufak bir yakınlık duymayan,
ama eninde sonunda anlaşacaklarına inanılan iki güvercini
küçük bir kafese kapatan güvercin satıcılar"na
öykünen dar görüşlü ebeveynlerin stratejisi gibi görüyorsunuz."
Monique Charles


"Elim yaşamımı bağlayabileceğim değerlere uzanmış olarak
felsefeye geldim.Yaşamımın, yüreğin çarpıntılarıyla olduğu
kadar aklın ölçüsüyle de uyumlu olabilmesi için."
Monique Charles


"Yolculuğun, bütün ruhsal süreçler gibi seni henüz tanımadığın
birisi ile karşılaştıracaktır. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini,
hatta gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilemezsin.
Ama karşına çıkacak Yüz'ü tanımadığın gibi,
ne kurallar koyabilir,
ne önceden belirlenmiş bir randevu verebilirsin."
Susanna Tamara


"Yüreğinin bir müzik aleti olduğunu hayal et.
Alışkanlıkla sürekli dokunduğumuz bazı telleri vardır:
hüzün,neşe,öfke,acı,özlem,aşk gibi. Ve bir de daha gizli,
daha derinlerde ve genellikle keşfetmesi zor bir noktada
öyle bir tel vardır ki, onun titreşimi bütün öteki tellerin
sesini daha uyumlu ve güçlü kılar."
Susanna Tamara


"Bizim kardeş beyinlerimiz vardı; yarım sözcükler, yarım cümlelerle,
yalnızca hareketlerle birbirimize çok şey anlatabiliyorduk."
Nietzsche


“Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı;
iyi tarafını da, kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır.
Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim.
Kendini olduğundan az göstermek, tevazu değil, budalalıktır;
kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez;
doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez.
Kendini olduğundan fazla göstermek de,
çok defa gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini
beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak,
kendi kendine hayâsızca âşık olmaktır. Bunun en iyi devası kendinden
söz etmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde
düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır.
Gurur insanın düşüncesindedir;
söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.”
Denemeler, Montaigne


"Hatırlamak başka, bilmek başkadır.
Hatırlamak yalnız belleğe saklanması için
verilmiş bir şeyin muhafaza edilmesidir.
Bilmek ise her şeyi kendinizin bir parçası yapmak demektir."
Seneca


"Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Sandalyeye oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun
o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin.
Ne isterseniz yapın.
Sadece isteklerinizin tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği
üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın."
Adam Fawer / Empati


"Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen
hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu;
ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı
tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması,
bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir,
o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur."
Franz Kafka


"İnsanlar dehanın gücü altında ezilirler, ona karşı kin duyarlar,
paylaşmaksızın aldığı için onun aleyhine iftiralar ederler;
ama eğer deha direnirse insanlar eğilirler.
Şu kadarla anlatayım:
İnsanlar dehayı çamur altına gömmeyi başaramazlarsa
ona diz çöküp taparlar..."
M. Vautrin


"'Rüyalar gerçekleşir mi' diye sordu.
'Benimkilerin bazıları gerçekleşir' dedi yaşlı adam.
'Bazıları, hepsi değil; ve nadir olarak da içlerinden biri
hemen ya da daha hayâl edilirken gerçekleşir' "
J.Tolkien


"Senin için bir değer taşıyorsam,
senin için bir ayna oluşturuyorum da ondan;
içimde bir şey var, sana yanıt veriyor, seni anlıyor.
Aslında bütün insanların birbirleri için
bu tür aynalar oluşturması, birbirlerine böyle
yanıt vermeleri ve uyum göstermeleri gerekir."
Hermann Hesse


“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez,
ama gider düzineyle Tanrı yaratır.”
Montaigne


"Gazete okumak denilen iğrenç, tensel edim sayesinde son yirmidört saat
içinde dünyamızda gerçekleşen felaketler, talihsizlikler, savaşlar,
cinayetler, grevler, iflaslar, yangınlar, zehirlenmeler, intiharlar,
boşanmalar ve bir de devlet adamlarının ve oyuncuların abartılı duyguları,
hiçbir şeyi umursamayan bizler için, bir sabah keyfine dönüşüyor
ve biz bütün bunları, belki biraz abartılı bir heyecanla,
tavsiye üzerine sabahları içtiğimiz birkaç yudum
sütlü kahveyle birlikte hazmediyoruz."
Alain de Botton


"1962'nin güneşli Mart sabahlarından birinde Hannah Arendt'i
taşıyan bir taksi Central Park'a doğru hızlanırken bir kamyonla çarpıştı.
Gözlerini ambulansta açan Arendt kollarını ve bacaklarını hareket ettirdi,
gözlerini yuvarladı, tarihleri, şiir mısralarını ve telefon numaralarını sayarak
hafızasını test etti. Daha sonra yakın arkadaşı Mary McCarthy'ye
olayı şöyle aktarmıştır:
"kısa bir süreliğine yaşam ya da ölüm kararının
bana bağlı olduğunu düşündüm."
Eugene McCarraher (2006)


"İletişimde açıklık ve berraklık çoğu zaman takdir edilse de
zor anlaşılan insanların yada şeylerin bize garip bir şekilde
cazip göründüklerini unutmamamız gerekir."
Alain de Botton


"Van Gogh'un zeytin ağaçları gibi eğilip büküldüğü
sözcüklerin karmaşasına bir son verdim.
Ruhumda ve bilincimde artık tek başıma değildim."
Monique Charles


● ◎


Manastırın baş rahibesi mutlu bir ruh halinde uyandı,
giyindi ve manastırda gezinmeye başladı.
“Günaydın Rahibe Augusta. Tanrı seni korusun.
Halinden memnun musun?”

“Evet, efendim, ama ne üzücü ki siz bu sabah
yatağın ters tarafından kalkmışsınız.”

Baş Rahibe bu yorumu görmezlikten gelip yoluna devam etti
ve başka bir rahibeyle karşılaştı.
“Günaydın rahibe Georgina, iyi görünüyorsun.”

“Evet efendim.
Ama maalesef siz yatağın ters tarafından kalkmışsınız.”

Baş Rahibe, kafası iyice karışmış bir halde bu kez
toy bir rahibeyle karşılaştı,
“Söyle bana yavrum,
sence de mi yatağın ters tarafından kalkmış gibi görünüyorum?”
“Korkarım öyle efendim.”

“Ama, neden?
Size de kuşlar kadar mutlu ve keyifli görünmüyor muyum?”

“Evet efendim ama Peder Vincenzo’nun terliklerini giymişsiniz.”

(:





yazının tamamı

maddenin ardındaki sır ve kuantum



beyninizi kullanın

"Karanlık beynimizin içinde
son derece aydınlık
ve
renkli bir dünya
seyrederiz."










video









yazının tamamı

oyunun amacı zaten olduğum şeyi bulmakmış



"İçinde yaşadığımız tüm bu sistem, bizim güçsüz olduğumuzu
zayıf olduğumuzu, toplumun kötü olduğunu,
suç içinde yüzdüğünü dayatır durur.
Hepsi büyük bir yalan.
Biz güçlüyüz, güzeliz, harikuladeyiz.
Gerçekte kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi
anlamamamız için hiçbir neden yok.
Sıradan bir birey güçlü olamaz diye birşey yok.
Bizler inanılmaz güçlü varlıklarız.

Düşünüyorum da, hayatımın 30 yılını geride bıraktım,
bu 30 yıl boyunca hep birşeyler olmaya çalıştım.
Birşeyleri iyi yapmak istedim,
teniste iyi olmak istedim ve okulda ve notlarımda.

Ve hayata hep şöyle bir perspektiften baktım:
Şu halimle yeterli değilim ama, eğer şu işte iyi olabilirsem...

Şimdi farkettim ki bu oyunu yanlış anlamışım.
Çünkü oyunun amacı zaten olduğum şeyi bulmakmış.
"


"Bizlere kültürümüzde, bireysel farklılıların karşısında durmayı
öğrettiler hep. Bir insana bakıyoruz ve ona hemen
bir yafta yapıştırıyoruz.
Neşeli, aptal, yaşlı, genç, zengin, fakir...

Ve bu ayrımı yaptıktan sonra,
onları kategorilere ayırıyoruz ve o şekilde davranıyoruz.

Ve sonra baktığımızda sadece, ayırdığımız şekilde duran
bizden ayrı birçok insan görüyoruz.

Gerçeği anlamanın en dramatik yönlerinden biri de
başka bir insanla birşeyler paylaşmak ve ansızın
ortak yönlerinizin olduğunu görmek,
sizden farklı olmadığını anlamaktır.

Anlamamız gereken gerçek;
senin içindeki cevher de, benim içimdeki cevher de aynı, tek.
Anlamamız gereken, bir başkası yok.
Aslında herkes tek.

Ben Richard Albert olarak doğmadım, ben sadece bir insan olarak doğdum.
Ve bütün bu, "ben kimim?" ,
"iyi miyim kötü müyüm?" "başarabilir miyim? başaramaz mıyım?"
safhasını sonradan öğrendim.

Hepsi bu yolculuk boyunca öğrenildi.

Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde,
dünya barışı tanıyacak.
"





"Ne ırkçılık, ne cinsel ve dinsel istismar ne de
aşırı milliyetçi hareket eskisi gibi işlememye başladı.
Dünyayı tek bir organizma olarak gören yeni bir bilinç gelişti
ve bu bilinç farketti ki, savaş içindeki bir organizma kendini yok eder."



"Bill Hicks eskiden şovlarını şöyle bitirirdi:

Hayat; lunaparkta bir gezinti gibidir.
ve gezintiye başladığında onun gerçek olduğunu düşünürsün,
çünkü zihinlerimiz bu kadar güçlüdür.
Gezinti bir yukarı, bir aşağı devam eder, döner, döner...
Seni heyecanlandırır, ürpertir ve parlak renklerle doludur.
Ve bir süre çok gürültülü ve çok eğlenceli olur.

Bu gezintide uzun süre kalanlar sorular sormaya başlarlar:
Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezinti mi?

Ve aradan cevabı hatırlayan insanlar geriye dönüp şöyle derler:
Hey, merak etme, korkma sakın.
Çünkü bu sadece bir gezinti. ve biz bu insanları öldürdük.
Susun! Susturun şunu.
korku ve sevgi arasındaki seçim.
Ben bu gezintiye çok yatırım yaptım!
Şu çatılmış kaşlarıma bakın.
Şu büyük banka hesabıma bakın.
Bu gerçek olmalı. (bunlar gerçek olmalı)

Bu sadece bir gezinti.
Ama bunu bize anlatmaya çalışan bütün iyi adamları öldürdük.
Hiç farkettiniz mi bunu?
Ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik.

Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti.

Ve bunu istediğiniz zaman değiştirebilirsiniz.

Bu sadece seçim meselesi.

Şimdi seçim yapın...

Korku ve sevgi arasında.
"


Zeitgeist


Konuşmacılar :
Tim Galloway, Richard Albert, Carl Sagan, David Icke






Kaynak

http://www.zeitgeistmovie.com/




yazının tamamı